Türk Müziği Dinleyicisiz Yaşayamaz

         ESKADER’in Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde Türk müziğinin meseleleri konuşuldu ve üç ayrı vakıf ve derneğin başkan ve vekilleri “Türk müziğine nitelikli dinleyici kazandırmalı.” görüşünde birleştiler.

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta Türk müziğinin meseleleri masaya yatırıldı. Toplantı çocuk ve gençlerin Türk müziğine yabancılaşmasından doğan sakıncalar konusunda yoğunlaşırken günümüzdeki kültür tahribatının ve müziğin duygusundan uzakta kalan yeni neslin doğru icra edilmiş Türk müziğini doğru anlaması gerektiği üzerinde fikir yürütüldü ve mevcut şartlar değerlendirildi. Türk Müziği Konseyi Başkanı Yard. Doç. Göktan Ay’ın yönettiği program Türk müziğinin son durumu anlamak bakımından bir beyin fırtınası yapılmasını sağladı. Programın takdimini yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, son yıllarda Türk müziğine büyük bir ilginin gözlendiğini, bu konudaki temel meseleleri uzmanları davet ederek ele almayı düşündüklerini söyledi ve sözü Göktan Ay’a verdi.

TRT’YE BASKI YAPILMALI

         Göktan Ay, ömrünü müziğimize adamış olan insanların zaman zaman buluşmaları ve problemler karşısında çözüm üretmeye çalışmaları gerektiğini belirterek toplantıyı başladı ve ilk olarak sözü Bakırköy Musiki Vakfı Başkanı Hikmet Özkahraman’a verdi. Bakırköy Musiki Konservatuvarı’nın temellerini 1985 yılında Ataköy’de bir şantiye binasında attıklarını anlatan Hikmet Özkahraman, kısa zamanda katılımcıların artarak bugün 400’ün üzerine çıktığını söyledi. 1989 yılında Bakırköy Musiki Derneği’ni kurduklarını, 1999 yılında da bu derneğin vakfa dönüştüğünü belirten Özkahraman, Bakırköy’ün tarihî binalarından olan İspirto Binası’nda vakfın faaliyetlerini yürüttüğünü, Orhan Kızılsavaş’ın şefliğinden sonra uzun yıllar Mehmet Güntekin ile çalıştıklarını, sonrasında şefliği Erol Bingöl’ün üstlendiğini, 2002’den günümüze kadar ise Faruk Salgar ile çalışmaya devam ettiklerini ifade etti. Vakfın fizikî şartlarının yanı sıra koroları ile ilgili de bilgi aktaran Özkahraman, Göktan Ay’ın günümüz Türk müziğinin sıkıntılarına yönelik soruları üzerine görüşlerini şöyle dile getirdi:

“Hiçbir yerden bağış almıyoruz. Bize solist olarak gelenlerin büyük çoğunluğu eğlence ve terapi amaçlı geliyor. Bizim çalışma sistemimiz daha fazlasını gerektirdiği için bunların büyük kısmı sonradan ayrılıyor. Tamamen notaya dayalı bir eğitim veriyoruz. Hemen sahne vermiyoruz. Kalan azınlıkla belirli bir noktaya büyük sabırla geldik. Ama eğlence amacı gütmediğimizden çok kursiyer kaybediyoruz. Türk müziği için tespit edilen aidatlar kursiyerlere çok görünüyor. Eğitim esnasında bestekârlar hakkında bilgi veriyoruz. Yarı zamanlı konservatuvarlarda makam bilgilerini ve seyrini aktaran eğitimler de veriliyor. Ama teorik bilgilerden çabuk sıkılıyorlar. Itrî ve Dede Efendi gibi büyük bestekârların isimleri ile gruplar oluşturduk. Müzik ile uğraşanların bu tür programlara gelmesi dinlemesi son derece önemli. Diğer önemli görev de TRT’ye düşüyor ki çocuklara ve gençlere Türk müziğini sevdirmek gibi bir görev bilinci olmalı. TRT bu programları geri plana atmaya başladı. TRT’ye bu konuda baskı yapmalı ve telefon ile internetle taleplerimizi iletmeliyiz. Biz susarsak müziğimizi susturmuş oluruz. Cumhuriyet’ten konservatuar açılan yıllara dek Türk Müziğini dernek, vakıf ve cemiyetler ayakta tuttu.”

TÜRK MÜZİĞİNİ MÜZİKOLOGLAR SAVUNABİLİR

Şişli Musiki Derneği Başkanı Bülent Önal, kendini tanıtarak konuşmasına başlarken aslen Batı müziği kökenli olduğunu, sonrasında Türk müziğine geçiş yaptığını dile getirdi ve Türk müziğinin problemlerine değindi. Bu sorunlara makro ve mikro açılardan bakmak gerektiğini dile getiren Önal, mikro sorunların müziğin kendi içindeki problemler olduğunu, makro olanların ise kültür sorunu içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. “Bizim en büyük derdimiz makro sorunlardır.” diyen Bülent Önal, “Biz müziğimizi gençlere dinletmek zorundayız. Ama hamburger yiyen birine Türk müziği dinletemezsiniz. Türk müziği özünü doğadan alır. Doğadaki seslerin bir devinimi ve uyumu ile doğar. Biz doğayı tahrip ediyoruz. Denizleri dolduruyoruz. Bilgisayar ile yaşayan ve doğayı tanımayan birinden Türk müziğini sevmesini bekleyemezsiniz. Doğanın katli Türk müziğinin katlidir.” diyerek bu sorunları müzikologların değerlendirmesi gerektiğini, ancak Türkiye’de müzikolog yetişmediğini dile getirdi. Müzikologların çok zor yetiştiğini ve Osmanlı Türkçesi, İngilizce, Almanca ve Lâtince bilmeleri gerektiğini anlatan Önal, tarih ve sosyoloji bilgisinin yanı sıra arkeolojik bilgi ile müzik aletleri bilgisine hâkim olması gerektiğini vurguladı. Batı’daki müzisyenlerin Türk müziğine yaptığı saldırıların Türk kültürüne yapılmış olduğunu söyleyen Önal, bugüne kadar bunlara cevap verenin Hüseyin Sadettin Arel’den başkası olmadığının altını çizdi.

Batı kaynaklarının Türk müziğinin geçmişini inkâr ederek, Acem, Arap, Yunan müzikleri altında değerlendirme yapmalarının adil olmadığını, ancak bu görüşlerin önüne geçilemediğini söyleyen Bülent Önal, bu bakış açısını çürütecek tarihi gerçeklerden kısaca bahsetti. Birçok eserimizin de kaybolduğuna dikkat çeken Önal, Batı müziğinin Tür müziğinin aksine duyguya değil teknolojiye dayandığını vurguladı. Dernek çalışmalarından ve altyapısından da bahseden Bülent Önal, gökdelenlerin gölgesinde müziğe kaynaklık edecek duyguların da örselendiğini söyledi. İsim yapmış müzik şefleri ile çalışmanın getirdiği avantaj ve dezavantajları sıralayarak “İsimli bir şef olduğu zaman insanlar merakla geliyor. Ama genelde sanatkârlar kaprislidir. Hırs kaprise dönüştüğünde derneği örselemeye başlıyor. Bunun sıkıntılarını çekiyoruz. Mümkün olduğu kadar frenlemeye çalışsak bile insanları idare etmek zor. Bizdeki şeflerin hepsi bestekâr ve hepsi kendi eserini koymak istiyor. Şefin bir taneden fazla bestesini çaldırtması doğru değil. Soloları gençlere verdirtmeye çalışıyorum. Şefimiz Vedat Çetinkaya bu konuda son derece uyumlu ve iyi bir bestekârdır.” dedi.

EYÜP YETİŞEN MÜZİSYENLERDEN UMUTLU

Eyüp Musiki Vakfı Başkan Vekili Vedat Çakır, korolarının içinde yaşanan sıkıntıları dile getirerek “Konservatuarda okuyanlardan küçük burslar vererek aramıza aldığımız öğrenciler var. Bize de katkıları oluyor sahnede. Bunların sayıları 8 ile 10 arasında değişiyor. Solo almak için gelenler var. Başlar başlamaz bunu talep edenler ve alamayınca gidenler oluyor. Bunun önüne geçmek mümkün değil. Bunu aşmaya çalışsak da koroda sıkıntılarımız oluyor. Konserde sahne alacakların seçiminde solo almıyorlarsa gelmiyorlar.” dedi.  Yüzde seksen müzik yeteneğine bakılarak kursiyer seçimi yaptıklarını belirten Çakır, televizyon dizilerinden ve maçlardan kursiyerlerin ziyadesiyle etkilendiğini, yanı sıra Büyükşehir Belediyesi’nin etkinlik günlerinde kurslara iştirakin azaldığını söyledi.

Eyüp’teki çalışmalardan umutlu olduklarını ve Cahit Atasoy’un bu temelleri çok güzel attığını kaydeden Çakır, çocuk korolarından yetişen gençlerin konservatuvarlara geçiş yaptıklarını ve bu ilişkiyi devam ettirdiklerini kaydetti. “Çok çalışıyoruz ve karşılığını alıyoruz. Katılımcıların ortalama yaş grubu 35.” diyen Çakır, bu konuda verimin son derece güzel olduğunu dile getirdi.

EZANIN AZALAN MUSİKİSİ

ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Yahya Kemal’in dizelerinden örnek vererek kültürümüzde mûsikînin önemli bir yeri olduğunu, ancak İstanbul’da beş makamda ezan okuma geleneğinin bugünlerde birçok camide yaşatılamadığına dikkat çekti ve sözkonusu dernek ve vakıfların bu konudaki çalışmalarını sordu. Bunun üzerine Göktan Ay, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bu dersi veren kişilerin müzisyen dahi olmadığını belirterek “İstanbul’da birçok konservatuar ve uzman bulunduğu halde fakülteler bu konuda kadrolaşmamıştır.” diyerek bu konuda talepte bulunmak gerektiğini vurguladı. Programda bulunan kuruluş temsilcileri, bu konuda çalışma yapmak konusunda yardımlarını esirgemeyeceklerini belirttiler. Beş altı müezzinin oluşturdukları tasavvuf korosuna iştirak ettiklerini belirten Vedat Çakır, bunun ilk adımlar olduğunu kaydetti.

Kubbealtı’ndan yetişmiş müzisyenlerden olan ve araştırmacılık yönü de bulunan Zeki Yılmaz söz alarak Diyanet’in müezzin yetiştirme konusunda çalışma ve gayretleri bulunduğunu hatırlattı. “Sesi olan bir din adamının mutlaka müzik bilmesi gerekir.” diyen Yılmaz, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir elin parmaklarını geçmeyen Türk müziği kuruluşlarının bugün on binleri bulduğunu söyledi. Cemiyetlerde eğitim alan müzisyenlerin ve konservatuarlıların icra edecek mecra bulamadığını, bu mecraların çoğalması halinde de kalitenin düştüğüne dikkat çeken Yılmaz, bu sorunlar üzerine etraflıca düşünülmesi gerektiğini belirtti. Ardından sözü alan Göktan Ay konservatuarların da hızla çoğalmasını sağlıklı bulmadığını belirterek, gerekli kalitedeki altyapının oluşturulması halinde kurulmasının fayda getireceğini söyledi.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

Yorum Yaz