KasımAralık 2008Ocak
PtSaÇaPeCuCtPz
24252627282930
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

NAZİK ERİK
 

NAZİK ERİK

1919’da Isparta’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Isparta’da aldı. Liseyi Antalya’da okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünü bitirdi. Çeşitli şehirlerdeki lise ve eğitim enstitülerinde edebiyat hocalığı yaptı. Isparta’da Süleyman Demirel Üniversitesinde Türkçe okutmanı olarak anadil eğitimi dersleri verdi. Türk Edebiyatı, Kubbealti Akademisi gibi dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Denemelerini, intibalarını, hâtıralarını, siyasî tahlillerini kaleme aldığı bir çok eseri bulunmaktadır. Sâmiha Ayverdi’nin talebesi ve takipçisidir. Çok tatlı, yumuşak konuşma ve yazma üslubu, engin kültürü ve hocalığıyla çok kıymetli bir münevverdir.

Başlıca eserleri:

Ulu Çınarın Gölgesinde, Bu Eğitim, Bu Problemler, Benim Ispartam, Nazik Anne’den Dersler.

 

HAKKINDA YAZILMIŞ YAZILARDAN:

 

Nazik Erik Hoca’nın Isparta’sı

 

 

Mehmet Nuri Yardım

 

Anadolu, nice erler erenler, nice serdengeçtiler alperenler ve nice âbide şahsiyetlerle doludur. Bir uçtan öbür uca ecdadın maneviyatı sinmiştir topraklarına. Sahabe kokusu hissedilir kuş uçmaz, kervan göçmez tepelerinde… Ovalarında bir gazinin saklı türbesi, köylerinde gönlü de eli de zengin bir kutlu insanın yaptırdığı çeşmesi vardır.
Anadolu, ruhları sermest olmuşların deryâ gölüdür, yeryüzü bahçesinin al gülüdür. Hakikat pınarından içmiş olanlar, çevrelerinde toplanan dost gönüllerle hemhâldirler orada. Onlarla yürek sohbeti ederler. İlim ve irfandan, edep ve erkândan dem vururlar. Dilden dile yol, kalpten kalbe köprü kurulur. Geceler gündüzlerle sarma dolaş, kelâm, kalemle yoldaş olur.
Hocalık mukaddes fakat zor bir meslektir. Meslekten öte bir yaşama biçimidir. Her yiğidin harcı değildir üstelik muallimlik. Samimiyet, sevgi, sabır ve fedakârlık ister, ümitle gelişir, inançla yayılır. Öğretirken zevk alan, bilgiyi paylaşmaktan mutluluk duyan, yürekten yüreğe, beyinden beyine köprüler kuran hocaların hakkı hiç ödenebilir mi? Onların her zaman hatırını sormak gerekmez mi insan olana?
Nâzik Erik Hoca’yı misafir olarak bulunduğu İstanbul Fatih’te geçen yıl birkaç dostla birlikte ziyaret etmiştik. Zaman zaman Âsitane’ye seyahat eden yazarımız, doğup büyüdüğü memleketi güller beldesi Isparta’ya temelli döndü. Sahte şöhretlerin, sanal gündemlerin ortalığı kapladığı bir dönemde Nâzik Hoca’yı kaç kalp ehli tanır, kaç irfân sâhibi eserlerini okumuştur, bilemiyorum. Ârif Nihat Asya’nın deyişiyle o, “gül suyuyla abdest alan” Isparta erenlerindendir. Ömrünü edebiyatımıza, maârifimize, tefekkürümüze adamış bir gönül ehlidir.
1919 doğumlu olan Nâzik Hoca, 87 yıllık ömrünü, al bayrağımızın üstünde dalgalandığı bereketli toprakların çocuklarına hasretmiştir. Çocukluğu İstiklâl Savaşı yıllarında geçti. İlk ve orta tahsilini Isparta’da, liseyi Antalya’da okudu. Yüksek tahsilini Yüksek Öğretmen Okulu’na devam ederek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde bitirdi. Fuad Köprülü, Reşid Rahmeti Arat, Tahsin Banguoğlu, Nihad Sâmi Banarlı ve Sâmiha Ayverdi gibi ‘mektep’ insanların ders rahlesinde yetişti. Bilhassa Reşit Rahmeti Arat’tan mükemmel dersler aldı. Görev için Anadolunun dört bir tarafına koştu. Antalya, İskenderun, Manisa, Ankara, Kayseri ve Isparta, öğretmenlik yaptığı şehirlerimiz. 1962 yılında Çocuk Edebiyatı sahasında araştırma yapmak üzere Fransa’ya gitti. 1964 yılı sonunda Türkiye’ye döndü. Geçirdiği bir trafik kazası sonucunda 1965 yılında görev yapamaz oldu. Daha sonra iyileşti. 1973 yılında Isparta Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı dersi hocalığına tayin edildi. 1982 yılında Isparta Meslek İçi Geliştirme Yetiştirme Merkezi’nden emekli olduktan sonra 1991 senesinde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Türkçe okutmanı oldu ve “Anadili Eğitimi” dersleri verdi. 1999 yılına kadar bu hizmeti devam etti.
Hakikat âşığı ruhu arayışta iken eline bir kitap geçti: “Ken’an Rıfaî ve 20. Asrın Işığında Müslümanlık”. Kitap, ufkunu genişletti, ona yeni mânâlar, yeni ilhamlar verdi. Sâmiha Ayverdi ile tanıştı daha sonra. Bu tanışıklık onun kutlu yolculuğunu taçlandırdı.
O, duyduklarını, bildiklerini, inandıklarını vatan çocuklarına bir ibadet şuuruyla aktardı. Çünkü muhatabı insandı, insan da yaratılmışların en şereflisiydi. Mesleğini bu kaygıyla, hassasiyet ve titizlikle yaptı. Yarım asır boyunca Türkçe’nin zarafetini, tasavvufun inceliklerini, tarihimizin ihtişamını, coğrafyamızın göz kamaştıran güzelliğini, Türk"ün imanını anlattı. Sınıflarda ve sohbet meclislerinde binlerce talebeye ders verdi. Yılmadan, bıkmadan, istekle, aşkla, şevkle ve tükenmeyen bin bir hevesle kendisini dinleyenler, feyz aldıkları bu müşfik hocanın ışıklı yüzünü, tatlı dilini ve iknâ edici sözlerini unutamadılar.
Dost halkasına erişemeyenler, Hoca’nın kitaplarından istifade ettiler, ediyorlar. Kelâm sükûna erince kalemi eline aldı. Dinlenme saatlerinde hislerini ve fikirlerini kaydetti. “Şamar Oğlanı” isimli eseri, şu özlü satırlarla sona eriyor:
“Ülkemiz dünyanın dışında değil! Bizim de eriyenler yanında toplumu ayağa kaldıracak, dik tutacak kendi kaynaklarımızdan doğmuş, çağın icaplarına cevap verecek eğitim prensiplerine, dünya görüşüne, insan anlayışına ihtiyacımız var. Prensipleri yaşayacak, yaşatacak, milleti ayakta tutacak, ilerletecek, Türk insanını insanlarımıza hatırlatacak, yeniden yuğuracak gayrete ihtiyacımız var! Sosyologlarımız, pedagoglarımız, bilgili akıllı din adamlarımız bu gayretin merciini, mes’ulünü bulsalar, görseler, onları harekete geçirseler her hâlde öğretim çok daha kolay, çok daha verimli olurdu.”
Nâzik Hanım’ın her eseri, Türkiye’nin temel meseleleriyle yakından alâkalıdır. Önce hastalığı gösterip daha sonra tedaviye başlayan Hoca’ya göre, ülkemizin temel derdi maariftir. İyi bir eğitimle millî benlik çocuklara ve gençlere verilebilir, tarih ve dil şuuru aşılanabilirse sıkıntılar sona erer. Mesel⠓Bu Problemler” isimli eserindeki şu ifadeler, sizce de hayatî tespitler ihtiva etmiyor mu:
“Çocuklarımıza târihlerini sevdirmeliyiz. Ama, evvelâ gerçekleri ve millî bünyeyi önlerine serebilmeliyiz. Onlarda yanlış tefsirlere yol açacak terim veyâ mefhumları, açıklığa kavuşturmalıyız. Nihâyet çocuklarımız, dün’ün ışığında gün’ü değerlendirebilmeli; kendilerine ve millî varlıklarına güvenebilmeliler!..”
Yazarın, “Ulu Çınarın Gölgesinde” isimli eseri de, diğerleri gibi Türkiye’de 1927 yılından itibaren dirayetli, heyecanlı, dinamik ve birikimli bir ‘hoca’nın seyir defterinden notlar ihtiva ediyor. Yüksek bir ruhun, geniş bir ufkun ve derin bir tefekkürün buluştuğu değerli hocamızın aydınlatıcı düşünceleri, her zaman gündemde, her dem tâzedir. Çünkü Nâzik Hoca, gerek sohbetlerinde gerekse eserlerinde gelip geçici mevzulara değil, kalıcı temalara zihin yorar. Ezelî ve ebedî hakikatlerin çevresinde dolaşır. Dinleyicilerini ve okuyucularını büyük ideallere, mukaddes mefkûrelere, ulu idraklere yöneltir.
Hoca, “Bu Eğitim”, “Bu Öğretim” ve “Kalemin Ucundan” adlı kitapları ile yeni yayımlanan "Orada Bir Medeniyet Var Uzakta" isimli eserinde, değerlerimizin kaynaklarını işaret ediyor. Kültür meselelerimizin köküne iniyor ve problemlerin hâl yolunu gösteriyor.

“BENİM ISPARTAM”

Türkiye’min bütün şehirleri güzeldir. Her memleket kutlu bahçenin bol kokulu ayrı bir çiçeğidir. Bayrak şairimiz Ârif Nihat Asya’nın mânidar deyişiyle “eren”leri “gül suyuyla abdest alan” Isparta “mübarekler” toprağı, “kahramanlar” diyârıdır.
Bugünlerde “Benim Ispartam”ı okuyorum. “Şamar Oğlanı”, “Kalemin Ucundan”, “Ulu Çınarın Gölgesinde”, “Orada Bir Medeniyet Var Uzakta”, ve eğitime dâir kaleme aldığı seçkin eserlerinden tanıdığımız bahtlı insan, kıymetli eğitimci, mütefekkir yazar Nazik Erik Hanımefendi’nin yeni eseridir “Benim Ispartam”.
Ömrünü anadilimiz Türkçenin doğru yazılmasına ve konuşulmasına vakfeden Hocahanım bu hâtıratında sadece belli bir bölgenin, ya da şehrin kültür hayatını aksettirmekle kalmıyor. Müslüman Türk’ün Anadolu’daki son asırlık mâcerasını da okuyucuya hissettiriyor, hattâ zihninde canlandırıyor. Kitap, yazarın “aziz oğlu” Agâh Oktay Güner’e ithaf edilmiş. Agâh Bey, “Bu eser Isparta’dan bütün vatan coğrafyasına genişleyen, yayılan kültür zenginliğimizi arayanlar için vazgeçilmez bir başucu kitabı olacaktır.” diyor. Hakikaten burada hâtıraların eşliğinde âdeta medeniyetimizin geçirdiği merhaleler, kültür hayatımızın yaşanan sancılar ve bütünüyle son bir asırlık hikâyemiz anlatılıyor.
Ispartalılar şanslı. Çünkü onların, manilerini, masallarını, türkülerini, efsanelerini, destanlarını velhâsıl Isparta’nın bütün güzelliklerini bir demet gül hâlinde derleyip eserinde buluşturan bir kalem anneleri var. Huzurlu insanlarımızın dünkü imrenilesi yaşayışını dile getiriyor. Okul, cami, medrese, kışla, han, hamam, şadırvan, meydan, çınarlar, mezarlıklar, çeşmeler gibi hayatımızın vazgeçilmez anıt eserlerini ve bunların etrafında gelişen, yayılan ve insanımızın ruh kökünü ifade eden hayatının manzumesini seslendiriyor.
İmparatorluğun sona erdiği yıllarda dünyaya gelen, temel değerlerine bağlı bir münevverin dünkü Türkiye ile bugünküsü arasında yaptığı çarpıcı kıyaslamalar, bizi bir zihin yolculuğuna çıkarıyor. Coşkusu, heyecanımızı katmerleştiriyor. Uyanık bir dimağın tecessüsleri, memleket evlatlarını çok seven bir annenin zengin hisleri bize ışık oluyor, yol yordam gösteriyor.
Yazarımız çağının tanığı. Ama ülkesinin de vicdanı… Yaptığı tespitler, aktardığı hâdiseler, yaşadığı ve bugüne taşıdığı gelenekler bizi biz yapan değerler manzumesinin özünü teşkil ediyor. Dolayısıyla bu şahsî gibi görünen hâtıraları okurken bir biyografik hayatla beraber Türk kültürünün yürüyüşüne şahit oluyoruz. Ev, aile büyükleri, akrabalar, komşuluklar, düğünler ve bu mesut hadiselerin etrafında yaşanan şölenler, doğumlar, çocuk terbiye anlayışı, sünnet merasimleri, misafirlikler, iş hayatı, bağ bozumları, mutfak kültürümüz, hıdırellez ve daha onlarca konu bir resm-i geçit hâlinde hayalimizin önünden geçiyor.
Yazarımız, Isparta’ya “Benim kasabam” diyor. Çünkü çocukluğu o kasabanın sıcaklığı içinde geçmiş, 13 yaşına kadar bu beldenin havasını teneffüs etmiş. Ama bir ‘muallime hanım’, bir ‘hoca hanım’ olarak Türkiye’nin bir çok şehrini gezmiş, oralarda görev yapmış ve memleket evlâtlarına doğru yolu, şaşmaz istikameti, millî şuuru ve inancı vermiştir. Türk edebiyatını, Türk dilini binlerce gence anlatmış, tanıtmış, sevdirmiştir.
Nazik Erik gibi kılavuzlar hizmet ve himmet ehlidir. Onlar bu ülkenin bayrağı, toprağı için varlar. Vatan evlatlarının ilim ve irfan ile mücehhez olmalarını, yüksek ahlâk ve fazilete sahip bulunmalarını arzu ederler. Yanına gelenlere yaptığı sohbetler, bugüne kadar verdiği konferanslar, yazdığı yazılar ve kaleme aldığı eserlerle ‘hoca’lığını hâlâ fâsılasız devam ettiren bu sevgi hâlesi, Isparta’nın bu ışıltılı gülü, bu kültür köprüsü bugün de memleketinde, çok sevdiği ölmüşlerini anarak ve gençlerle buluşarak huzur içre geçiriyor.
Isparta’da mahallî televizyonlar var. Acaba Nazik Erik Hanımefendi’nin rehberliğinde geçmişe bir yolculuk yapmayı düşündüler mi programcılarımız? Yaşayan bir kültür âbidesinin mihmandarlığında irfanımızı belgelemeyi düşündüler mi? Ümit ederim, bu toz duman içinde, bu siyasî telâş arefesinde birileri de bunları düşünür.

OKULLARIMIZDA ANADİLİ ÖĞRETİMİ

Nazik Erik’in “Okullarımızda Anadili Öğretimi ve Yeni Okuma Yazma Sistemi” isimli eserinin 4. baskısı yapıldı. Özellikle eğitimciler tarafından hep aranan, sorulan ve istifade edilen bir kılavuz kitap. Beş bölümden ve bir ekten meydana gelen eserde “okullarımızda anadil öğretimi”, “Anadil öğretiminde zorluklar”, “Anadil zevki”, “Öğretmen faktörü”, “Liselerde anadil çalışması”, “Divan Edebiyatı” gibi pek çok konu son derece mükemmel bir üslûp ile anlatılıyor.
Nazik Erik Hoca’nın talebelerinden Dr. Agâh Oktay Güner bakınız hocasını nasıl târif ve tavsif ediyor:
“Nazik Erik ömrünü ‘İnsanlara insanlıklarını hatırlatmakla’ geçirmiştir. Hiç şüphesiz bu insan bizim insanımız olunca ‘Ona doğru Türkçe’yi, doğru tarihi, doğru dini’ öğretmek temel sancı olmuştur. İşte Nazik Hoca bu sancıyla yoğrulmuş bir hizmet aşkının insanıdır.
Ruhu her zaman genç, hafızası taptaze, mantığı aydınlık olan bir güzel insan hâlâ talebeleri için fedakâr bir şahsiyet ve mükemmel bir rehber dosttur. Fizik varlığının zamanına meydan okuyan, ayakta kalma savaşına rağmen hiç şüphesiz baş kaldıran, isyan eden rahatsızlıkları da vardır.”
Yazar, eğitimci olarak ömrünün 57 yılını insan yetiştirmeye adamış bir gönül kılavuzudur. O, “İnsan olarak yaratılmanın millî sorumluluğunu” da duyan insandır her şeyden önce. Yunus gönüllü, Mevlâna yürekli bir rehber insandır. Bütün bir ömrünü vatan çocuklarına, memleket evlâtlarına hasretmiştir. Onlara güzel dillerini öğretmek istemiştir.
“Okullarımızda Anadili Öğretimi ve Yeni Okuma Yazma Sistemi”, yazarın araştırma ve uzun meslek hayatındaki tecrübelerinin mahsulüdür. Sadece öğretmenler ve eğitimciler için değil, bütün aydınlar, anne ve babalar, öğretmen olacak gençler için de mutlaka dikkatle ve satır altları çizilerek okunması gereken bir müracaat kitabı, bir başucu eseridir.
Nazik Erik kitabında bakınız neler söylüyor:
“Üstün ve ileri toplumlar, insan olmanın şuuruna sahip ve mutlu, duyan ve düşünen kişilerin teşkil ettiği topluluklardır.
Ferd; kâinattaki yerini bilen insan, düşünen insan olmadıkça yakın ve uzak çevresini, eksiğini, kusurunu, doğruyu ve güzeli göremez.Kendi iç dünyasında, bizzat kendi olamaz.
Şahsiyet ve karakterini geliştiremez; mâkûl ve sağlam hüküm veremez, taklit eder; ferdi ve ileri hamleye gücü yetmez. Maddi-manevi ve fikri alanlarda üretken insan olamaz. Ona yardımcı olacak ola n rehber; ruhî tekâmül’ün aydınlattığı temiz bir vicdan ile, aklın desteğine dayanan sağlam bir iradedir. Bu nitelikteki insanın varolabilmesi için, onun titizlikle yetiştirilmesi, yetiştirilebilmesi için de zihni ve ruhî yönden eğitilmesi gerekir.”
Nazik Erik sadece bir edebiyatçı, dilci, eğitimci değil aynı zamanda bir terbiyeci, bir mütefekkiredir. Düşünen ve düşündüren insandır. Türkiye’nin temel meselelerinden birinin -belki de birincisi demeliydim- ‘eğitim’ olduğunu idrâk edenler, Nâzik Erik"i okumak, tanımak, anlamak ve eserlerine yönelmek zorundadır. Biraz derinden kulak verirseniz, o kitaplarda biraz hâtıra, biraz tespit, biraz tahlil ama baştan sona yüreği ülkesi için sızlanan bir münevverin terennümlerini dinleyeceksiniz. Okuyucularımla birlikte, Nazik Hoca"nın şahsında kültürümüzün köşe taşlarının bayramını tebrik ediyor, mübarek ellerinden öpüyorum.

Not: Nazik Erik’in eserleri TESAV Vakfı (Oku-Yorum Yayınları) ‘ndan çıkmaktadır. Hem “Benim Ispartam”ı hem de “Okullarımızda Anadili Eğitimi” kitaplarını 0 (312) 4388181 numaralı telefondan edinmek mümkün.

 

 



Hit : 35
  
Yorum eklemek istermisiniz ?
Etiketler : Nazik Erik

Mesaj Panosu ( Üyeler için)

   Üye Girişi
 
 

   HABERLER
Sitemizi Ziyaret Edenler  
Powered by Netfırtına