RECEP ARSLAN: “SAMİMİYETİN YAŞADIĞI YERDE RİYA YAŞAYAMAZ”

“SAMİMİYETİN YAŞADIĞI YERDE RİYA YAŞAYAMAZ”

Elif Sönmezışık

Vakıf Fuarcılık ve 31. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı

Basın Danışmanı

Toplumsal değerlerimizin İslâm’ın öngördüğü koşullara rağmen gün geçtikçe azaldığına ve giderek yok olduğuna dikkat çeken Recep Arslan; “Samimiyetin İslâm’daki karşılığı İhlâs’tır. Kelimeler günümüzde anlamının dışında yer aldığı için bu kelimenin karşılığı da anlaşılmaz hâle geldi” dedi.

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen ve İBB Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla düzenlenen 31. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’ndaEdebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin Türkiye Diyanet Vakfı ile birlikte gerçekleştirdiği Beyazıt Ramazan Sohbetleri, büyük ilgi ve beğeniyle karşılanıyor. Beyazıt Camii yanında kurulan çadırın Ramazan’ın 19. günündeki konuğu, gazeteci yazar Recep Arslan oldu ve hararetli konuşmalara sahne olan programın sunumunu ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım gerçekleştirdi.

ŞÖHRETİ RED İÇİN BİR MİSAL

Son zamanlarda gündemi meşgul eden Mevlid’i hangi Süleyman Çelebi’nin yazdığı ile ilgili tartışmalara kısa bir bakış atarak konuşmasına başlayan Recep Arsan, Yıldırım Beyazıt’ın Bursa’da yaptırdığı muhteşem mabet Bursa Ulu Camii’ne imam olarak tayin edilen Süleyman Çelebi’nin 1407 yılında ilk Mevlid’i bu camide yazdığının bilindiğini anlattı. Diğer taraftan Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Şehzade Şehzade Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğunu savunanların, metin içinde yer alan dünyanın faniliği ve geçiciliğine yönelik vurgulardan bu intibaı edindiklerini söyleyen Arslan,  “Eğer Şehzade Süleyman Çelebi ise kendini gizleyerek tevazu göstermştir ve Mevlid’i kimin yazdığının kesin delilinin bulunmaması, şöhret duygusundan uzaklaşmak için yapılan bir harekettir” dedi.

Şöhretli bir isim olup da kendini gizlemeye çalışmanın tevazu ve samimiyet sahibi olmak ile her işi Allah rızası için yapan kişi olmanın bir gereği olduğunu vurgulayan Recep Arslan, “Bu kişiler, bir paye veya bir şöhret uygun görülmesin diye kendilerini belirsiz kılmaya çalışanlardır” dedi. Tevazu sahibi olmanın karşısında kibirlilik olduğu gibi, dürüstlüğün karşısında da riyakârlık bulunduğunu anlatan Arslan, Peygamber Efendimizin hadislerinde “Ben öldükten sonra sizin putlara tapmayacağınızı biliyorum, ancak şirke düşmenizden endişe ederim” manasını veren hadisler bulunduğuna dikkat çekti ve şirk ile riya arasındaki bağı şöyle anlattı:

BUGÜNÜN FELÂKETİ; GİZLİ ŞİRK

“Şirke düşmek, yani Allah’a ortak koşmak konusunda hepimizin derin yaraları olduğu kesin. Gizli riya, gösteriş ve “desinler” diye yapılan işlerdir. Böylece gizli olarak Allah’a ortak koşmuş oluyoruz. Sühreverdi’nin anlattığı, bir köpeği insan sanarak o seyrediyor diye ibadetini daha şevkli yapan adamın hikâyesindeki insanın acziyeti bu durumu birebir aktaran gerçek bir örnektir.”

Recep Arslan, çalıştığı gazetenin başyazarı olduğu yıllarda Hekimoğlu İsmail’e konferanslarında eşlik ettiğini ve Hekimoğlu İsmail’in konuşmasını yaparken iki nesneyi masasından hiç eksik etmediğini anlatarak bunların bir saksı çiçek ve bir somun ekmek olduğunu ve bu şekilde insanın ve tabiatın tüm işleyişini düzenleyen yegâne sebebin Allah olduğu vurguladığını belirtti.

SAMİMİYET NEREDE YAŞIYOR?

Gaziantep’teki bir konferansında bir bağ evine davet edilen Hekimoğlu İsmail’e ikramda son derece ileri gidilerek ev sahibinin eliyle yedirmek istediğine şahit olduğunu anlatan Recep Arslan, “Anadolu’da ikram da, anlayış da, güzel düşünce de, samimiyet de büyük şehirlerden çok daha ileride. Hatta bazı bölgelerde bundan asırlar önceki anlayış yaşatılıyor. Samimiyet Anadolu’da yaşıyor. Samimiyetin yaşadığı yerde riya yaşayamaz. Bu iki kavram gece ile gündüz gibidir. İkisi bir arada bulunamaz. Samimiyetin İslâm’daki karşılığı İhlâs’tır. Kelimeler günümüzde anlamının dışında yer aldığı için bu kelimenin karşılığı da anlaşılmaz hâle geldi. Bu nedenle samimiyet demekte yarar var” dedi.

“Müslüman insan çoktur, ancak dini endişe taşıyan yani dindar olanın sayısı çok fazla değildir” diyen Recep Arslan, 70’li yıllarda ahbabı olan bir kitapçının önünde cebindeki parası yetmediği için almayı çok istediği kitaba sahip olamayan bu nedenle çok üzülen çocukla ilgili hatırasını naklederek o dönemlerde Müslüman insanların maddi imkânsızlıklarla boğuştuğunu, yaşam şartlarının hayal edilemeyecek kadar kötü olduğunu anlattı ve bugünle bir mukayese yaptı:

MÜSLÜMAN’IN PARA İLE İMTİHANI

“70’lerde Müslüman camia fakr u zaruret içindeydi. Hiçbir Müslüman’ın evinde koltuk takımı yoktu, çünkü ona verecek parası yoktu. Sonra zaman geçti ve Müslümanlar zengin oldu. Bugün her şeye sahip olan Müslümanları gördükçe geçmişte kitapçı dükkânın önünde kitap alamadığı için kıvranan çocuğun samimiyetini özlüyorum. O hakikiliği ve dürüstlüğü ne yazık ki göremiyorum.”

Mehmet Şevket Eygi’nin “İftar mı, yoksa oruç mu önemli?” sorusunu hatırlatan Recep Arslan, bugün Türkiye geneline bakıldığında iftarın oruçtan daha çok önemsendiğinin ortada olduğuna dikkat çekti.  Allah rızası düşünüldüğünde iftar için yapılan gösterişli organizasyonların ve abartılı yaklaşımların son derece sakıncalı olduğunu belirten Arslan, orucun manevi boyutunun dikkate alınması gerektiğini tavsiye etti. Müslümanların yardımlarının vakıf ve derneklerde zaman zaman sıkışıp kaldığını belirten Recep Arslan, elden direk muhataba yardım etmenin de ayrı bir hassasiyet olduğunun ve buna dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

YARDIMIN ARACISI VE HEDEFİ

Dinleyiciler arasında bulunan Eyüp Türker, yardım dağıtan organizasyonların büyük çoğunluğunun batılı normlarda ve İslâm’dan uzaklaşan prensipler çerçevesinde ve zaman zaman cemaat taraftarı olma koşulunu güderek bu dağılımı gerçekleştirdiklerine dikkat çekti ve bunun İslâm’dan uzak ve kontrolsüz bir yaklaşım olduğunu belirtti.

ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Hazret-i Ebu Bekir yaşantısını örnek alan varlıklı Müslümanların paralarını hayırlı yerlere harcayarak ve israftan kaçınarak dünyadaki maddî dengeyi kurabileceklerini vurguladı ve “Yarın ölecek gibi ahrete, hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışmak” sözünü hatırlattı. Ayhan Songar’ın çok çalışan bir yardımsever olduğunu misal göstererek alternatif görüşünü dinleyenlerle paylaştı.

Müslüman’ın zengin olmasıyla sefahati seçmesinin ayrı durumlar olduğunu ve İslâmî yaşamla bağdaştırılmayacak mekânlarda iftar daveti vermenin yanlış olduğunu dile getiren Recep Arslan, bugünkü anlayışa göre İslâm’ın maddî koşulları ile manevî koşullarının birbirinden ayrıldığını, bankacılık sisteminin dahi çeşitli bahanelerle İslâm’a yakıştırıldığını ifade etti ve bu vesileler kullanılarak İslâm’a hizmetin mubah olmayacağının altını çizdi.

Beyazıt Ramazan Sohbetleri, Kadir Gecesi’ne dek her gün saat 18.00’de Beyazıt Camii yanındaki sohbet çadırında birbirinden değerli yazarlarla dinleyicilerini bekliyor.

Fotoğraflar: Murat Önel

 

1 Yorum Yapılmış

  1. Tahsin Yılmaz

    10 Ağustos 2012 at 18:26

    Ağzınıza sağlık Recep Bey.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

Yorum Yaz