“HATIRALARIMI TAMAMLAYABİLMEK İÇİN DUA BEKLİYORUM”

Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan Osman Akkuşak:

“Hatıralarımı Tamamlayabilmek İçin Dua Bekliyorum”

Osman Akkuşak’ın hem kalem efendisi hem de kelâm efendisi olduğunu belirten Mehmet Nuri Yardım, “Kültür, basın ve edebiyat dünyamızın canlı hâfızası olan Osman Akkuşak’tan hâtıralarını kitaplaştırmasını bekliyoruz” dedi.

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

Yaşayan son fıkra yazarlarımızdan Osman Akkuşak, ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde yarım asırdan fazladır içinde olduğu edebiyat ve basın dünyasından hâtıralarını aktarırken “Birikmiş öyle çok hâtıra var ki, anlatmak için zaman yetmiyor.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta 1950’lerden bu yana Bâbıâli’nin vazgeçilmezlerinden Osmanlı Türkçesini dilinde yaşatan fıkra muharriri Osman Akkuşak, edebiyat ve basın hâtıralarını anlattı ve zengin hâtıra dağarcığından önemli bir kesit sundu. Yeni Şafak gazetesinde düzenli olarak köşe yazarlığını sürdüren ve hâtıralarının büyük kısmını kaleme aldığını söyleyen Akkuşak, bu hâtıralarını tamamlayarak kitaplaştırmayı istediğini belirtti. Takdimini hikâyeci yazar Bekir Tuncer’in yaptığı toplantıda Osman Akkuşak’ı, yakın dostları ve sevenleri yalnız bırakmadı. Nükteli konuşmaları ile dinleyicilere hoş dakikalar yaşatan Akkuşak’ın, Necip Fazıl’dan Nurettin Topçu’ya, Nihad Sâmi Banarlı’dan Sezai Karakoç’a, Süleyman Demirel’den Tarık Buğra’ya kadar birçok şahsiyetle yaşadığı ilginç anılarını aktardığı büyük bir ilgiyle takip edildi.

KALEM VE KELAM EFENDİSİ

Açılış konuşmasını gerçekleştiren ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Osman Akkuşak için uzun zamandır bir toplantı tertiplemeyi planladıklarını söyleyerek TYB ve birçok kuruluşun bunu gerçekleştirmiş olmasından ve günümüzün çınarlarından sayılan bir yazara alaka gösterilmesinden son derece memnuniyet duyduğunu belirtti. “TYB Osman ağabeyimiz için düzenlediği programda kendisine ‘Bir kalem efendisi’ demişti. Ben ise bunu ‘Bir kalem ve kelâm efendisi’ olarak söylemeyi tercih ediyorum. İnşallah yazı hayatının 70. yıl programını düzenlemek de bize nasip olur.” diyen Yardım, kendisini her zaman ders aldığı bir hoca olarak gördüğünü ve Osman Akkuşak’ın örnek bir şahsiyet olduğunu dile getirdi.

Takdimi gerçekleştiren Bekir Tuncer, Osman Akkuşak’ın özgeçmişine dair bilgiler aktararak, yazı hayatında 62’inci yıla girdiğini kaydetti. “Yazarlığının 50’inci ve 60’ıncı yılında güzide kuruluşlarımız tarafından hatırlandı ve adına saygı toplantıları düzenlendi.” diyen Tuncer, Akkuşak’ın gazeteler Bâbıâli’den ayrıldıktan sonra bile bu semti terk etmediğini, Osmanlı Türkçesini çok iyi kullandığını ve bu alanda edebiyatımıza lügatler kazandırdığını belirtti. Osman Akkuşak’ın yayınlanmışlar dışında yayımlanmayı bekleyen birçok eseri olduğuna dikkat çeken Tuncer, usta-çırak ilişkisiyle birçok çırağını ustalık mertebesine ulaştırdığını ifade etti.

NECİP FAZIL’I SEVMENİN BEDELİ

Gazetelerde yazmaya nasıl başladığını anlatarak sözlerine başlayan Osman Akkuşak, 1952 yılından itibaren Son Telgraf ve Gece Postası’nda muharrirliğe başladığını, o dönemde gençlerle yaptığı toplantılarına katıldığı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu’nun kendisini bu gazetelerde yazmak için yönlendirdiğini, tavsiye üzerine Son Telgraf gazetesinde, 22 yaşında, Halimoğlu Osman takma adıyla köşe yazmaya başladığını söyledi. Sonrasında Necip Fazıl ile tanışmasına da değinen Akkuşak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Necip Fazıl Bey, Büyük Doğu’yu günlük gazete olarak çıkarmaya başlamıştı. Ben henüz öğrenci iken başkanı olduğum okul cemiyetinin antetli kâğıdıyla kendisine bu geçişten dolayı bir tebrik mektubu yazdım. Üstadı beğeniyor ve seviyorduk. İki gün sonra mektubun kâğıdındaki klişesi Büyük Doğu’nun üçüncü sayfasında ‘Gençlerin gazetemizi tebriki’ başlığıyla yayımlandı. Okuldaki yöneticiler fikren Necip Fazıl’dan farklı oldukları için yaptığım hareketten dolayı beni okuldan atmak istediler. Neyse ki kalmam konusunda karara varıldı. Sonrasında Necip Fazıl Bey beni çağırttı ve ‘Sen edebiyatçıymışsın. Son Telgraf’ta yazıyormuşsun. Bizde de yaz.’ dedi. 1952’den itibaren Büyük Doğu’ya edebiyat sayfası hazırlamaya başladım. Necip Fazıl’ın evine gider gelir, birçok ziyaretçisini de tanırdım.”

KOMİSYONDA EN ORTALAMA ADAM

Ergun Göze, Mesut Bilgin, İrfan Atagün’ün kurduğu Amca Matbaası’nda ince zevk sahibi kitapların yayımlandığı günleri, Dündar Taşer’le Marmara Kıraathanesi’nde yaptığı sohbetleri, içinde yer aldığı edebiyat komisyonu ve cemiyetini anlatan Osman Akkuşak, 1960’lardaki edebiyat serüvenini şöyle aktardı:

“1965 yılında Adalet Partisi seçimi kazanınca muhafazakâr gruplar Türk Maarifi’nin ıslahatı için çareler düşünmeye başladılar. Cahit Okurer, İstanbul’da ilim ve sanat yayınları ile ilgili bir büro açacaklarını beni de bu büronun başkanı yapmak istediğini söyledi. Ben o sıralarda öğretmenlik yapıyordum. Görevi bıraktım ve büronun başına geçtim. Birime bağlı olarak çalışan Çağdaş Türk Yazarları Komisyonu’nda dönemin birçok önemli siması ile bir aradaydık. MEB tarafından yayımlanmak üzere başvuruda bulunan eserler bize geliyor, komisyonun raporuna göre karara bağlanıyordu. Bazen ihtilaf ve münakaşalar olurdu. Bu sebeple bu kadar yakın fikriyata sahip olmalarına rağmen üç farklı görüşü temsil eden üç grup vardı. İlkinde Ahmet Kabaklı, Tarık Buğra, Mehmet Kaplan, ikincisinde Faruk Kadri Timurtaş, Nihad Sâmi Banarlı, Muharrem Ergin, üçüncüsünde ise Kenan Akyüz, Ahmet Muhip Dıranas yer alıyordu. Ben ise ortadaydım. En çok Nihad Sâmi Banarlı ile Ahmet Kabaklı çatışırdı. Edebiyat algıları birbirlerinden çok farklıydı, yazı tarzları da çok başkaydı. Ben bunları biraz da nefsani tartışmalar olarak görüyordum. Sonraları Türk Edebiyatı Cemiyeti’ni kurduğumuzda, ilgili toplantıları Nihad Sâmi Banarlı’nın Fetih Cemiyeti’ndeki makamında yapmaya başladık.”

TÜRK EDEBİYATI DERGİSİNE DEVLET HİBESİ

Türk Edebiyatı Cemiyeti’nin “geniş cephe harekâtını takip etme”nin gerekliliğinden doğduğunu söyleyen Osman Akkuşak, bu cemiyet için basından 70-80 yazar, edebiyatçı ve fikir adamının katıldığı fikir ve ideallerini tahakkuk etmek adına büyük bir toplantı düzenlediklerini ve böylece kurduklarını belirtti. Kendisinin cemiyetin umumi kâtibi olarak görev yaptığını da dile getiren Akkuşak, cemiyetteki görevini sürdürürken hem cemiyet hem de kendi adına önemli ve ilginç bir olayı da nakletti:

“1965 yılında Adalet Partisi’nin yönetimindeki Meclis, cemiyetlere yardım kararı almıştı. Cemiyet bana bu konuda bir görüşme yapmam önerisinde bulundu. Ben de Meclis’e gittim. Zor bela içeri girdim. Giriş katında yukarıya çıkan asansöre binmek üzereyken Süleyman Demirel’i gördüm. Ben de gençliğin verdiği bir cesaretle asansöre daldım. O zamanlar böyle emniyet tedbirleri de yoktu. Süleyman Demirel bana ‘Hayrola?’ diye sorunca ben de cemiyetteki hocaların selâmlarını söyleyerek meclisin cemiyetler için ayırdığı ödenekten pay istediğimizi söyledim. Sonra odasına çıktık. Beni müsteşarına gönderdi ve ‘O gerekeni yapar.’ dedi. Müsteşarı Munis Faik Ozansoy’un yanına gittim. Ozansoy bazı üyelerimizle fikir ayrılığı yaşadıklarını söylediyse de yardım edeceğini belirtti. Sonra döndüm ve bu mesele unutuldu. Bir gün cemiyete banka ihbarnamesi geldi. Cemiyetimiz için 15 bin lira gönderilmişti. Bu para geldikten bir müddet sonra cemiyetten ayrılmak durumunda kalmıştım ama Türk Edebiyatı dergisini Ahmet Kabaklı’nın ilk defa bu para ile çıkardığını biliyorum.”

Sezai Karakoç ile bir dargın bir barışık dostluğundan da söz eden Osman Akkuşak, 1950’lerden bu yana tanıdığı Karakoç’un temiz bir insan ve çok özel bir sanatkâr olduğunu, onunla çok güzel zamanlar geçirdiklerini anlattı. Dinleyiciler arasında bulunan dostlarının da sık sık eşlik ettiği sohbet, Ahmet Yüter’in Kur’ân tilâveti, Osman Akkuşak adına yazmış olduğu manzum duayı okuması ve hâtıra fotoğrafları ile son buldu.

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2014
 
 

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

Yorum Yaz