KasımAralık 2008Ocak
PtSaÇaPeCuCtPz
24252627282930
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Edebiyatımızın Aksakalı Şükrü Elçin
 

Edebiyatımızın Aksakalı:
Prof. Dr. Şükrü Elçin

 

Mehmet Nuri Yardım

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’ne 30 yıl başkanlık yapan, eski hocalar neslinden, 20. yüzyılın yaşıtlarından, edebiyat hocası, halk edebiyatı uzmanı Prof. Dr. Şükrü Elçin’i de 27 Ekim 2008 tarihinde kaybettik. 30 Ekim Perşembe günü Ankara’da toprağa verilen “edebiyatımızın aksakalı” Şükrü Elçin 96 yaşındaydı ve Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü"nün kurucusuydu. Halk edebiyatı alanında pek çok eseri bulunuyor.

  Araştırmacı, yazar, hoca ve Türkolog Şükrü Elçin 23 Eylül 1912’de Batı Trakya’ya bağlı olan Florina’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü"nü 1939 yılında bitirdi. Çeşitli lise ve yüksek okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi"ne asistan oldu. 1949"da doktorasını verip1962"de doçentliğe, daha sonra profesörlüğe yükseldi. 1969 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Enstitüsü Başkanlığı’nda bulundu.

  Yazı hayatına şiirle başlayarak ilk şiir kitabı Şair Bozuntuları (1932)’nı arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. Makalelerini Türk Yurdu, Folklor Araştırmaları gibi dergilerde yayımladı. Folklor alanında yaptığı araştırmalarıyla tanınan Elçin, 1983"te İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü"nü, Metin And, Cahit Güzelbey, Kemal Gökçe ve Haşim Nezihi Okay’la paylaştı. Halk Edebiyatına Giriş adlı kitabı ile 1984 Türkiye İş Bankası Halk Bilim Büyük Ödülü’nü kazandı.

  Şükrü Elçin’in Eserleri:

·  Şair Bozuntuları, (Şiirler)(Niyazi Hicrân-Damla ile birlikte), Hâfız Ali Matbaası, İzmir, 1932, 24 s.

·  Yirmidört (Şiirler), Kültür Basımevi, İstanbul, 1944, 31 s.

·  Adalara Destanlar (Şiirler), Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1978, 43 s. (iki baskı)

·  Hikâyeler (Ali Gündüz Akıncı ile birlikte) –Antoloji- MEB Köy Kitaplığı, 6, Millî Eğitim Basımevi, 1949, 74 s.

·  Deli Dumrul (Turhan Oğuzkan ile birlikte), Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1964, 21 s. (resimli)

·  Kerem ile Aslı Hikâyesi (doktora tezi), Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 1949, VII-I+128 s.

·  Anadolu Köy Orta Oyunları (köy tiyatrosu), (doçentlik tezi) Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Seri IV, Sayı: A.1, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1964, 83 s. (üç defa basıldı)

·  Türk Bilmeceleri, Devlet Kitapları, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970. VII+90 s. (üç defa basıldı)

·  Çocuklarımıza Şiirler, (antoloji), Türk Kadınları Kültür Derneği Yayını, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1974, 172 s. (üç defa basıldı)

·  Halk Edebiyatı (Eğitim Enstitüleri II. Sınıf), Hacettepe Vakıfları Kuruluşları Teksis Ltd Şti. Basımevi, Ankara, 1977, 92 s.

·  Halk Edebiyatı Araştırmaları, Kültür Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yay., Halk Edebiyatı Dizisi: 3, DSİ Basım ve Foto-Film İşletme Müdürlüğü Matbaası, Ankara, 1977, V-367 s. (Üçüncü defa basılmıştır)

·  Türkçülük ve Milliyetçilik, Türk Kadınları Kültür Derneği Yayını, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1978, 23 s.

·  Halk Edebiyatına Giriş, Kültür Bakanlığı Yayınları: 365, Türk Halk Kültürü Eserleri Dizisi:10, Emel Matbaacılık Sanayi, Ankara, 1981, IV+810 s. (üç defa basıldı)

·  Gevherî Divânı, (İnceleme, Metin, Dizin, Bibliyografya), Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 56, Halk Edebiyatı Dizisi: 9, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1984, 723 s. (iki defa basıldı)

·  Akdeniz’de ve Cezayir’de Türk Halk Şâirleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 78, Seri IV, Sayı: A.23, Sevinç Matbaası, Ankara, 1988, VIII-279 s.

·  Ali Ufkî- Hayatı ve Mecmûa-ı Sâz ü Söz, (Tıpkı basım), Kültür Bakanlığı Musiki Eserleri:1, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976, (Büyük boy) XXVII+328 s. (İkinci defa basılmıştır)

·  Ölümünün Yirmibeşinci Yılında Yahya Kemal Beyatlı, (Muhtar Tevfikoğlu ve Sadık K. Tural ile birlikte), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 53, Seri III, Sayı: A.14, Aslımlar Matbaası, Ankara, 1983, 295 s.

·  Şiirle Selâm (Antoloji), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 59, Seri IV, Sayı: A.15, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1984, 208 s. (iki defa basıldı)

·  Folklor ve Halk Edebiyatının Millî Birliğin Oluşmasındaki Rolü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1986, 52 s.

·  Gevherî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 821, Türk Büyükleri Dizisi: 49, Aslımlar Matbaası, Ankara, 1987, VI+146 s.

·  Âşık Ömer, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 826, Türk Büyükleri Dizisi: 54, Gaye Matbaası, Ankara, 1987, IV+123 s.

·  Yeni Türk Nesri Antolojisi (Muhtar Tevfikoğlu ile beraber), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri Dizisi: 97, Ankara, 1987, VIII+741 s.

·  Türkiye Türkçesinde Ağıtlar, (Antoloji) Kültür Bakanlığı Yayınları:1197, Gençlik ve Halk Kitapları Dizisi:49, DSİ Matbaası, Ankara, 1990, VIII+239 s.

·  Türkiye Türkçesinde Maniler, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları:115, Seri IV, Sayı: A.32, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1990, 194 s.

·  Halk Şiiri Antolojisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:1008, Gençlik ve Halk Kitapları Dizisi: 89, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1988, VI+270 s.

·  Yurt Duyguları (Antoloji), Türk Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Yayınları:114, Seri IV, Sayı: A.31, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1990, 174 s.

·  Türk Edebiyatında Tabiat, Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., Ankara, 1992.

Hoca hakkındaki bilim uzmanlığı tezi, “Prof. Dr. Şükrü Elçin-Hayatı ve Eserleri Üzerine Bir Araştırma” adıyla Metin Özarslan tarafından yapılmıştır. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda basılmamış olan tez, Ankara’da 1992 yılında hazırlanmıştır.

  Prof. Dr. Şükrü Elçin 96 yaşında bereketli bir ömür süren değerli bir şair ve araştırmacı yazardı. Biyografisi ilmî çalışmalarla dopdoluydu ve pek çok eseri vardı. Ayrıca değişik dergi ve gazetelerde yayınlanmış bir çok makalesi de mevcut. İlmî konuşmalar yapıp konferanslar veren, kendisine Türkiye ile dünyanın bir çok edebiyat ve sanat kurumu tarafından önemli ödüller verilen Şükrü Elçin, milli ve milletlerarası kongre ve sempozyumlarda önemli tebliğler sunmuştu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdarî Bilimler Fakültesi’nde kurduğu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 13 Temmuz 1982 tarihinde emekli oldu. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı adına Türk Kültürü isimli dergiyi yıllardan beri neşrediyordu. Şükrü Elçin ile daha önce görüşmüştüm, son olarak Mart 2008’de Mehmet Nuri Parmaksız ile birlikte kendisini ziyaret ettik.

 

ARAŞTIRMAYLA GEÇEN ÖMÜR

  Araştırmacı yazar Şükrü Elçin, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1939’da bitirdi. Çeşitli lise ve yüksek okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne asistan oldu. 1949’da doktorasını verip1962’de doçentliğe, daha sonra profesörlüğe yükseldi. 1969 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Enstitüsü Başkanlığı’nda bulundu.

  Yazı hayatına şiirle başlayarak ilk şiir kitabı Şair Bozuntuları (1932)’nı arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. Makalelerini Türk Yurdu, Folklor Araştırmaları gibi dergilerde yayımladı. Folklor alanında yaptığı araştırmalarıyla tanınan Elçin, 1983’te İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’nü, Metin And, Cahit Güzelbey, Kemal Gökçe ve Haşim Nezhi Okay’la paylaştı. Halk Edebiyatı"na Giriş adlı kitabı dolayısıyla 1984 yılında Türkiye İş Bankası tarafından kendisine “Halk Bilim Büyük Ödülü” verildi.

  Eserleri: Şair Bozuntuları (şiirler, 1932), Yirmidört (şiirler, 1944), Kerem ile Aslı Hikâyesi (1949), Anadolu Köy Orta Oyunları (araştırma, 1964), Türk Bilmeceleri (1970), Ali Ufkî/ Mecmua-i Saz ü Söz (1976), Adalar Destanlar (şiirler, 1978), Halk Edebiyatına Giriş (inceleme, 1981), Âşık Ömer (inceleme, 1987), Yeni Türk Nesir Antolojisi (1987), Türkiye Türkçesinde Ağıtlar (1990), Yurt Duyguları (1990).

 

                    BANA RESİM GETİRDİLER

  Bir şiirinde çocukluğunun geçtiği toprakları sevgi ve hasretle anar:

 

Bana bir resim getirdiler, şimdi yâd elde, doğduğum yerden,

Besbelli Cindilli Bayırı’ndan çekilmiş buğulu bir yaz akşamı.

Bu resimde yakaladığım göz yordamıyle bizim Câmiatik mahallesini,

İşte Dörtyolağzı Çeşmesi, bilek kalınlığında suyu bilmem hâlâ akar mı?

 

Şairimiz, aynı şiirde, çocukluğunun mesut yıllarını gözünün önüne getirir, bir hayal cennetidir kurulan:

 

Olsa olsa şurdadır evimiz, Çelenklioğlu Halil’in yaşlı konağı;

Ben Kasım’a kırk gün kala, bir sabah ezanı bu konakta doğmuşum.

Dedem dikmiş bahçeye İstanbul dudunu, Şam kaysısını, lâtinleri ninem,

Bu konakta sipâhilerin, müderrislerin, beylerin hâtıralariyle yaşamışım.

 

  Şiirin daha sonraki mısralarında babasıyla birlikte bayram namazlarına gidişini anar:

 

Resimde bulmak zor Çarşıcâmisi"ni, yerle bir etmiş Yunanlılar, ortada olmalı;

Bir bayram namazında elim babamın avucunda girdim bu câmiye.

Cuma gecesi, bulabilirim kabirlerine nur yağan gazileri bir, bir;

Hayâl ettim mısır tarlasında kaybolduğum Ortaoba"yı, gittim Germiyanköy"e.

 

  Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belli başlı bütün temsilcilerinin eserleri hakkında tahliller yapan merhum hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Şükrü Elçin’in şiiri için şu yorumu yapar: “Milliyetçi şairler arasından zengin çağrışımlara sahip olanlardan biri de Şükrü Elçin’dir. Son yıllarda o, Türk kültürü ile ilgili çağrışımlara dayalı dikkat çekici şiirler vücuda getirmiştir.”

Ankara’da oturan Şükrü Elçin’le önce telefonla görüşmüş, ardından mektup vasıtasıyla bir mülâkat yapmıştım. Ömrünü edebiyatımıza adamış değerli şair ve yazarımızın çabaları her türlü takdire değerdi şüphesiz. Asırlık ömrüne pek çok eser ve yüzlerce ilmî makale sığdıran Hoca, gençlere bu yolda örnek olabilecek yegane şahsiyetlerdendi.

                    

BABA PARASIYLA DERGİ ÇIKARMAK

Her yazar ve şairin edebiyatla ilk temasları farklı şekil, zaman ve mekânlarda başlar. Şair ve yazar Şükrü Elçin, edebiyat dünyasıyla ilk temasının nasıl başladığını bakın nasıl anlatıyordu:

“Turgutlu"da ilk, Manisa"da ortaokulda bize ezberletilen millî şiirlerle okutulan hikâyelerin edebiyata bir zemin hazırladığını sanıyorum. Bu tesirle olsa gerek, orta birinci sınıflarda okuyan arkadaşlar yaz tatilinde Turgutlu’ya dönünce Gençlik adlı bir dergi çıkarma kararı aldık. Bunda benim ve belki de Niyazi Hicran’ın tesiri oldu.

Babamın ve arkadaşımızın Enver’in babası Reşat Bey’in bize verdiği beşer lira ile dergiyi çıkarmaya başladık. Son üçüncü sayı Nâmık Kemal’e tahsis edilmişti.”

  Peki okul ders kitapları dışında Şükrü Elçin’in ilk okuduğu kitap, yazar ve şairler kimlerdi? Bu edebiyatçılardan hangisinden etkilendi ve okumaya devam etti:

“Ortaokul birinci sınıfında ilk defa Çalıkuşu romanını okudum. Bazı sayfaları hâlâ hâfızamdadır. Sonra Ömer Seyfeddin, Refik Hâlid, Hüseyin Rahmi, Hâlide Edib Adıvar, Peyami Safâ, Karaosmanoğlu, Mehmet Rauf ve Hâlid Ziya"dan elime ne geçmişse okudum.

  Şairler arasında Faruk Nâfiz Çamlıbel, Mehmed Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Necip Fâzıl, Namık Kemal, Karacaoğlan ve Âşık Ömer"i sayabilirim.”

Şükrü Elçin"e ilk yazdığı edebî metinleri sormuştum. Şairimiz ilk şiirinde Çamlıbel’in etkisinde kalmış. İşte edebiyatçımızın ilk yazı çalışmalarının  hikâyesi:

“İlk şiirim Fâruk Nâfiz"in "Han Duvarları"nın tesirinde "Turgutlu Yollarında" adı ile Gençlik’in ilk sayısında çıktı. İlk hikâyem "Kararan Cevher" adını taşımaktadır. İzmir Amerikan Koleji Öğrenci Cemiyeti Dergisi’nde 1931 yılında çıktı. Çok zengin bir ihtiyarla fakir, güzel bir köylü kızının mâcerasıdır.

İlk mensurem Yeni Asır gazetesinin edebî ilâvesinde 1931-1932 yıllarında yayınlandı. İlk cümlesi "Hazar adı ne kadar Türk"se Vardar da o kadar Türk"tür"le başlar.”

“Şiirlerimden arkadaşlarım memnun görünüyorlardı” diyen Elçin, edebî çalışmalarından aldığı ilk te"lif ücretini de unutmuş değil. 1937 yılının parasıyla tam yedibuçuk lira... O zamanın parasıyla az buz değil. Şükrü Bey’in hâtıralarına dönelim:

“İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde öğrenci iken 1937’de "Köroğlu Hakkında Notlar" adlı yazım Ülkü Mecmuası’nın  57 ve 58"nci sayılarında yayınlandı ve bana "yedibuçuk" lira telif ödendi."

 

                     İLK ŞİİRLER

  Şairlerin ve yazarların en büyük heyecanlarından biri ilk şiir veya yazının yayınlanması ise, arkasından ilk ürpertilere sebep olan da ilk kitabın günışığına çıkmasıdır. Şükrü Elçin’in ilk kitabının uzun fakat tatlı bir serüveni var. Bunu da  yazarımızın kendisinden dinlememiz lâzım:

  “1932 yılında şair arkadaşım Niyazi Hicran (Damla) ile şiirlerimizi Şair Bozuntuları adı ile yayınladık. O yıllarda önüme gelen şiir kitaplarına süslü püslü adlar takıyorlardı. Arkadaşım tevâzu sebebiyle bu adı buldu. İsim, okurlar arasında şaşkınlıkla karşılandı. Orhan Seyfi (Orhon) ile Yusuf Ziya (Ortaç) Akbaba’yı çıkarıyorlardı. "Estağfirullah" adlı bir yazı ile bizi konu ettiler. Düzgün mısralarımızdan örnekler verdiler. Ama sonunu "estağfirullah"la tamamladılar.

  Benim mezuniyet dersim İstanbul Kız Lisesi"nde verilecekti. Onuncu sınıfın hocası Orhan Seyfi Bey’di. Konum Nef"î idi. Ben bütün kaynakları okumuştum. Hazırlıklı olarak dersi tamamladım. Hey"et  Prof. Ali Nihad Tarlan, Prof. Ahmet Caferoğlu, Doçent Sabri Esat Siyavuşgil’den kurulmuştu. Nihad Bey sözü sınıfın hocasına verdi. Orhan Seyfi Bey, ‘Bir üniversite dersi dinledim. Bilmediklerimi öğrendim. Müfredat bunun onda birini çocuklara vermemizi emrediyor’, dedikten sonra bana döndü. Teşekkür etti ve "Siz hatırladığıma göre şiir de yazıyorsunuz" dedi.”

  Hâtıralar uzayıp gidiyor. Bunları inşaallah bir gün toplu olarak okuruz. Şükrü Bey"in hâtıralarında Türkiye"nin yakın döneminde yaşamış bir çok edebiyatçı, fikir ve sanat adamı ile ilgili dikkate değer bilgiler ve anekdotlar var. Fakat değerli edibimiz, sınırlı bir mülâkat yaptığımız için, sözü uzatmadan tamamlıyor. Ancak biz okuyucularına ve sevenlerine bir armağanı var. 7 Eylül 2003 tarihinde Ayvalık"ta yazdığı son şiirlerinden birini gönderme lütfunda bulunmuş. Şairimizin torununa ithaf ettiği şiir, “Tan’a Destan” başlığını taşıyor:

 

           Aylarca bekledi annenle baban, biz yıllarca

           Bir gün tılsımlı iklimden geldin dünyaya.

           Sardı yumuşak beze hemşireler,

           Ne çiçekleri gördün, ne güneşi, ne de ayı.

                              *

           Ağlamak ilk işin oldu,

           Verdiler yumuşak göğsüne annenin.

           Baban hayrette kaldı seni görünce,

           Süt içtin ışıkladı gözlerin.

                              *

           Adın için açıldı sözcükler,

           Ben geçtim aradan!

           Sevgiler yıldız yıldız birleşti,

           Annen dedi olsun Tan.

                              *

           Yıkadılar kırkına basınca

           Altınlı suda, duâdan sonra.

           Ninelerin halan gururlandı

           Dedelerin şükretti Tanrı"ya.

                              *

           Göründü ilk dişin süt beyaz,

           Kaynatıldı buğdaylar, döküldü üstüne cevizler;

           Bir gün kitapla başladın oynamaya,

           Çalgılı araba sana oldu rehber.

                              *

           Hayat kısadır. Oku, çalış, düşün, ara, bul,

           Sana gelsin şerefle şân.

           Yurduna hizmet ülkün olsun,

           Şükrü Dede"n bu destanı söyledi Tan.

 

                    

           BİR ZİYARETİN ARDINDAN

  Şükrü Bey’i iki defa ziyaret etmek kısmet oldu. Biri bu seneydi ve Mehmet Nuri Parmaksız dostumla birlikteydi. Adaşım da Hocayı tanımak ve ziyaret etmek istediğini söyleyince birlikte gittik. Diğeri daha önceki senelerde gerçekleşmişti. Bir çok iş arasında bir fırsat bulup Şükrü Elçin Bey’i ziyaret etmek istemiştim. Önce telefon açıp randevu aldım. Ardından yola koyuldum. Ankara’yı çok iyi bilmiyordum, bir arabaya binip semte geldim. Sora sora evi buldum. Zili çaldım. Değerli eşi Nebahat Elçin Hanımefendi açtı kapıyı. Güleryüzle ve Türk misafirperverliğine yakışır olgun bir nezaketle... Şükrü Bey, salonda bekliyordu. Önce biraz dinlenmemi istedi. Ama benim tezcanlı huyum yine üzerimdeydi. Çünkü karşımda âdeta bir tarih yaşıyordu. Birinci Dünya Harbi öncesinde doğmuş, Orhan Veli’den daha erken doğmuş, Cumhuriyet’i doya doya yaşamış. Demokrat Parti ve diğer bir çok partiyi görmüş, günümüze uzanmış bir âbide şahsiyet karşımda duruyordu. Bütün ömrü çalışmayla, kültürel faaliyetlerle, kitap neşriyatı ve dergi çıkarmayla geçmiş bir efsane adam: Şükrü Elçin.

  Şükrü Bey yaşına göre zindeydi. Ama yine de yormak istememiştim. Çaylarımızı yudumlarken hafiften soruları sıraladım. Bu suallere toplu olarak cevap aldım kendisinden. İşte Şükrü Hoca’dan dinlediklerim ve kendi ağzından kısa bir Elçin biyografisi:

“1912 Florina doğumluyum. Okula orada başladım. Sonra mübadil olarak Turgutlu’ya geldik.  İlkokulu orada tamamladım. Daha önce okuduğum 3 yıl sayılmadı. Yunanlılar Yunanca’yı mecburî kılınca babam beni okuldan aldı. Turgutlu’da Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda okudum. Sonra savaş yılları.. Yunanlılar Turgutlu’yu yakıp yıktılar. Okul müdürümüz Cevdet Öktem’di. Yağmurdan korunmak için çuvalları sırtımıza koyduk, öyle okuduk.”

Bir nefes alıp çayından bir yudum daha içmişti. Ben nefesimi tutmuş, hiçbir kelimeyi kaçırmak istemiyordum. Hoca’nın anlatacakları, söyleyecekleri önemliydi çünkü. Merakımı ve heyecanımı gördü, mütebessim devam edecekken Nebahat Hanım araya girmişti: “Acele etme Şükrü Bey! Nefeslen biraz. Mehmet Bey yeni geldi. Daha bizde. Yavaş yavaş anlatırsın!” Nebahat Hanım, bir sevgi ve şefkat ile eşine bakıyor ve onun yorulmasını, yorulup da hasta olmasını istemiyordu. Kolay değil. Yaşı kemâle ermiş bir insan Şükrü Hoca. Kısa bir fasıladan sonra devam etmişti:

“Ortaokulu Manisa’da okudum. Lise ise İzmir Erkek Lisesinde. Daha sonra adı Atatürk Lisesi oldu. 1935-36 yıllarında mezun olunca edebiyat hocam Esat Çınar’ın tesiriyle edebiyat sevgim uyandı.

  Ortaokulda Gençlik adıyla bir dergi çıkardık. Paramız bitince bıraktık.

  Hocalarımın tesiriyle edebiyat sevgisi bizde attı, her ünlü şairden 2-3 şiir okuduk. 35’te İstanbul Edebiyata girdik. Fakültede okurken şiir gecesi tertip ediyorduk. Bir gece Namık Kemal’in “Vatan” şiirini hatasız okudum. Kerem ile Aslı lisans tezimdi. Hocam ise Fuat Köprülü. Hazırladığım tezi hocam kabul etti. Yüksek Muallim Mektebi mezunu olduğu için edebiyat bitirdikten sonra Sivas Lisesi ve Öğretmen Okulu edebiyat hocalığı yaptım.”

  Hoca bir ara dalıyor, geçmişi hatırlamaya çalışıyor ve yeniden anlatmaya devam ediyordu:

  “Askerliği Giresun ve Sivas’ta yaptım. Askerlikten sonra Denizli Lisesi’ne hoca oldum. Bin bir müracaattan sonra Ankara’ya Erkek Teknik Öğretmen Okulu’na hoca olarak verildim. O sırada Milli Eğitim Bakanlığı, görgüleri artsın diye dışarıya bazı öğretmenleri gönderiyordu. Bana ‘Senin ihtiyacın yok ki...’ deyip göndermediler. Ama ben dışarıya çıkmak istiyordum. 1949-1950 senesinde Paris’te Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “bilgi ve görgü için” dışarıya gönderildim. Dönüşte Erkek Teknik Okulu ve Atatürk Lisesi’ne geçtim. Ek görevle Ankara Koleji’nde görev yaptım. Bir müddet Harbiye Okulu’nda hocalık yaptım. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde çalışırken bir gece İhsan Doğramacı bana telefon açtı. Teklif etti ve Hacettepe Üniversitesi geçtim.”

  Şükrü Elçin Hoca üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1969 yılında kurar ve bu yıldan 1983 senesine kadar da başkanlık eder. Yaş haddinden emekli olduktan sonra, Prof. Dr. Talat Tekin bölüm başkanlığına getirilir. Ardından Prof. Dr. Umay Günay. Bugün bu bölümün başkanlığını Şükrü Elçin Hocanın asistanı Prof. Dr. Dursun Yıldırım yürütmektedir.

  Bölümdeki diğer hocalar arasında Ahmet Bican Ercilasun, Bilge Ercilasun, Sadık Kemal Tural, Umay Günay ve eşi, Tolga Ocak, Âmil Çelebioğlu, Abdurrahman güzel ve Meserret Diriöz de bulunmuştur. Elçin, “Çok dinamik ve çalışkan bir grup teşekkül ettirdik” diyordu bu kadro için.

Hoca, yanından ayrılırken bize ve bütün genç Türkologlara şu tavsiyelerde bulunuyordu:

“1982’de emekli olduktan sonra doktora öğrencilerine ders vermeye başladım. Yurtiçinde ve dışında bir çok kongre ve sempozyuma katılıp tebliğler sundum. Gençlere çok çalışmalarını tavsiye ederim. Eskilerin yaptıkları dikkatli çalışmaları görsünler, hatalarını da fark etsinler. Onlardan yararlansınlar. Yanlışları tekrarlamasınlar. Metot bakımından yabancı etütlerden istifade etsinler. Ama mutlaka bir yabancı dil öğrensinler.”

Hocaların Hocası Şükrü Elçin bugün örneği çok azalan eski hocalar neslindendi ve Türk ilmine, irfanına, edebiyatına önemli katkılarda bulunmuştu.

Bereketli bir ömür yaşadı. Araştırdı, yazdı, eser verdi, talebe yetiştirdi, tebliğ ve konferanslar verdi. Velhâsıl çok güzel, verimli, hayırlı ve erdemli bir ömür sürdü “Edebiyatımızın Aksakalı Şükrü Elçin”. Allah’tan rahmet diliyorum kendisine. Ona ve bugün aramızda bulunmayan diğer bütün Hocalarımıza rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum. Kabirleri nur, mekânları cennet olsun.

 



Hit : 35
  
Yorum eklemek istermisiniz ?
Etiketler : Prof. Dr. Şükrü Elçin

Mesaj Panosu ( Üyeler için)

   Üye Girişi
 
 

   HABERLER
Sitemizi Ziyaret Edenler  
Powered by Netfırtına