Ahmet Aytimur ağabey vefat etti.

KAHRAMANLAR - Mehmet Nuri Yardım
Onlar zor yılların, çileli devirlerin, acılı dönemlerin büyük kahramanları, efsaneleşen serdengeçtileridir. Hepsi de önden giden nur yüzlüler, iyi bahtlılar, ak atlılardır. Fetret zamanlarında inanca kelepçe takılırken, vicdanlar acımasızca susturulmaya çalışılırken onlar bu eziyetlere iman dolu yürekleriyle karşı koyan mütevekkil, mümin neferlerdi. Hepsine millet olarak çok şey borçluyuz. Bugün şayet Türkiye’mizde ulvî hizmetler varsa, hasretle beklenen güzel gelişmeler yaşanıyorsa, milletimiz değerlerine, mukaddeslerine çekinmeden sahip çıkıyorsa bu imar/ihya hareketinde onların emekleri, alın terleri ve yüce gönülleri vardır.
O ilk saflarda yer alanların sayısı tam bilinemez, zor sayılır mevcutları. Hüsrev Altınbaşak, Tahiri Mutlu, Zübeyir Gündüzalp, Hulusi Yahyagil, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Salih Özcan, Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Hüsnü Bayram, Ahmed Aytimur, Mehmed Fırıncı, Mehmet Emin Birinci, Mehmet Kayalar, Abdülkadir Badıllı, Ceylan Çalışkan… Aileleri, dostları, yakınları, kardaşları… Kıbleye doğru emin adımlarla yürüyen bir ulu imanlı nesil…
Bu ilk safta üstad Bediüzzaman’ın çevresinde kenetlenen daha pek çok simâ var: Refet Barutçu, Feyzi Yüreğil, Feyzi Pamukçu, Tahsin Tola, Bekir Berk, Çaycı Emin Çayırlı, Mustafa Türkmenoğlu, Muzaffer Arslan. İsimleri, şehirleri, meslekleri farklı ama meşrepleri bir. Mizaçları, huyları, tavırları aynı olmasa da hedefleri, gayeleri, idealleri tek. Onlar hizmetlerini aşk ve şevk içinde yapan cengaverler kafilesidir. Dışlamayan, ötelemeyen, kin, öfke, nefret üretmeyen, herkesi kucaklayan muhabbet fedaileridir hepsi de. Üstatlarına bağlı ve İslâm büyüklerine hürmetkâr olan bu mübarek nesil, Hazret-i Peygambere ümmet olmayı, hakikatlere sâdık kalmayı şiar edindiler. Onlar için ‘müminlerin kardeşliği’ esastır. O aziz neslin yüreklerinde düşmanlıktan zerre kadar eser yok.
Gün oldu çile çektiler, zindanlara atılıp eziyetlere duçar oldular. Zifiri karanlıkta okuduklarıyla aydınlandılar, soğukta iman hakikatleriyle ısındılar, dipçiklendiklerinde baştakilere hidayet dilediler. Horlandıklarında, memleket için, millet için, ümmet için dua ettiler. Sayıları önce onlarcaydı, sonra yüzlerce, binlerce oldu. Yüzbinleri aştılar, milyonlara ulaştılar. Ama onlar için sayıların ehemmiyeti yoktu, kemiyetten ziyade keyfiyete değer veriyorlardı zira. Zaten bütün müminler kardeşleri, davet edecekleri insanlar sevdikleriydi. O merhamet yüklü kalpleri, sadece insanlara değil hayvanlara ve bitkilere de derin bir muhabbet besliyordu. Yunus gibi yaratılanı yaratandan ötürü hoş görüyorlardı.
Mahkemelerde asılsız ithamlarla suçlandıklarında ürkmediler, korkmadılar, çekinmediler, vazgeçmediler. Hakkı ve hakikati en gür sâdâyla ilan ettiler. Onlar ışıktan, nurdan, aydınlıktan, iyilikten ve erdemden yanaydı. Ama bu nuru hazmedemeyen karanlık güruhlar vardı. Bir kutlu mücadele başladı yıllar boyu süren. Dönem dönem yapılan eziyetlere katlandılar. Bir araya gelip iman hakikatlerini nur risalelerinde okuduklarında baskınlara uğradılar. Gazete manşetlerinde ‘âyin’ yaptıkları söylendi. Hâlbuki hem üstatlarının hem de kendilerinin biricik hedefi memleketin imarı, ülkenin ihyası, milletin iman takviyesiydi. Biricik idealleri, kara ve kızıl görüşlere saplanan, imanını kaybeden gençliğe yardım elini uzatmaktı. Bu mücadeleden asla usanmadılar, hizmetlerinden hiç bıkmadılar. Dönüp arkalarına bakmadan, pişmanlık hissi duymadan yürüdüler, hızlandılar, koştular.
Gün geldi yokluklar içinde kaldılar, mahrumiyetlere düştüler, takibatlara uğradılar. Bir cani, bir eşkıya, bir terörist gibi muamele gördükleri zamanlar oldu. Yine de tınmadılar, umursamadılar. Çünkü onlar Allah rızası ve ‘İ’lâ-yı Kelimetullah’ için bu kutlu/kutsal yola çıkmışlardı. Bu erdemli yolda aşkla, şevkle ilerlemeye devam ediyorlardı. Destekleyenler olduğu gibi köstekleyenler de vardı kendilerini. Teşvik edenlerin yanında çelme takanlara da rastlanıyordu. Yine de hep şükrettiler, hâllerinden zinhar şikâyet etmediler. İman lezzetini almış, Kur’an hakikatlerinin nefasetini tatmışlardı. Bu nimetleri bütün evlatlarına, hemşerilerine, komşularına, meslektaşlarına, akrabalarına velhâsıl cümle insanlara tattırmak istiyorlardı. Dar bir dehlizden çıkmış, kapkaranlık bir tünelden kurtulmuş, aydınlık bir ufka ve huzura kavuşmuşlardı. Gözleri kamaştıran muhteşem İslâm güneşini gençliğe gösterdiler, bunu başardılar.
Cumhuriyet Türkiye’sinin büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursi’nin yakın talebesi Ahmet Aytimur ağabey vefat etti. Aytimur’un cenazesi bugün Fatih Camii’nde ikindiden sonra kılınacak cenaze namazının ardından Eyüp Sultan’da diğer Nur kahramanlarının yanına defnedilecek. Ne kutlu bir ömür, ne mukaddes bir hayat ve ne güzel bir vefat. İnşallah bu fedakâr ve vefakâr kutlu nesil, hiç bir zaman unutulmayacak. Onlardan vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaşayanlara ise sağlıklı, huzurlu, hayırlı ve bereketli ömür diliyorum.

(Milat Gazetesi, 2 Şubat 2016)

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın

Yorum Yaz