“Ortadoğu’da Merhamet Salıncakları Kuruyoruz”

“Ortadoğu’da Merhamet Salıncakları Kuruyoruz”

Hülya Günay (Sanatalemi.net)

Ortadoğu’da yaşanan acılar bir toplantıda ele alındı. ESKADER’in düzenlemiş olduğu Bâbıâli Sohbetleri’nde “Ortadoğu’da Yaşanan Acıların Edebiyata Yankısı”‘ konuşuldu.  Mehmet Nuri Yardım’ın açılış konuşması ile başlayan program, konuşmacılardan Cemal Şakar’ın tanıtımı ile devam etti. Programı yöneten Selvigül Kandoğmuş Şahin, “Ortadoğu’da yaşanan savaş, işgal ve zulüm, insanlar üzerinde büyük travmatik acılar yansıtıyor. Bu konuda edebiyatın, öykünün özellikle öykünün yansımaları nasıldır. Bu acı şu anda yazılan hikâyeye, edebiyat damarına yeterince yansıyor mu? Çünkü bu damar bir iki asır sonra insanların alıp okuyacakları bir hizmet olacak, bu konuda ne düşünürsünüz?” sorusu ile programı başlattı.

Cemal Şakar konuşmasına şu sözlerle başladı:

“Yazı hayatınız uzadıkça yazarlara bir takım imgeler yapışıp kalıyor. Benim ilk dönem öykücülüğümde on onbeş yıl yol, yolculuk, yol düşleri; daha sonra da Ortadoğu, Güneydoğu sorunu, modern hayatın problemleri denildiğinde akla gelen öykücülerden oldum. Her nereye gitsem bana bu sorular soruluyor, bunu şikâyet anlamında değil durum tespiti olarak söylüyorum. Kötü olan şu, ben kendimi sürekli tekrar ettiğimi düşünmeye başladım. Ortadoğu ve Güneydoğu problemleri edebiyatımıza ne kadar yansıyor, ne kadar yansımıyor. Bu nerden baktığınız ile de ilgili. Ben bir kaç isim vereceğim. Buradan baktığımızda gerçekten yansıdığını düşünebiliriz. Selvigül Hanım’ın bir öykü kitabı baştan sonra Ortadoğu sorunlarına hasredilmiştir. Cihan Aktaş’ın öykülerine baktığınızda,Yıldız Ramazanoğlu, Mihrimah İnan Karatepe daha gençlerden Aykut Ertuğrul, İsmail Isparta , Akif Hasan Kaya gibi gençler bu sorunları öykülerinde oldukça dillendiriyorlar. Şiirde bariz bir sorun olduğunu düşünmüyorum, bu sorunlara duyarsız kalan kimse kalmadı.”

Konuşmasına, biraz gerilere gidip edebiyata genel baktığında bu yansımaların minimal düzeyde olduğunu belirterek devam eden Şakar, farklı bir bakış açış çizmeye çalıştı. Bağımsız bir tür olan öykünün dünyada 19’ncu yüzyılın ikinci  yarısında ortaya çıkmış ve Türkiye’ye de eş zamanlı olarak  taşınmış 150 yıllık bir tür olduğundan bahsederken, modern öykücülüğün temellerini atan Ömer Seyfeddin’den başlayıp, 1948 yıllarında toplumsal öykücülüğün Sait Faik ile kırılma yaşadığını ve daha sonra bireysel öykücülüğe dönüldüğünü hatırlattı.

Cemal Şakar konuşmasına şöyle devam etti: “50’li li yıllar ile birlikte başlayan batı etkisindeki ithal bunalım öykücülüğü var. 1970’li yıllarda edebiyatta yaşanan açılım ile, bilinçaltı çoklu bakış açısı ve Adalet Ağaoğlu.. Ardından 12 Eylül darbesinin ağır geldiği ve travma yaşayan insanların içine kapanması ile edebiyat da içine kapanır. Rasim Özdenören öyküyü ciddiye alır. İslâmcı öykü 1970’lerden sonra görülmeye başlar. Bu alanda Sezai Karakoç dışında muhafazakâr, sistematik sanat teorisi geliştirilememiştir. Edebiyat çevirilerden beslenmiştir. Modernlikle birlikte gelenekselliğe sırt dönülüp, öykücülük daraltılmıştır. Sistematik edebiyat görüşü oluşmamış, merkezinde hep birey ve insana yönelmenin daha ulvî olduğu, modernliğin tema olarak işlenip, steril dil kullanılıp, aşka yer verilmemiştir. Güneydoğu sorunu yansımamıştır.  Ortadoğu’nun edebiyata yeterince yansımama sebebi bunlardır.”

 

YENİ KURUMLARIMIZ OLMALI

Program şair konuşmacı Ali Emre’ nin tanıtımı ve bir şiirinin okunması ile devam etti.

Bu dağlar öyle baştanbaşa kınalı, çehrelerde hep hüzün

Elimizde mazot kokusu, soframızda taş, safımızda yas…

 

Şair Ali Emre konuşmasına bu tür meseleleri konuşacak insan bulma sıkıntısına değinerek başladı. Ulaştığımız noktaya şükrederek sözlerine devam eden  Emre, Kastamonu’da dayısına mektup yazdığı için sevinçten ağlayan, artık bizim evde de okuma yazma bilen var diye sevinen  babasını örnek vererek böyle bir dönemden dünya ülkelerine yardım, hizmet götürmeye çalışan gençlerin, öğrencilerin  merhamet salıncakları kurduklarına değindi. Edebiyat yeterince eşlik etmiyor, bir çok derginin Müslüman toplumlar arasında iletişim kuracak Arapça, Farsca, bir kaç dilde yayın yapıp, Ortadoğu’da yeşeren edebiyat, yazar, şairleri buluşturacak kurumlarımızın olması gerekliliğine değindi. Şairler bu konulara ya hiç ilgi duymuyor, toplumsal gelişmelerden yalıtılmışlar, Ortadoğu, Filistin, Suriye’ ye ilgi duymuyor, Güneydoğu, Halep, Türkistan, Kosova’ya ilgi duymuyor. Ya da edebiyat bilgimiz ilgimiz kör, sağır, dilsiz. Şartlanmışız, koşullandığımız bazı şekiller var; şiir söz uyumları yapar, kafiye ile uğraşır, çiçek böcek edebiyatı yapar, siyasal,toplumsal ve insanî alanlara ilgi gösterilmez gibi bir yaklaşım var. Bu konularda  sol, İslâmî kesim de çalışmalar yapan, dosyalar hazırlayanlar oldu. Gazze Avazı isimli esere her görüşten 114 şairin katkısı oldu.”

Ali Emre konuşmasına şöyle devam etti:

“Şiirde siyasal gelişmelere koşut bir yaklaşım var. Ortadoğu’da ilgi duyan anlayış solcu sosyalist anlayış, baskın olan yaklaşım biçimi de kısmen ulusalcı , milliyetçi yaklaşımlar içerse de solcu sosyalist anlayış baskındı. Bizde de ilgi o kanaldan geldi. İlk kez Ortadoğu’dan, ordaki halklardan söz eden Nâzım Hikmet’tir. 1940’lı yıllarda Nâzım Hikmet bir çok şiirinde Ortadoğu’dan, Mısır, Cezayir, Sudan’dan söz etmiştir. Ondan sonra Attilâ İlhan Duvar adlı ilk kitabında Ortadoğu’dan söz eder. Hasan Hüseyin’in şiirleri vardır. Cezayir direnişi ile 1960’lardan sonra İslâmî hassasiyet öne çıkması ile bizim şiirimizde de Müslüman kimliğe yakın kişilerin söz almaya başladıklarını görürüz. Bu konuda Ortadoğu’ya bütüncül bir şekilde cepheden bakan ilk şair, Sezai Karakoç’tur. İkinci yeniler arasında Turgut Uyar, İlhan Berk, Edip Cansever şiirlerinde değinilir. İkinci yeninin güçlü bir birikimi vardır. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Sezai Karakoç. Cemal Süreyya’nın Ortadoğu ile ilgili dört beş şiiri vardır. Bu çalışmalar olsa da en ciddi ve muazzam çalışma, Sezai Karakoç tarafından yapılmıştır. Ebubekir Sonumut müstear adıyla Nuri Pakdil konuyu yazdı. Edebiyat dergisi içinde çok sayıda şair yetişti. Cahit Zarifoğlu toplumcu bir şairdir, enerjik bir şiirdir. Özellikle Korku ve Yakarış kitabında; Afganistan, 82’de Hama ile ilgili, Filistin ile ilgili şiirler yazıp; Ortadoğu’ya ilgi göstermiştir. Hayatımızda Ortadoğu gerçeği, edebiyat süzgecinden geçip yazılmalı, belli oranlarda ve dozajlarda yazılıp edebiyat kalitesi yansıtılmalı. Nurettin Durman’ın Filistin Şiirleri Antolojisi bizde ilktir, önemsenmeli. Daha sonra İsrail zulmüne karşı Gazze duyarlılığı başladı, bu dönemde sol da küçümsenmeyecek çalışmalar, duyarlılıklar gösterdi.”

Adem Turan Şairlerin Gazzesi kitabında 72 şairin katkısı var. Asım Öz, Haritada Kan Lekesi eserinde Nurettin Durman çalışmalarından istifade etmiş, bu eserde 48 şairin katkısı olmuştur. Cahit Koytak Gazze Risalesi yayınlandı. Farklı bir inanca sahip olmasına rağmen, ABD’den kalkıp gelen Rachel Corrie sarı çiçek;  Gazze’de direnip, Müslümanlara sahip çıkarken zulme karşı dururken; 16 Mart 2003 tarihinde bir buldozer tarafından ezildi. Bir ses uyandırdı. 16 Mart “Dünya Vicdan Günü” olarak kabul edildi,  çeşitli etkinliklerle anıldı. Ortadoğu ayaklanmaları, Arap Baharı denilen çeşitli olaylar yaşandı bu konuda da kitaplar yayınlandı. Cevat Akkanat Daima Rabia adlı eseri var. 90’lar şiire yansımadı, çok az yansıdı. Arif Ay Şiirimin Şehirleri eserinde Bağdat’tan Bosna’ya şiirler kaleme almıştır.

Programa, ESKADER yöneticilerinin yanı sıra, edebiyat ve kültür dünyamızdan Tasfiye Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Örs, Şakir Kurtulmuş, şair Hasibe Çerko, şair Suavi Kemal Yazgıç ile Cağaloğlu Yayınevi sahibi Siyami Boylu da katıldı.

 

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın