ÜLGENER TÜRK DÜŞÜNCESİNİN ZİRVESİDİR

         ESKADER’in Bâbıâli Sohbetleri’ne konuşmacı olarak katılan ve Sabri Ülgener’i anlatan Ahmed Güner Sayar, “Sabri Ülgener hayat hikâyesini yazsaydı, belki bu kadar çöl ve kısır bir hayatımız olmazdı.” dedi.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştımaları Derneği’nin (ESKADER)  her hafta Timaş Kitapkahve’de saat 18.00’de başlayan Bâbıâli Sohbetleri, bu hafta iktisatçı ve düşünce adamı Sabri Ülgener’i yâd etti. Kendisinin hem öğrencisi hem de onun hakkındaki Bir İktisatçının Entelektüel Portresi Sabri F. Ülgener adlı biyografiyi kaleme almış olan kültür dünyamızın müstesna isimlerinden Ahmed Güner Sayar, Ülgener’i anlattı. Sosyolog Hülya Saygı’nın takdim ettiği toplantıda Sabri Ülgener’in düşünce dünyasından, yetiştiği muhitten bahseden Sayar, detaylı bir biçimde Ülgener’in aile kökenini ve aileden aldığı kültürün fikir dünyasının şekillendirmedeki etkisini ele aldı.

                   DOĞU İLE DOĞUNUN BİLEŞENİ OLMAK

         Sabri Ülgener’in babasının Cumhuriyetin kuruluşunun ardından İstanbul’un ilk müftüsü olan Mehmet Fehmi Efendi olduğunu belirten Ahmed Güner Sayar, Ülgener’in Türk düşüncesinin bir zirvesi olduğunu kaydetti. “Tarihî sürüklenişimiz içinde Cumhuriyetle birlikte bir kırılma yaşamışız. Bir monarşi biterken akıl da kendine göre bir yol arıyor. Monarşinin yerine Cumhuriyeti koymuşuz. Kalb-i selimin yerine ne konulacağı meçhul. Selim bir zevk arayışı içinde sonlanmalar meydana gelmiş, divan şiiri bitmiş. Osmanlı mimarisi kendini yenileyemiyor. Bu sonlanma içinde bu topraklarda bir devleti altı yüz yıl ayakta tutabilmenin çok tılsımlı bir yanı olduğunu Sabri Bey görmüştü. Batıyı da bize ait hikâyeyi de çok iyi biliyordu.” diyen Sayar, Beethoven’ı bilirken bir taraftan Kömürcü Hâfız’a da Buhûrizâde Itrî Efendi’ye, Itrî’nin tekbirinin bizi Budin’den İstanbul’a İstanbul’dan Konya üzerinden Bağdat’a eklemleştirdiğine de vakıf olduğunu belirtti. Sabri Ülgener’in asıl isminin İsmail Sabri Ülgener olduğunu dile getiren Ahmed Güner Sayar, dedesinin Nakşibendî şeyhi İsmail Necati Efendi adından İsmail’i, anne tarafından Hasan Sabri Paşa’nın Sabri’sini aldığını ve bu birleşmedeki tesirin fikrî yapısına da sirayet ettiğini ifade etti.

ALP-EREN BİR AİLE

“Baba tarafı ‘eren’, anne tarafı ‘alp’. Bizim bu topraklara gelişimiz de ‘alperenler’ iledir. Yeryüzündeki en uzun mesafelerden biri akıl ile gönül arasındaki mesafedir. Sabri Bey bu açıklığı görüyor. Bir taraf fizik, bir taraf metafizik. Sabri Bey bu ikisini bir terazide tarttığı için önemli. Yetiştiği aileye baktığınız zaman Sabri Bey bu semtin çocuğudur. Dedesi İsmail Necati Efendi Gümüşanevî Hazretleri’nin halifelerinden biri. Sabri Ülgener 8 Mayıs 1911 senesinde bugünkü Vilayet’in karşısında ve yaklaşık 150 metre uzaklıkta bir mekânda dünyaya gelmiştir. Hem dinin hem de siyasi bir girişimin içerisinde yetişmiştir. Anne tarafı askerdir ve Kazım Karabekir ile Ali Fuat Cebesoy kuzenleridir. Bugünkü Türkiye’nin temellerini atan insanlar akrabaları ve yakınları.” diyen Ahmed Güner Sayar,  anne tarafının rasyonel hayatı, baba tarafının irrasyonel yaşayışı temsil ettiğini ve Sabri Ülgener’in bu iki muhteşem hali kendinde birleştirmiş nadir isimlerden olduğunu vurguladı.  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Sabri Ülgener’in talebesi ve asistanı olduğunu belirten Sayar, “İktisat fakültesinde parayla uğraşılır, ancak Sabri Bey’in kumaşı diğer akademisyenlerden çok farklıydı. Eski ile yeni sonlanmalarında o değişimi yaşamıştı. Sabri Ülgener 1930-35 yılları arasında iki yıl İstanbul Darülfünûnu’nda iken Hitler zulmünden kaçan hocaların talebesi, mezuniyetini müteakip de asistan olmuştu. Almancayı kendi kendine öğrenmişti.” diyerek babasının da Hattat Sami Efendi’nin yanında meşk eden bir güzel âşığı insan olduğuna, Sabri Ülgener’in babasının talik karalamalarına bakarak usta derecesinde talik hat yazdığına, İbnülemin Mahmut Kemal İnal’in Son Asır Türk Hattatları eserine girebilmesinin bunu ispatladığına  dikkat çekti.

ÜLGENER’DEKİ ALMAN ETKİLERİ

Sabri Ülgener’in “Sanatta rasyonalizm olmaz. Güzel güzeldir.” dediğini anlatan Ahmed Güner Sayar, “Sabri Bey, serbest ve hür aklı en mükemmel şeklinde aklın gidebileceği sınırlara kadar kullanmış bir insandır. İyi bir iktisatçıdır. Almanlar, yazdığı bir makaleyi kendi dillerine çevirmişlerdir. Bu muhteşem bir durum. Sabri Bey Alman hocalardan çok şey almıştır ama yayan kalmamıştır. Keşke hayat hikâyesini yazsaydı. O zaman belki bu kadar çöl ve kısır bir hayatımız olmazdı.” dedi. Ülgener’in diyaneti, ne olduğunu ne bittiğini ve Allah’ın programını çok iyi bildiğini ifade eden Sayar, Sabri Ülgener’in baba ve anne tarafının iki insan tipolojisini temsil ettiğini, birinin pasif ve mütevekkil, diğerinin aktif riyazetçi ve rasyonalist Batı olduğunu söyledi. Sabri Bey’in dedesi Nakşibendi şeyhi olmasına rağmen Fatih muhitinden geçmediğinin altını çizdi ve şöyle devam etti:

“Akıl dünyasında insan, araştıran eleştiren hatta isyan eden olmak durumundadır. Eleştirmekle şemsiyenin kapsama alanı genişler. Eleştirmek doğrulama ve yanlışlama süreci içerisinde sorunlarımızın çözüm aranması demektir. Zor oyunu bozar. Bu Sabri Ülgener’in Max Weber’den aldığı miras… Fikir dünyası olarak mütevekkil olsaydı Sabri Bey iyi bir Weberci olurdu. Sabri Bey’deki akl-ı selimin kusursuzluğu, onun akıldaki binlerce damardan biriydi. Kendi durumunun yanı sıra Alman hocaların da tesirinde kalıyor. Bizde hâkim olan iktisat ve sosyoloji düşüncesi Ziya Gökalp’ten gelir. Gökalp, iktisadi hürriyetçilik içinde iktisadi korumacılığı yani devletçiliği tavsiye ediyor. Sabri Bey’İn Ziya Gökalp sosyolojisi ile başı hoş değildi. Çünkü hareket gerekiyordu. Max Weber’de aydınlandığını söylemiştir. Fakat akılcılığı gereği mutlaka onun kurguladığı modelde de eksik ve kusurlu taraflar vardır. Akıl dünyası eleştirel olmayı emreder. Kimseyi putlaştırmaz. Akıl küresinde Sabri Bey, Weber’in bıraktığı boşluğu görüyor. Alman şarkiyatçıların etkisinde kalarak İslâm dünyasını analiz etmesi aldığı bilgilere bağlı. Sabri Bey ise öyle değil. Bir 17. yüzyıl şaheseri Naima Tarihi’ni şakır şakır okuyor. Bugün bu Türk bereketi, Sabri Ülgener gibi bir sentezi ortaya çıkaramaz. Çünkü yetiştiği ortam bunu gerektirmiştir. 27 Mayıs sonrasında Türkiye’de esen hava benim de içinde bulunduğum nesli bıçak gibi ayırdı. Kapitalizm ve sosyalizm çatışma halindeydi. Bunun filizlenmesi ile beraber İktisat Fakültesi buna öncülük etti. Evvela fikirler ayrıldı. Bu ikiye bölünmüşlüğün içinde Sabri Bey uzun yıllar sabretti. Aydını kitap okuyan olarak tanımlamazdı. Sokağa çıkıp maddeyi eğip büken, kırıp döken, bir şeyler söylemeye çalışan ve reçete sunan kişi olarak tanımlardı.”

Yaklaşık iki saate yakın sohbeti dinleyiciler büyük bir dikkatle takip etti. Ahmed Güner Sayar, konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularına cevap verdi. Program hâtıra fotoğraflarının çekilmesiyle son buldu.

DSC_0084 DSC_0078 DSC_0057 DSC_0066 DSC_0069 DSC_0073 DSC_0056 DSC_0054 DSC_0048 DSC_0046 DSC_0039 DSC_0040 DSC_0042 DSC_0044 DSC_0038 DSC_0036 DSC_0033 DSC_0030 DSC_0021 DSC_0024 DSC_0026 DSC_0027 DSC_0017 DSC_0011 DSC_0009 CSC_0070

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın