Sen Büyüdükçe Ben Küçülüyorum

  Sen Büyüdükçe Ben Küçülüyorum Umut Ataseven Ey  aşkımın yarım kalmış hikayesi. ilk lise çağındaydı... 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu, İbrahim Hakkı Hazretlerini anlattı‏

  “Tefviznâme Bizim Manevî Sığınağımız” Doğu’nun ışık adamlarından, mutasavvıf İbrahim Hakkı... 

Yazı Kursu’nda Birinci Ders Vefa

  Yazı Kursu’nda Birinci Ders Vefa Elif Çelik (Sanatalemi.net) Yazı ve Editörlük Kursu’nda eski kurs öğrencisi... 

Osmanlı Saray Mücevherleri

  Osmanlı Saray Mücevherleri Prof. Dr. Gül İrepoğlu Kubbealtı’nda, “Osmanlı Saray Mücevheri Üzerinden Tarihi... 

Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak

  Bir kalem ve kelâm efendisi Osman Akkuşak Mehmet Nuri Yardım   Osman Akkuşak Beyefendi, edebiyat, sanat ve... 

Hikaye Cennetten Çıkmadır (2)

Kategori : Gündem - Etiketler :, , , , , , , , - Tarih : 08 Aralık 2012

 

Hikaye Cennetten Çıkmadır (2)

Şenol Tombaş

Ömer Seyfettin şöyle söylüyor:
“Bir insan kendi edebiyatının tarihini bilmezse, mümkün değil milli olamaz.”diyor…
Anlayacağınız, önce biz kimiz? Hangi toplumda yaşıyoruz? İçinde yaşadığımız toplumun, dilini, dini, örf ve adetlerini, gelenek-göreneklerini, toplumsal psikolojisini ne kadar biliyoruz?”Yerel olmadan, genel olunmaz “diye bir tabir vardır, hepimizin malumu olsa gerek…
Burada derinleşemediğimiz zaman, yazdıklarımız bize hitap etmez, ama diyorsanız ki “Ben kendim için yazıyorum.”Veyahut genel tabirle:”Sanat sanat içindir “o zaman siz sanat yapmış olursunuz, ama kimse sizi anlamaz. Ben kendimden bir şeyler bulamadığım yazıyı veya bir filimi, neden izleyeyim? Kanımca Kemal Sunal filmlerinin Türk Halkı tarafından çok izlenmesinin nedeni, kendimizden pek çok şey bulduğumuz gibi; toplumsal meseleleri ironik ve mizahi bir kurguyla işlenmesidir.
Ne yazacağız ve nasıl anlatacağız?
Konumuzu bulduk, kendimizi en güzel hangi türde ifade edebiliriz. Denemede mi, şiir de mi,  hikâye de mi, roman da mı, Makale de mi?
Önce üslubumuz oturmalı, üslup karakterimizdir, kelimelerin bir biriyle tek vücut olmasıdır. Bu birikimden sonra kitap çıkarırsak, yaptığımız işte söyleyeceğimiz bir şeyler olur ki önemlidir. Kitap çıkarmak için kitap çıkarmayı doğru bulmuyorum; eğer amacımız bir ölümsüz eser vücuda getirmekse, acele etmeyip dersimize iyi çalışmalıyız, ilk kitap önemlidir, çünkü ilk izlenimi insanların zihinlerine nasıl bırakırsak öyle kalırız; malumdur ki daha sonra iyi yazılar bile yazsak ön yargıyı kırmak zorlaşacaktır…
Yazdığımız her şey gerçek mi olmalı?
Hayır, şöyle söylenir:”Her mermerde bir sanat eseri saklıdır.”Doğrudur biz hayatın içinde olan parçaları alırız sonra düzenleriz. Aslında yaşamın karmaşıklığını kurguyla düzenleriz. İlle realite de diretiyorsak, bütün ölüm raporlarından alda pek çok şeye kadar, o zaman edebi eser olarak görmeliyiz ki böyle bir şey söz konusu olamaz… Bir dolabın kaç parça olabileceğini düşünün, usta onu parçalarını monte eder ve ortaya bir eşya çıkar. Biz de gözlemlerimizi biriktirir, onları yer, zaman, mekân atmosfer, kişi veya çatışma ve olaylarla süsleriz, kendimizden pek çok şey katarak ortaya bir eser inşa ederiz. Gerçek değil; ama gerçek olmadığı da söylenemez…
Hikâye olasılıktır…
Bazen yazmadan yol haritası belirleyebiliriz, fakat çoğu zaman kalem bizi sürükler ve sonunu biz de merak ederiz. Tıpkı hayat gibi ne olacağı önceden belli değil. Ama romanda plan çok önemli, yoksa ilerlemez eser diye düşünüyorum…
Çoğu zaman karakterlerimiz olayların içinde gelişir, ders alırlar veya umursamazlar. Bu arada karakterlerimiz çok sıradan olmamalı, onları kalabalıktan ayıran özellikler hemen fark edilmeli…
İlk cümle evinizin kapısıdır eve oradan girilir. Fakat girmeden önce o bölgeyi tasvir etmemiz yerinde olur. Hem çevreyi tanımış oluruz, kurgunun dışarıya yansıyan tarafını da anlamış oluruz. Eğer roman evin bütün odalarıysa, hikâyede tek odasıdır. Şiir de güzelliklere açılan penceresidir.
Hikâye de her şeyi söylemeli mi?
Güneş battığında biliriz ki karanlık olacaktır.
Benim “Çok Saçma Hikâyeden “alıntıdır şöyle ki:
“Hatırladı, çenesini bağlayıp beyaz elbisesini giydiğinden beri ona hiç cevap vermiyordu” bu cümleden ana karakterin eşinin daha önce öldüğünü anlıyoruz, burada bunu uzun uzun anlatabilirdik ama bunu hikâye kaldırmaz. Hikâye az malzemeyle çok iş yapmaktır. Ama bu romanda detaylı anlatılabilir.
 Modern öyküde hissettirme ve gösterme teknikleri ağır basar, bu da okuyucunun zihnini çalıştırır.
Bizde halk hikâyelerinde biçim kaygısı yoktur. Basit bir dili ve anlatım, sürekli bir anlatım söz konusudur…
Eğer öykü yazacaksak, tabii ben diliyle mi o anlatıcıyla mı anlatacağız bunlar da önemli hususlardır. Şöyle ki:
Ben dilinde genelde duygusallığa çok kaçmak tehlikesi olabilir. Burada objektif bakmayı becerebilmeliyiz; bazen ben dilinde ana karakter kenarda durur, olup biteni aktarır. Yani burada aslında anlatıcı da diyebiliriz.
“Ben düşlerimi kalemimin mürekkebinden geçirirken, birden mavi düşlerin üzerime döküldüğünü sandım.”Benim “Yazdıran Hikâye’den “alıntıdır. Bu öykü, ben diline örnektir.
“Boncuk Oğlu Hasan’la dolaşıyoruz, aslında boncuğun oğlu filan değil lakabı öyle…” Bu da, ben dilinde anlatıcıya örnektir…”Hikâye Olmayan Hikâye ”Benim öyküden alıntı…
Bir tarafsız yazar anlatıcı, ya da o anlatıcı yani insan anlatıcı, birde her şeyi bilen yani karakterlerin geçmişini zihninden geçenleri bilen, hâkim anlatıcı veya “Tanrı” diyenlerde var…
Tarafsız anlatıcı tahlillere girmez sadece olup biteni insani olarak gözlemlediği kadarıyla, gördüğünü aktarır…
Dediğim gibi eğer hikâye yazacaksak, söz disiplini olmalı, önce tekniği öğrenip sonra tüm kuralları dağıtmağız. Bu bizim ne yaptığımızı tanımlamak için önemlidir. Şoför araba kullanır fakat o kullandığı arabanın parçalarını da bilip öğrenirse malum taşıtı daha iyi kullanır ve nerede ne arızasının olduğunu hemencik kestirir ve böylelikle motoru yakmamış olur. Yolda kalmaz hem böylelikle, kestirme yolları bilen, uzun ve dolambaçlı yollarda zaman kaybetmez…
Kişinin ne yaptığını tarif edip tanımlayabilmesi önemli… Pek çok yazarın maalesef romanla, hikâyenin arsındaki farkı bilmeyişini üzülerek görmekteyiz. Eğer bir okuyucu yazara, sorduğu sorulara öznel, kendi görüşlerimize dair bir şeyler söyleyemiyorsak-yeni bir şey-o zaman bizi neden okusunlar. Tekrara düşmek insanlar içinde bir zaman kaybı, mutlaka kalemin dokunmadığı insan elinin değmediği, daha söylenememiş bir sürü sözcük bizi beklemekte, yani keşfedilmeyi… Eğer söylenecek söz kalmasaydı, o zaman kıyametin kopması lazımdır. Haydi, kendisini fark edecek yazarlar arıyor sözcükler; ama değil onları katletmek, yeniden var edebilmek asıl mesele, bilgiyi dönüştürebilmek!
Haydi, sözcükler ölmesin;
Söylenmemiş söz kalmasın…
Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız lazım.

Site İçi Arama

Karikatür

[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız173.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız150.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız133.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız131.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız113.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız77.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/2012-11-16-22.21.35.jpg" alt=""]2021-11-16 22.21.35
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız97.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız72.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız70.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız64.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız52.png" alt=""]Adsız
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/59601_305399486235572_865784944_n1.jpg" alt=""]59601_305399486235572_865784944_n
[img src="http://www.eskader.net/wp-content/uploads/2012/11/Adsız1.png" alt=""]Adsız
<
>