Diclehan: “Sezai Karakoç’u Anlatmak Boynumuzun Borcu”

Diclehan: “Sezai Karakoç’u Anlatmak Boynumuzun Borcu”

Şifa Duman (Sanatalemi.net)

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin TimaşKitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta araştırmacı yazar Dr. Şâkir Diclehan konuk oldu. Mehmet Nuri Yardım’ın yönettiği toplantıda Dr. Şâkir Diclehan “Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç”  başlığı altında konuşma yaptı. Sezai Karakoç hakkında ilk kitabı yazan Dr. Şâkir Diclehan, konuşmasına Sezai Karakoç’un şiirini okuyarak başladı. Dr. Şâkir Diclehan, “Sezai Bey’in asıl özelliği yeni bir dil konuşmasıdır, yeni bir dil ile eserler vermesidir.  Bu tür insanlar azdır. Her asırda bir iki ya da üçtür. Yani beşi geçemez. Şükür ki hayattayken tanınmaya başladı. Sezai Karakoç’u anlatmak bizim boynumuzun borcudur, vazifemizdir.” dedi.

Sezai Karakoç’la, liseyi bitirip İstanbul’a geldiğinde tanıştığını söyleyen Şâkir  Diclehan, “Ömer Faruk adında bir şair dostumuz vardı, Necip Fazıl’ın talebelerindendi. İstanbul’a gittiğimizde mutlaka Sezai Karakoç’la tanışmamız gerektiğini söyledi. O zamanlar Sezai Bey tanınmıyordu. Büyük Doğu’nun orta sayfasının bir köşesinde Mustafa Yazgan, diğer bir köşesinde Sezai Bey yazıyordu. Bir bayram günü bir arkadaşımla Sezai Bey’in kapsını çaldık. O günden beri ilişkimi koparmadım.” diye konuştu.

Edebiyatçıların bir araya geldiği Marmara Kıraathanesi’ni anlatan Diclehan,  sözlerini şöyle sürdürdü: “O zamanlar Marmara Kıraathanesi vardı. Orası bir akademiydi, bütün profesörler, edebiyatçılar gece geç saatlere kadar orada sohbet ederdi. Edebiyat sohbetleri sabaha kadar yapılırdı. Meselâ, Mehmed Çavuşoğlu ve Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu karşılıklı saatlerce Divan şiiri okurlardı.  Hatta derlerdi ki: ‘Divan şiiri kaybolsa, ikisinin okudukları şiirler kayıt edilse Divan şiirini diriltmeye yeterdi.’ Eski Başbakan Adnan Menderes’in sıkıntılı döneminde ona, ‘Bir de Marmara’nın görüşü nedir onu dinle.’ demişler. Danışmanları,  Ziya Nur’u Marmara’yı temsilen Sezai Karakoç’la Park Otel’de görüşmüş.”

Sezai Karakoç’un eğitim hayatını anlatan Diclehan, “Sezai Bey’in ilkokul dönemi Ergani’de başlıyor. Daha sonra babasının ticaret hayatı dolayısıyla Dicle’ye gidiyor orası Ergani’ye çok yakın. Eski adı Piran’dır.  Çocukluk yıllarını orada geçiriyor.  İlkokulu bitirdikten sonra ortaokula Maraş’ta yatılı olarak başlıyor. Maraş enteresan bir yerdir. Birçok şair yetiştirmiştir. Liseyi Gaziantep’te yine yatılı olarak okuyor.” dedi.

 

SADECE MONAROZA ŞAİRİ OLMAK İSTEMEDİ

Sezai Karakoç’un İlahiyat okumak istediğini fakat yatılı olmadığı için, o dönemde Mülkiye yatılı olduğundan oraya yazıldığını anlatan Diclehan, şöyle devam etti: “Sezai Bey, ikinci sınıftayken ‘Monaroza’ şiirini yazıyor. Bir bahar günü gittikleri piknikte arkadaşlarına şiirini okuyor.  Arkadaşlarının tavsiyesiyle bir dergiye götürülüyor ve onunla ünleniyor. Sezai Bey yaklaşık otuz sene bu şiirini dile getirmedi. Aslında şunu diyor: ’Ben “Monaroza” şairi olarak hatırlanmak istemiyorum.’ Onun için bu şiire pek önem vermedi. Fakat son zamanlarda baktı ki çoğaltılıyor, internet ortamında yayılıp,  bu şiirin altında bazıları kendileri yazmış gibi isimlerini yazdıklarını görünce mecbur kaldı. Şiir kitaplarının dokuzuncusu olarak bir kitap haline getirip yayımladı. Şiir, Gün Doğmadan isimli kitabın içinde yer alıyor. Son zamanlarda bir televizyon kanalı ve gazete bunu magazin hale getirmeye çalıştılar. Fazla ilgi görmedi ve kapanıp gitti.”

Sezai Karakoç’un önemli tespitlerinden birisinin de Bediüzzaman ile ilgili olan hâtırları ve değerlendirmeleri olduğunu söyleyen Dr. Şâkir Diclehan, “Sezai Bey bu görüşmeyi şöyle anlatıyor: ‘Bir gün Bediüzzaman’ın Beyrut Palas’a geldiğini duydum onu bir arkadaşımla görmeye gittik. Kaldığı otelin çevresi, polis çemberine alındığı görmek mümkün olmadı. Sonra Osman Serdengeçti ile karşı karşıya geldik bize dedi ki: ‘Ben gördüm ama sizin görmeniz mümkün değil.’ Sonradan geri döndük. Isparta’ya gidip ziyaret etme imkânı olmadı.’ Sezai Bey, Bediüzzaman için şu tespitlerdi yapmıştır: ‘Bediüzzaman kabına sığmayan bir zekâ, eşsiz bir hafıza, güçlü bir irade sahibi,  cesur,  ömrünü İslâm’a adamış ve canını feda etmiş bir mücahittir. 1940’lı yıllarda Allah demenin yasak olduğu yıllarda memleketin kurtarılması için çabalayan iki isim vardı, Bediüzzaman ve Necip Fazıl. Ben Necip Fazıl’ın edebiyat ve şiirle donanımlar memleketi kurtaracağına inanıyordum bunun için onunla yakın ilişki kurdum ve bunu ömrümün sonuna kadar devam ettirdim.’ Sezai Bey, bunları hâtıralarında dile getiriyor.” dedi.

 

KİMSEYE MİNNET ETMEDİ

Sezai Karakoç’un en önemli özelliklerinden birisinin de kimseye hiçbir şekilde minnet etmeden kendi emeğiyle yaşaması olduğunu dile getiren Diclehan, “Sıkıntılı dönemler yaşamasına rağmen kimseye minnet etmeden hayatını devam ettirdi. Ona çok ödüller verildi hiçbirine çok fazla önem vermedi göstermedi. Yalnızca Macarların, Rus zulmünde tanklarının paletlerini altında ezilmesini yazdığı “Kan İçinde Güneş” adlı şiirine verilen ödüle sevindi. Sürgüne gönderilen şairlerin kendisine verdiği bu ödülü seve seve kabul etti. Ülkelerin kalkınması için, büyük şairlere, büyük yazarlara, büyük düşünürlere ihtiyaç vardır.” dedi.

Sezai Karakoç’un anlatıldığı toplantıya, katılım yüksekti. Sezai Karakoç’un yakınında bulunanların da hâtıralarıyla katkıda bulunmasıyla birlikte dinleyicilerden gelen sorular yanıtlandı. Toplantıya kültür sanat dünyasından aralarında Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Yüksel Kanar, Şakir Kurtulmuş, Haluk İmamoğlu, Dursun Gürlek, Recep Seyhan, Mümin Çevik, Mehmet Cangir ve Müslim Ülgen’in de bulunduğu bir çok kişi iştirak etti. Program, dinleyicilerden gelen soru ve katkıların ardından çekilen hâtıra fotoğrafıyla son buldu. Program sonunda dinleyicilere Sezai Karakoç’un kitapları hediye edildi.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

Yorum Yaz