SEYAHATLERİ YAZI İLE RESMETMEYİ SEÇTİM

Seyahatleri Yazı ile Resmetmeyi Seçtim

ESKADER’in Ağaç Kültür Merkezi ile birlikte gerçekleştirdiği Fatih Sohbetleri’nde konuşan Prof. Dr. Cihan Okuyucu, “İnsan başka kültürleri görünce kendi kültürünü daha iyi tanıyor.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin Ağaç Kültür Merkezi ile birlikte organize ettiği ve her hafta Cumartesi günü gerçekleşen Fatih Sohbetleri’nin 11’inci haftasında Prof. Dr. Cihan Okuyucu sohbeti vardı. Mesnevî ve divan edebiyatı ile ilgili sohbetleri ile tanınan okuyucu bu defa yurt dışı seyahatlerini, seyahatler esnasında yaşadığı ilgi çekici olayları anlattığı ve gezi kitabının da adı olan “Göz Gördü Kalem Yazdı” başlıklı bir konuşma yaptı. Dinleyicilerle samimi ve karşılıklı gerçek bir sohbet havasında gerçekleşen, aile yapısından toplumlara göre kadının durumuna, kütüphanelerden kültürel altyapıya kadar birçok konunun konuşulduğu programı Sanatalemi Yazıişleri Müdürü ve yazarı olan Elif Sönmezışık yönetti.

SEYAHAT KİTAPLARI ŞEKİLLENEN SEYAHAT FİKRİ

Programın açılışını yapan Elif Sönmezışık, Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun sevilen ve sohbetleri ilgi gören bir akademisyen ve araştırmacı olduğunu söyleyerek Mesnevî Sohbetleri’nin aranılan isimlerinden olduğunu belirtti. Okuyucu’nun eserlerinin daha çok inceleme sahasında yoğunlaştığını kaydeden Sönmezışık, bu sohbetin Okuyucunun gezi alanındaki tek eseri olan Göz Gördü Kalem Yazdı’nın yeni baskısına da vesile olabileceğini kaydetti ve Orta Asya, Orta Doğu ve Fransa’ya yaptığı seyahatlerin kendisinde ne gibi etkiler bıraktığı ve izlenimler oluşturduğu sorusuyla sözü Cihan Okuyucu’ya bıraktı.

Fotoğraf çekmek gibi bir uğraşısı olmadığından gördüğü yerleri yazı ile resmetmeyi istemesiyle gezi notlarının ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Cihan Okuyucu, çocukluğunun ve gençliğinin Adapazarı’nda geçtiğini, ancak üniversite dolayısıyla şehrinden dışarı çıktığını ve seyahat kitapları okumayı sevdiğinden gezmeye karşı ilgisinin de bu vesile ile uyandığını kaydetti. Akademik çalışmalar ve iş nedeniyle 30 civarında ülke gezdiğini de belirten Okuyucu,  ilk seyahatini üniversite adına bir araştırma bursuyla 1989 yılında gerçekleştirdiğini kaydetti. Bilhassa son on yıldır Mevlâna kutlamaları çerçevesinde çeşitli toplantılar için düzenli seyahatler yaptığını anlatan Cihan Okuyucu, “IKAPA adında uluslararası felsefe topluluğunun her yıl bir ülkede düzenlediği toplantılar için 7-8 yıldan bu yana Uzak Doğu’da Endonezya, Güney Kore, Japonya, Moğolistan gibi ülkelerde bulundum. Akdeniz Kütüphaneciler Birliği üyeliğim var. Bu topluluk da her yıl bir ülkede organizasyonlar yapıyor ve kütüphanecilik etrafında bilimsel kongre ve sempozyumlar için seyahatlere katılıyorum. Son iki yıldır Yunus Emre Enstitüsü’nün yurt dışında desteklediği projelerden biri olan Balkan ülkelerindeki Osmanlıca el yazmalarının tespiti, kataloglanması ve dijital ortama aktarılması için kurulan komisyonun içindeyim. 6 Balkan ülkesine her ay birine olmak üzere yapılan ziyaretlere ve kütüphane tarama faaliyetlerinde yer alıyorum. Bundan da büyük mutluluk duyuyorum” dedi.

“KÜLTÜR KÜLTÜRÜN AYNASI”

Çeşitli etkinlikler ve organizasyonlar dolayısıyla yaptığı seyahatlerde ülkelerin fizikî yapılarından çok insanlarını, insan ilişkilerini ve kültürlerini tanımaya yardımcı olduğunu anlatan Prof. Dr. Cihan Okuyucu, yazdığı gezi yazılarının Yağmur dergisinde yayımlanmaya devam ettiğini ve yakın zamanda bu yazıları derleyerek ilk kitabın devamı olarak kitaplaştıracağını belirtti. “İnsan insanın aynası derler. Kültür de kültürün aynası. İnsan başka kültürleri görünce kendi kültürünü de tanıyor. Farklı açılardan kendimize bakmayı sağlıyor. İlk seyahatim 1989 yılında Fransa’ya olmuştu. Ve oradaki aile yaşantısının bizden ne kadar farklı olduğunu ve bizdeki sahiplenmenin ve korumacılığın aşırılığını o zaman fark etmiş oldum” diyen Okuyucu, Fransız aile yapısındaki uzaklık ile bizdeki korumacı tavrın ortalamasının yaşanması gerektiğini dile getirdi.

Kütüphaneci olmasından dolayı gittiği her yerde kütüphaneleri ziyaret ettiğini söyleyen Prof. Dr. Cihan Okuyucu, “George Pompido kütüphanesinde aynı anda 4 bin civarında insan bulunur. Kapıdaki turnikede bulunan sayaç tarafından belirlenen insan sayısı duvardaki ekranda gösterilir. Sonradan 10 bin kişilik bir kütüphane daha yapıldı. 10 katlı yapının her katında başlı başına bir alana ait eserler yer alıyor. Aylık 90 frank ücreti olmasına rağmen çoğunlukla yer bulmak zor olur. Girişte bilgisayardaki kütüphane planı içerisinden boş olan yerler görülerek kişisel rezervasyon yapılıyor ve kişi ancak bu şekilde yer bulup çalışmasına başlayabiliyor” diyerek Fransa’daki gelişmiş kütüphane sistemi hakkında bazı bilgiler verdi.

UZAK DOĞU’NUN KATI AİLE GELENEĞİ

Uzak Doğu’ya yaptığı seyahatlerden de bahseden Prof. Dr. Cihan Okuyucu, kültürlerinin bizim kültürümüzle benzerliklerine değinerek uyum sağlamanın son derece kolay olduğuna dikkat çekti. Kimi geleneklerde bizi bile hayrete düşürecek kadar tutucu olduklarını belirten Okuyucu,  “Kore, Japonya gibi ülkelerde eve girilirken ayakkabılar çıkarılarak girilir.  Evin ortasında baba koltuğu vardır. Sonradan sorup öğrendiğime göre evde sadece babanın o koltukta oturma hakkı var. Baba eve gelmeden yemek yenmiyor ve baba yemeğe başlamadan da başlanmıyor. Özel bayram günlerinde çocuklar gelip babaya secde ederler; bu bizdeki el öpmenin karşılığıdır. Bu gibi özellikler de bize fazla gelmektedir” diyerek orada daimi yaşamayı seçen tanıdıkları ile ilgili anekdotları aktardı.

“Evliya Çelebi’nin elinde bir şablon varmış ve gezdiğinde altı doldurulacak başlıklardan oluşurmuş. Mimari, folklor ve dil özellikleri gibi konuları not etmek için… Ön hazırlıkla gidilirse insan daha iyi görüyor        “ diyen Cihan Okuyucu, tanık olduğu kültürlerarası birçok ilginç olayı aktarırken Erasmus ve Mevlâna ile ilgili bir çalışmaya dair gelişen olayları şöyle aktardı:

MEVLÂNA’YA NİSPET EDEMEYEN ERASMUS

“Hollanda’da Erasmus ve Mevlâna’da dinlere bakış konulu bir çalışma yapılmıştı Mevlâna’nın doğumunun 800. yılı ile ilgili olarak. Orada yayımlanan Zaman gazetesinin bu çalışmasında John adındaki felsefe profesörü Erasmus’u yazarken bana da Mevlâna’yı yazma görevi verilmişti. Bir yıl boyunca her ay bu yazılar devam edece941730_513987015316906_932911271_nkti. Ancak üçüncü sayıda John, görevi bırakmak istedi. Çalışma ilerledikçe Erasmus’un Mevlâna karşısında insani ve edebi değerler bağlamında çok zayıf kaldığını düşünmeye başlamıştı. ‘Sürekli kendi kalemize gol atıyoruz’ diyordu. Ancak zorla ikna edilerek seri tamamlandı ve daha sonra kitaplaştı.”

İran’ın Mevlâna’ya bakışını da değerlendiren Cihan Okuyucu, İranlıların Mevlâna’yı bir şair olarak gördüklerini, Mevlevilik’in ise yalnızca Osmanlı topraklarında yaygınlaşmış olduğunu ve İran’da karşılığının olmadığını belirtti. “İran’daki Türklerin durumu da ilginçtir. Çoğu milliyetçi olduklarını söyler ancak onların milliyetçiliği bizdeki sosyalist anlayışa tekabül etmektedir genelde. Türkiye’den sosyalist yazarların kitaplarını okurlar” diyerek gözlemlediği çelişkileri de dinleyicilere aktardı. Programın sonunda hâtıra fotoğrafları çekildi.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın