Belkıs İbrahimhakkıoğlu, İbrahim Hakkı Hazretlerini anlattı‏

  “Tefviznâme Bizim Manevî Sığınağımız” Doğu’nun ışık adamlarından, mutasavvıf İbrahim Hakkı... 

Yazı Kursu’nda Birinci Ders Vefa

  Yazı Kursu’nda Birinci Ders Vefa Elif Çelik (Sanatalemi.net) Yazı ve Editörlük Kursu’nda eski kurs öğrencisi... 

Osmanlı Saray Mücevherleri

  Osmanlı Saray Mücevherleri Prof. Dr. Gül İrepoğlu Kubbealtı’nda, “Osmanlı Saray Mücevheri Üzerinden Tarihi... 

Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak

  Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak Mehmet Nuri Yardım   Osman Akkuşak Beyefendi, edebiyat, sanat ve... 

İbrahim Hakkı Hazretleri ve Tefviznamesi

13 Aralık 2012 Perşembe günü “Babıali Sohbetleri” konuğu Belkıs İbrahimhakkıoğlu Hanımefendi. İbrahim... 

Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak

Kategori : Gündem - Etiketler :, , , , - Tarih : 12 Aralık 2012

 

Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak

Mehmet Nuri Yardım

 

Osman Akkuşak Beyefendi, edebiyat, sanat ve fikir dünyamızın mümtaz simâlarındandır. Bâbıâli’nin simge isimlerinden, kültür dünyamızın âşina çehrelerindendir. Bu yaz aylarında bir ara Osman Akkuşak büyüğümüzle görüşmüş ve bir sohbetimizde yazı hayatının 60. yılının dolduğunu öğrenmiştim. O zaman da hemen, “Yazı hayatınızın 60. Yılı dolayısıyla bir program yapalım.” demiştim. Çok memnun kalmış ve “İlk yazımı bulayım, sana gelirim konuşuruz.” demişti. Her rastladığımızda bu konuyu görüştük neredeyse.  Velhâsıl kısmet olmadı. Türkiye Yazarlar Birliği’nden arkadaşlar böyle bir program düşünmüşler. İyi de etmişler. Sağ olsunlar. Bir vefa borcuydu bu hizmet. Birilerinin yapması gerekiyordu.

Cumartesi günü Kızlarağası Medresesi’nin ana salonunun dolduğunu görmek beni mutlu etmişti. Cumartesi günleri İstanbul’da neredeyse her yerde faaliyet var. Toplantı, panel, konferans, sergi ve konserler… Umumiyetle de saatleri çakışır. Çünkü ya saat 14.00’te başlıyor programlar veya 16.00’da. Toplantı öğleden sonraydı. Salona yakın dostlarının gelişi anlamlı ve kadirbilir bir davranıştı. Orhan Okay, Gülten Dayıoğlu, Mehmed Niyazi ve Fehmi Koru asıl konuşmacılardı. Mahmut Bıyıklı kardeşimiz toplantıyı güzelce yönetti. Dinleyicilerden de duygu ve düşüncelerini dile getirenler oldu.

Toplantı öncesi odaya girdiğimde dostları yanındaydı Osman ağabeyin. İlk sözüm şu oldu: “Efendim hayırlı uğurlu olsun. Daha nice yıllara inşallah… Biliyorsunuz yazı hayatınızın 50. Yılını bu salonda ben organize etmiştim. Güzel de olmuştu. Şimdi 60. Yıl yapılıyor. İnşallah yazı hayatınızın 70. Yılını düzenlemek de ESKADER’e nasip olur.” Güldü ve memnun bir ifadeyle, “İnşallah” dedi. Salona geçilirken, kendisine her zaman olduğu gibi yeni kitabımı takdim ettim. Halim Selim Efendi… Osman ağabey, her zaman için benim protokol listemin en başında gelmiştir.

Toplantı başlamadan önce TYB’den arkadaşlar beni aradılar ve Osman ağabeyin biyografisini istediler. Kendisiyle yıllar önce yaptığım röportajlar sırasında kullanmıştım kısa bir tercüme-i hâlini. Hemen Dersimiz Edebiyat kitabımdan o mülâkatın sonundaki kısa biyografisini aradım buldum ve arkadaşlara gönderdim. Takdim esnasında okundu. Bu arada merak edip Google’a baktım, doğru dürüst biyografisi yoktu Osman ağabeyin. Ne kadar büyük bir ayıp! Ne büyük bir eksiklik! Ülkemizin en değerli edebiyat hocalarından, köşe yazarlarından birisinin biyografisi internette yok. Acaba yazar sözlüklerinde var mı? Bu ihmal, aslında hem onun mahviyetkârlığından ve tevazuundan kaynaklanıyor, hem de basın ve kültür dünyamızın ciddî bir noksanıdır. Neyse o da bahs-i diğer…

Bu kısa biyografiyi çok uzatmak gerekiyor, ama ben önce muhtasarını sizinle paylaşayım. Osman Akkuşak 1931 yılında Kütahya Emet’te doğdu. Yazı hayatına 1952 yılında başladı ve sırasıyla İstanbul Ekspres, Son Telgraf, Adalet, Zafer, Dünya, Tercüman, Son Havadis, Zaman, Güneş, Ortadoğu ve Türkiye gazetelerinde çalıştı ve yazılarını neşretti. Halen Yeni Şafak gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Akkuşak, çeşitli liselerde edebiyat dersleri verdi ve lise müdürlüklerinde bulundu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın neşriyat işlerinde görev aldı, İlim ve San’at Bürosu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü ve Çağdaş Türk Yazarları Komisyonu’nda çalıştı. Türkiye Edebiyat Cemiyeti’nin kurucu üyesi ve genel sekreteri olarak da hizmet etti. Türk Dilini Koruma ve Geliştirme Cemiyeti’nin ikinci başkanlığını yaptı. Sür’atli Öğretmen Kılavuzu isimli eseri 1966’da neşredildi. Yayına hazır eserleri arasında Türk Edebiyatı Tarihi, Atasözleri, Emet Destanı (piyes), Kompozisyon Kitabı, Batı Dillerinden Gelen Kelimeler Sözlüğü ve Osmanlıca Türkçe Lugat bulunmaktadır.

Şimdi yayına hazır olan bu kıymetli eserlerin bir an önce basılması gerekmiyor mu? Bu konuda yayıncılarımız daha ne bekliyor? Bu eserlerle birlikte ben Osman ağabeyin altın değerindeki hâtıralarının da biran önce kitaplaşması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu zihin köşetaşları, Türkiye’nin son yarım yüzyıllık kültür, sanat ve edebiyat dünyasının âdeta bir panoramasıdır; fikir hayatımızın unutulmaz mâcerasıdır. Maşallah tanımadığı şair, yazar, sanatkâr, gazeteci yok. Hatta bunları parça parça Yeni Şafak’taki köşesinde de yayımladı. Yani aslında hâtıralar hazır sayılır, bütün mesele bunları tasnife tâbi tutup hemen neşrettirmesidir. Zannediyorum, titizliğinden kaynaklanan bir gecikme sözkonusu. Ama bence bu eserler artık bir an önce irfanımıza armağan edilmelidir. Mâlum olduğu üzere, “hayırlı işlerde acele etmek lâzım.”

Osman Akkuşak ağabeyi çok eskiden tanırım. 28 Kasım 1986 tarihinde kendisiyle ilk mülâkatı yaptığıma göre demek ki en azından 26 senelik bir tanışıklığımız var. Eh dile kolay 26 koca yıl. Mülâkattan önce iki üç yıl önce tanışma şerefine ermişsem neredeyse bu zaman dilimi, 30 yıla uzanıyor. Allah sağlıklı ömürler versin kendisine.

O gün toplantı “Bir kalem efendisi” başlığıyla sunulmuştu. Güzel bir başlıktı ama daha önce başka yazarlar için de kullanılmış bir tâbirdi. Ben olsam “Bir kalem ve kelâm efendisi” derdim. Çünkü Osman Akkuşak sadece iyi bir yazar değil aynı zamanda iyi bir hatip, üstün bir konuşmacıdır. Yorumları yerinde, tahlilleri isabetlidir. Kelimeleri dikkatle seçer, ondan sonra kullanır. Yaptığı uzun veya kısa konuşmalarının arasından tek bir kelimeyi bile çıkarıp atamazsınız. Çünkü konuşmasında kelimeler uygunluk bakımından son derece mükemmeldir, asla fazlalık bulamazsınız. Büyük bir insicam sezersiniz. Ahenkli cümleler kurar ve size Türkçenin lezzetini tattırır. Bu bakımdan söz ustası demek gerekiyor Osman Akkuşak’a. Keşke daha sık konuşsa, hitabelerde bulunsa ve dilimizi en iyi kullanan kişilerden biri olan Osman Akkuşak’ı gençler daha çok dinlese, istifade etse… Çok mu şey istiyorum bilmiyorum ama aslında Osman Akkuşak gibi İstanbul Türkçesi’ni çok güzel konuşan büyüklerimizin hitabeleri kayıt altına alınmalıdır. Çünkü onlar bizim için antika değerinde, hazine kıymetindedir.

Toplantıda Mehmed Niyazi Bey’in özlü konuşması çok hoştu. Zaman zaman mizaha da kayan, dinleyicileri güldüren ama seviyeyi muhafaza eden bir hitabe idi. Romancımızın bir ara naklettiği şu hâtıra bence kayda değer:

“Marmara’da dostlarla beraber oluyorduk. Bir sohbet esnasında bir arkadaş karamsar bir ruh hali ile konuşunca orada bulunan Hilmi Oflaz ağabeyimiz, ‘Ümitsiz olmak yok arkadaş. Şu anda Osman Akkuşak Haydarpaşa Lisesi’nde öğrenci yetiştiriyor.’ dedi.”

Kelâm efendisi dedim. Peki kalemine ne demeli? Osman ağabey Bâbıâli’de hakikaten örnekleri çok azalan son fıkra muharrirlerindendir. Şimdi böyle dedim ya, inanıyorum ki bir çok kişi, bu tâbiri ‘fıkra anlatan muhabir’ şeklinde bile anlayabilir. Malum muharrir kelimesini cebren ve hile ile tekaüde ayırdıktan sonra unutulup gitti. Eh fıkra kelimesini köşe yazısı olarak kaç kişi anlayabilir? Bizim yazı ve editörlük kursuna devam eden gençler biliyor şükürler olsun… Şaka bir yana dil büyük bir değişim geçiriyor. Türkçenin zorla bozulmasına ön ayak olanlarla en büyük mücadeleyi verenlerin başında Osman Akkuşak gibi değerli edebiyatçılar geliyor. Yazılarında ahenkli bir akış ve mükemmel bir üslûp hemen fark edilir.

Osman ağabey edebiyat mahfillerinin, sohbet toplantılarının, derneklerdeki, vakıflardaki programların her zaman baş konuğudur. Fırsat buldukça şereflendirir meclisleri. En çok ziyaret ettiği mekânlar arasında Türkocağı, Birlik Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği, Kubbealtı ve ESKADER var. Bizim “Bâbıâli Sohbetleri”nin en sıkı müdavimlerindedir. Genelde toplantıları dikkatle takip eder, zaman zaman fikirlerini beyan eder. Etmese de programın sonunda dinleyicilerin düşüncelerini alırken, en başta ona mutlaka söz verir ve kıymetli fikirlerinden istifade etmeye çalışırız. Ve en önemlisi nedir biliyor musunuz? Bugüne kadar yüzlerce gazeteci yazar dostumuz geldi toplantılara. Bu faydalı sohbetleri sütunlarına taşıyan dostlarımız çok az. Ama sağolsun Osman ağabey fırsat buldukça ESKADER’in faaliyetlerinden, Bâbıâli Sohbetleir’nden sitayişle bahseder. Gençleri teşvik eder, kol kanat olur. Bu yönü çok mühimdir.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’NİN 2010 Basın Ödülü’nü kendisine verilmişti. Ödül almak için Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’ni şereflendirmişti. O gün aynı gazetenin yazıişleri müdürü olan Özcan Ünlü’ye verdirdik ödülü. Osman ağabey sahneye çıktıktan sonra nefis bir konuşma yapmış ve kalabalık salondan bol bol alkış almıştı.

Osman ağabey toplantılarda müdahil olmayı sever. Ama müdahaleleri umumiyetle yerindedir. Bazen konuşmacıları hafif yollu ikaz eder, bazen de takdir… Tenkit etmesi gerektiği zaman da bundan asla çekinmez. Sözünü hiç sakınmaz. Dobra dobradır, Doğrucu Davut’tur. Bazıları bundan alınır. Ama ârif olanlar umumiyetle hoşgörü ile karşılar bu müdahaleleri…  Aslında bu çıkışlar veya araya girişler toplantıların daha canlı ve hareketli geçmesini sağlıyor. Uyuklayanlar uyanıyor, hele hafiften bir tartışma çıkmışsa artık reytingler zirvede… Yakalayabilene aşk olsun. Şaka bir tarafa hakikaten Osman ağabeyin bir denge insanı olduğunu her zaman görmüşümdür. Kimseyi kırmaz, incitmez, mâkul bir şekilde sözünü söyler, durum tesbiti yapar.

Osman ağabey bazen bir can simidir gibidir aslında. Meselâ çok şahit olmuşumdur, konuşmacı lâfı çok eveleyip geveleyince, kısacası sözü çok uzatınca canı sıkılan Osman ağabey, “E canım, sözü çok uzattın, kısa, öz ve lâtif söyle, dinleyicilerin de dikkati dağılmasın!” der. İlk anda şok olur herkes ama aslında birinin o sözü söylemesi gerekir. Umumiyetle toplantıları idare edenler hassas ve bazen de lüzumundan fazla nazik oldukları için Osman ağabeyin o ihtarı tam da cuk diye yerine oturur. Bazıları kızsa da aslında çoğu dinleyici “Allah razı olsun, iyi ki Osman ağabey müdahale etti, tam zamanındaydı bu çıkış!” diyorlar, bundan eminim. Yani gayr-ı resmi olarak toplantıları idare de eder.

Hiç unutmam o günü… Yine bir Çarşamba akşamıydı. Sanırım 2004 veya 2005 yıllarından birindeydik. TYB’nin merkezi Kızlarağası Medresesi’nde “Yazarlar Buluşması”nı başlatmıştım. Yaklaşık bir sene sürdü o sohbetler. Çok faydalı oldu. İnzivayı tercih eden kalem erbabın getirttik. Tanışmayanlar dostluk kurdular. Meselâ hatırlıyorum rahmetli Olcay Yazıcı ile Yusuf Kaplan ilk defa o toplantılarda rû be rû görüştüler, bu tanışmadan dolayı memnuniyetlerini dile getirdiler, birbirlerine iltifatlar ettiler. Her Çarşamba değişik yazarlar geliyor ve çeşitli konular hakkında serbest şekilde sohbet ediliyordu. Bir bakıma TYB’nin tarihinde ilk defa böyle bir çalışma yapılıyordu. Üye olduğu halde uzun zamandır merkeze gelmeyen yazarlar geldi, eski nesilden, gençlerden, orta kuşaktan… Bir beyin fırtınası esiyordu o toplantılarda. Tabii dâvet edilmediği halde gelenler de vardı, kapımız nasılsa açık. Aslında sadece yazarlar dâvetliydi, ama kapıyı açık görenler de geliyordu. Neyse, uzatmayayım. Bir gün Fatma Ragibe Kanıkuru ablamız da geldi. Mâlum o da konuşmayı çok seviyor, hele yazarları görünce daha bir coşuyor, uzattıkça uzatıyor. Bâbıâli’deki mahfillerin müdavimleri iyi tanır. Fatma Hanımın konuşması sona ermeyince, bir akl-ı evvel bana dedi ki, “Fatma hanım haftaya da gelebilir. İyisi mi biz tedbirimizi alalım. Haftaya Osman Akkuşak ağabeyimizi da mutlaka dâvet edelim. O burada iken Fatma Hanım fazla konuşmaz.” Ertesi günü hemen Osman ağabeyi bulduk, dâvet ettik. Sağolsun kırmadı, mekânımızı şereflendirdi. Bir sonraki Çarşamba akşamı Fatma Hanım da gelmişti. Uzun uzadıya konuşmaya başlayınca Osman ağabey biraz sabrettikten sonra “Fatma sus!” diye ikazda bulundu. Fatma hanım ferman dinler mi, “Hayır susmayacağım, konuşacağım. Zaten konuşmaya konuşmaya bu hâllere geldik!” demez mi? Yani anlayacağınız Osman ağabey de kâr etmemişti. Neyse tebessüm etti, bir süre dinledi. Fatma Hanım maşallah boşalmış zenberek gibi bağıra bağıra konuşunca Osman ağabeyin tepesi attı ve daha yüksek bir sesle “Fatmaaaa! Sana söylüyorum! Sus artık! Bak kızacağım haaa!” deyince bir anda ortalık sükunete erdi. Fatma Hanım susmuştu. Hayret ettik. Demek ki o arkadaşımız haklıymış, hiç kimseden çekinmeyen Fatma Hanım, Osman ağabeyden korkuyormuş meğer. O toplantıların selâmeti için her hafta dâvet ettiğimiz yazarların başında mutlaka Osman ağabey vardı. Aslında her hafta farklı yazarlar çağrılıyordu. Ama Osman ağabey her toplantının sürekli baş dâvetlisi konumundaydı. Bu şekilde o toplantılar uzun zaman devam edip gitti…

Aslında kalp kırmayı sevmez Osman ağabey, ama bazen üslûbundan bazıları kırılabiliyor. Yine de müsamaha zırhına her zaman bürünmekte fayda var. Sonuçta belli bir olgunlukta olan bir kültür ve sanat adamıdır. Ehl-i kelâmdır, kalem erbabıdır, ilim irfan sahibidir. Gençler ve hepimiz onun tatlı-sert ikazlarını anlayışla karşılayıp, o sözlerden istifade etmeliyiz. İnanın, ne söylüyorsa iyilik için, doğruluk için söylüyor. Hatalar yapılmasın, kusurlar işlenmesin, eksik bilgiler aktarılmasın diye çırpınıyor. Çünkü her şeyden önce o bir öğretmendir, çok iyi bir hocadır. Toplumdaki eğitimcilik görevini hiç ihmal etmez. Hele edebiyat sanat toplantılarında asla…

Sözkonusu toplantıda Mehmed Niyazi Bey çok önemli bir hususu hatırlattı. “Osman abinin hiç boş sözü yoktur. İnandığını söyler, inanmadığı konuda konuşmaz.” Evet bendeniz de aynı kanaatteyim. Osman ağabey âdeta bir kalite tartıcısıdır. Edebiyat dünyasını yakından takip eder. Dergilerdeki kalemleri inceler. Şairleri, hikâyecileri, romancıları bilir. İsim hâfızası olağanüstüdür. Kimin ne yaptığını, ne işlerle meşgul olduğunu bilir ve bunu söyler. Allah vergisi sağlam ve yanıltmayan bir hâfızası vardır. Hem geçmişe dönüktür bu hâfıza zenginliği, hem de günümüze aittir. Gazetelerin köşe yazarlarını sıkı takip eder, beğenmediği yazıları söyler, ama daha ziyade beğendiklerinden bahseder. Çünkü o hakikaten tam bir İstanbul Efendisi’dir. Kütahya Efendisi desek de olur. Çünkü mâlum Kütahya, sanatkârlarıyla temayüz etmiş güzel bir şehrimizdir.

Osman ağabeyin zihin dünyasında yüzlerce şair, yazar, sanatkâr, gazeteci, eğitimci, siyaset ve devlet adamı vardır. Hepsiyle az çok ilgili hâtıraları, anekdotları bulunur. Bunları fırsat geldikçe köşesinde yazar veya sohbetlerinde anlatır. Ah keşke, bir genç kardeşimiz Osman ağabeyle anlaşsa da bu sıralarda yaygın bir tür olan bir ‘nehir söyleşi’ gerçekleştirse ne güzel olur. Belki de yapılıyordur. Düşünülmemişse büyük bir eksikliktir. Zira O, cemiyetimizin en kıymetli âbide şahsiyetlerinden, mütefekkirlerindendir.

Eminim ki yanımda olsa hemen müdahale eder ve “Mehmet Nuri’ciğim yazıyı kes artık, zira uzun yazı okunmaz, hem beni fazla da övme.” diyecektir. Ben de yanımdaymış gibi bu sözü dinliyor ve bitiriyorum. Ama bir hususun altını çizmesem bu yazı eksik kalır. Osman ağabey bir şefkat âbidesidir aynı zamanda. Kaç sefer yolda veya otururken karşılaşmışızdır. Elinde yiyecek varsa mutlaka sizi de buyur eder. Bazen çantasını karıştırır, oradan çikolatalar, şekerler çıkarır, dostlarına ikram eder. Velhâsıl-ı kelâm, Osman Akkuşak nev-i şahsına münhasır bir büyüğümüzdür.

Osman ağabey sizi çok seviyoruz. Siz Bâbıâli’nin son kalem ve kelâm efendilerindensiniz. Allah sizlere hayırlı, sağlıklı ve bereketli ömürler nasip etsin. Neşeniz, keyfiniz hiçbir zaman eksilmesin. Sizi hürmetle selâmlıyorum.

 

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız lazım.

Site İçi Arama

Karikatür

[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız173.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız150.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız133.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız131.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız113.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız77.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/2012-11-16-22.21.35.jpg" alt=""]2021-11-16 22.21.35
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız97.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız72.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız70.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız64.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız52.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/59601_305399486235572_865784944_n1.jpg" alt=""]59601_305399486235572_865784944_n
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız1.png" alt=""]Adsız
<
>