“Bediüzzaman’ın fikirlerine toplumun ihtiyacı var.”

“Bediüzzaman’ın fikirlerine toplumun ihtiyacı var.”

 

Aşkın Geçgel (Sanatalemi.net)

İslâm âlimi ve mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi, vefatının 56’ncı yıldönümü münasebetiyle Cağaloğlu’nda ESKADER tarafından yâd edildi. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) tarafından hazırlanan  “Bâbıâli Sohbetleri”nin 284’ncüsü, kaleme aldığı Risale-i Nur Külliyatı ile Türkiye’de ve dünyada nesilleri etkileyen üstad Bediüzzaman Said Nursi çeşitli cepheleriyle ele alındı. Konuşmacılar, bugün Türkiye’de, İslâm âleminde ve dünyanın bütün ülkelerinde Bediüzzaman’ın fikirlerine ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Timaş Kitapkahve’de yaklaşık üç saat süren toplantı, büyük bir dikkatle takip edildi.

Anma toplantısı, idareci Muhsin Duran’ın Bediüzzaman’ın hayatını anlatmasıyla başladı. Daha sonra söz, yazar Dr. Vehbi Karakaş’a verildi. Karakaş, “Bediüzzaman asrın hastalığını teşhis etmiş, bu hastalıklar çözümler üretmiştir. O, alevler içinde yanan insanları düşünmüştür. Bediüzzaman gençliğimize ağlayan adamdır. Onun hayatı müspet hareket, aşk, şevk, gayret ve moral duludur.” dedi. Karakaş, konuşmasının son bölümünde Bediüzzaman’ın tebliğ metodu üzerinde durdu. İkinci konuşmacı Mehmed Paksu, Said Nursi’nin tefekkür hayatını anlattı. “Tefekkür ibadetinin Bediüzzaman’da geniş şekilde yer aldığını görürüz.” diyerek konuşmasına başlayan Paksu, şöyle devam etti: “Said Nursi’ye göre insanı Cenab-ı Allah’a ulaştıracak yollar pek çoktur. Tevazu, mahviyet, acz, za’f, şefkat ve merhamet bir müminde bulunması gereken özelliklerdir. Üstat ‘Ne güzeldir’ demez, ‘Ne güzel yaratılmıştır.’ der. Hazret-i İbrahim de kâinata ve gökyüzüne tefekkürle bakar. Bediüzzaman, tefekkürü ikiye ayırır: Afakî tefekkür, Enfusî tefekkür. Ona göre kâinatı tefekkür etmek, insanı Rabbine götürür. Yeter ki insan, hikmet ve tefekkür gözüyle hadiselere, yeryüzüne ve gökyüzüne bakabilsin.” Paksu, konuşmasının sonunda Risale-i Nur Külliyatı’nın mühim eserlerinden Ayet-i Kübra’dan bazı bölümler okudu.

 

MAHKEME SALONLARI BİRER TEBLİĞ MEKÂNI

Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi isimli eserin yazarı Av. Safa Mürsel, 50 yılda Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar aleyhine aynı gerekçelerle 1500 civarında dâvâ açıldığını, bunun aslında bir ‘insan hakları ihlali’ olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Mürsel konuşmasında özetle şöyle dedi: “Bu davaların 750’sine merhum avukat Bekir Berk girdi ve çoğunlukla beraatle neticelendi. Bekir ağabey bu duruşma metinlerini kitaplaştırdı. Ben ve İbrahim Ünlü de diğer 750 dâvâya girdik. İnşallah biz de kalan davaları kitaplaştıracağız. Bugün şükürler olsun ki artık Risale-i Nurlar serbest olduğu gibi Devlet eliyle, Diyanet kanalıyla da basılabiliyor. 1980 darbesinden sonra çok zalimane kararlar verilmişti. Ama şunu da gördük ki, o zaman da en insaflı kararları yine askerî hakimler verdi.”  Safa Mürsel, değerli araştırmacı yazar Sadık Albayrak’ın “Bugün şark meselesi, ancak Bediüzzaman’ın fikirleri ve teklifleriyle çözülebilir.” sözünü de aktardı.

 

HASİSHANELER BİRER MEDRESE-İ YUSUFİYE

Eğitimci Hasan Yalçın ise konuşmasında Bediüzzaman’ın hapishane hayatı üzerinde durdu. “Bediüzzaman’a göre hapishaneler birer Medrese-i Yusufiye’dir. Onun dört büyük hapishane hayatı vardır: Divan-ı Harb-i Örfi dönemi, Eskişehir Hapishanesi, Denizli Hapishanesi ve Afyon Hapishanesi.” diyen Yalçın şöyle devam etti: “Bediüzzaman ‘Ben bir zemin arıyordum ki efkârımı beyan edeyim. Divan-ı Harbi Örfi benim için iyi bir zemin oldu.’ der. Hiçbir zaman hâlinden ve çektiği çilelerden, eziyetlerden şikâyet etmemiştir.’

Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un torunu Seyda Ünlükul da yaptığı konuşmada dedesinden bazı hâtıraları nakletti. Özellikle Said Nursi’nin ‘Abdurrahim’ adını verdiği kedisiyle ilgili ilginç anekdotu dinleyiciler tarafından büyük bir ilgi ile dinlendi. Bediüzzaman, misafir olduğu evde kedisine iyi davranılmayınca kalkıp o evi terk etmişti. Seyda Ünlükul, Risalelerin artık hem Devletimiz tarafından hem de muhtelif yayınevleri tarafından aslına uygun şekilde basılabildiğini belirterek bunun sevindirici olduğunu söyledi. Ünlükul, “Yalnız bugüne kadar basılmış olan Risalelerin tek bir nüsha halinde ve orijinaline en yakın şekilde tespit edilmesi gerekiyor. Bunun için bir komisyonun oluşması lâzım. İnşallah bu toplantı buna vesile olur.” dedi.

İbrahim Ünlü, İsmail Yazıcı ve Haluk İmamoğlu da fikirlerini açıklayarak toplantıya katkıda bulundular. Mehmet Nuri Yardım ise, bugün Bediüzzaman Said Nursi gibi rehberlerin yapıcı fikirlerine toplum olarak büyük ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “O, müspet hareket etmeyi her zaman talebelerine ve sevenlerine tavsiye etmiştir. Müminlerin kardeşliğini sürekli olarak hatırlatmıştır. Bediüzzaman’ı dinlemek ve eserlerini okumak, toplum barışını sağlar. Bugün de bu sevgi ve barış ortamına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Millet-Devlet kaynaşması böyle gerçekleşir. ” dedi. Anma programı, Ahmet Yüter’in Bediüzzaman Said Nursi ve bütün müminlerin ruhuna okuduğu aşr-i şerif ve yaptığı dua ile sona erdi. Toplantının ardından hâtıra fotoğrafları çekildi.

 

RİSALE-İ NURLAR DÜNYAYA YAYILDI

Bediüzzaman Said Nursî, 1878’de Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zekâ ve hafıza sebebiyle, önceleri ‘Molla Said-i Meşhur’ diye tanındı. Daha sonra ‘Zamanın Harikası’ anlamında ‘Bediüzzaman’ unvanıyla şöhret buldu. Talebelik yıllarında temel İslâmî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O’nu, Kur’an âyetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur’an âyetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü. 1900’lü yılların başında, doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslâm üniversitesi kurmak fikriyle, yönetim ve hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Bugün doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamış olmakla birlikte, dünyanın her tarafına uzanan ilim evleri açılması ile Bediüzzaman’ın hayalini kurduğu ilim yuvaları farklı bir şekilde vücut buldu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya’da esir kaldı. 1917’deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay’ın kontenjanından Osmanlı’nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan ‘Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul’u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti. Anadolu’da başlatılan İstiklâl mücadelesine destek verdi. 1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde, tedbir olarak once Burdur’a, ardından Isparta ve Barla’ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle 1935 senesinde Eskişehir Mahkemesi’ne sevk edildi. Sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi. 1950’de çok partili hayata geçildiğinde dinî hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı. Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Telif ettiği eserler arasında arasında Sözler, Mektubat, Lem’âlar ve Şualar da bulunuyor. Risale-i Nur Külliyatı bugüne kadar pek çok yayınevi tarafından neşredilmiş ve milyonlarca insana ulaşmıştır. Ayrıca dünyanın pek çok diline tercüme edilmiştir. Her yıl Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar hakkında millî ve milletlerarası konferanslar, paneller ve sempozyumlar düzenlenmektedir. Mehmet  Tanrısever’in sinemamıza kazandırdığı ‘Hür Adam’ filminde, Bediüzzaman’ın hayatı ve fikirleri başarılı bir şekilde anlatılmıştır.

 

 

 

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

%d blogcu bunu beğendi: