NAMIK KEMAL AYDIN OLMA BİLİNCİNİN TEMELİDİR

            Basın İlan Kurumu ve ESKADER’in birlikte düzenlediği “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” isimli toplantı dizisinde bu ay şair, mütefekkir ve yazar Namık Kemal yâd edildi. Basın Müzesi’nde gerçekleşen Namık Kemal toplantısında konuşan Prof. Dr. Yakup Çelik, “Namık Kemal, bütün itibarsızlaştırmalara rağmen Türk edebiyatının ve fikir hayatının sürekli dönülecek aydın temel noktasıdır. “ dedi.

            Basın İlan Kurumu ve Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) birlikte organize ettiği ve Basın Müzesi’nde gerçekleşen aylık “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” programında Tanzimat devrinin önemli şairi, mütefekkiri, yazarı ve gazetecisi olan Namık Kemal anıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Çelik’in konuşmacı olduğu toplantıda takdimi edebiyatçı İlyas Dirin gerçekleştirdi. Konuşmasında Namık Kemal’in, yaşadığı dönemde, Tanzimat’ı Meşrutiyet’e hazırlayan süreçte ve Cumhuriyet yıllarında Türkiye’nin aydın bilincinin gelişmesinde en etkin isim olduğunu vurgulayan Yakup Çelik, Namık Kemal’in aydın bakışını, görüşlerini, sanat anlayışını, edebî duruşunu anlattı. Toplantıyı aralarında Basın İlan Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Köşker ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir’in bulunduğu kalabalık bir dinleyici grubu takip etti.

                        VATAN ŞAİRİ

            Açılış konuşması yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Namık Kemal’in Türk edebiyatının ve basın hayatının son derece önemli bir ismi olduğuna dikkat çekerek, Namık Kemal’in okul yıllarında tanındığı “vatan şairi” kimliğiyle anıldığını belirtti. “Tanzimat devrinin önemli ve çok cepheli bir ismi. Bir mücadele adamı.” diyen Yardım, Namık Kemal’in daha çok okunan bir yazar olması gerektiğine vurgu yaptı ve hatırlamamız gereken önemli şahsiyetler için hazırlanan programlara destek veren Basın İlan Kurumu’na ve Basın Müzesi’ni toplantılar için tahsis eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür etti.

 

                        VE BİR OSMANLI TARİHÇİSİ

            Takdimi gerçekleştiren İlyas Dirin, Namık Kemal’in ürettiği onlarca eserinin yanında son derece hareketli olan hayat hikâyesi ile de dikkat çektiğini belirterek bir yazısı yüzünden sürgün cezası aldığında Paris’e gittiğini ve Avrupa’da geçirdiği zaman içerisinde şiir tarzında büyük bir değişim yaşadığını kaydetti. Diyojen gazetesi başta olmak üzere birçok gazetede fikir yazıları kaleme aldığını anlatan Dirin, “Şinasi’yi tanıması hayatında bir dönüm noktasıdır. Kendi şiiriyle tanışması ve Batı’ya yüzünü dönmesi bu sayede olur. Tanzimat’tan itibaren İslamcılık, milliyetçilik, Osmanlıcılık ve Batıcılık gibi dört ayrı fikri kendi bünyesinde yaşatabilmiştir.” dedi. Namık Kemal’in aynı zamanda Osmanlı tarihçisi olduğunun da altını çizen Dirin, kaleme aldığı Osmanlı Tarihi’nin üniversitelerin tarih kürsüleri tarafından hiç dile getirilmediğini, âdeta yok sayıldığını ifade etti.

                        ÂKİF’İN FİKİRLERİNİN ÖNCÜSÜ

            Konuşmasına Namık Kemal’in 1800’lü yılların ortalarından itibaren bir aydın duyarlılığı sergilediğini söyleyerek başlayan Prof. Dr. Yakup Çelik, bu aydın duyarlılığını sürgün yıllarında kaybettiğine dair tespitlere katılmadığını, özellikle Midilli sürgününde yaşadığı çevredeki bozulmuş düzeni düzeltme çabalarının ve bunda başarılı olmasının duyarlılığının sonuna dek sürdüğünün bir ispatı olduğunu dile getirdi. Namık Kemal’in yazar, şair, düşünce adamı, eleştirmen tarafının ortaya çıkış sebepleri üzerinde duran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

            “Aydınlanmanın ne olduğunu Tercüme Odası’nda çalıştığı dönemlerde öğrendi. Dünyayı ve ülkeyi tanıma imkânı bularak basit bir dil öğrenme çabası ile yetinmedi. Cezmi adlı eserindeki ana karakter hali hazırdaki Doğu bilinciyle Batı’dan öğrendiklerinin bir sentezini ortaya koyma biçimidir. Paris’e neden kaçtığı benim için hâlâ bir muamma. Orada Victor Hugo ile tanıştı ve hem fikir hem de edebiyat anlamında bir değişim yaşadı. Tek düşüncesi ülkeyi bulunduğu zor durumdan kurtarmaktı. Bir Batı düşüncesi vardı ki, Batı’ya bütünüyle bağlanma taraftarı olmamıştır. Bu türden Batıcılığı eleştirmiş, Batı’nın ilim ve fenni dışında kalan kültür ve din anlayışını almayı reddetmiştir. Bir Tanzimat paşasının söylediği, ‘Din ilerlemeye manidir.’ sözünü bir hezeyan olarak nitelendirmiştir. ‘Hangi Batı?’ ve ‘Niçin Batı?’ sorularını sormuştur. Onun Batı düşüncesi, kendinden sonra gelen Mehmet Âkif’in Safahat adlı eserinde tam anlamıyla vücut bulmuştur. Bu düşünce Meşrutiyet’in, hatta Cumhuriyet’in temelini oluşturmuştur.”

                        “ADI KASTEN İTİBARSIZLAŞTIRILDI”

            Toplum’un Namık Kemal konusunda nisyanda olduğunu belirten Prof. Dr. Yakup Çelik, Namık Kemal’in yalnızca 48 yıl süren hayatında 40’a yakın eser ve 500 yazı kaleme aldığı ve hayatının bir kısmını da sürgünde geçirdiği düşünüldüğünde Namık Kemal’in memleketimizin yetiştirdiği nadir şahsiyetlerden biri olduğunu ifade etti. Buna rağmen üniversitelerin ilgisiz olduğunu vurgulayan Çelik, “Şinasi’nin bizde başlattığı gazeteciliği şaha kaldırmıştır. Ülke menfaatini şahsi menfaatine özleştirmeyip tek endişesi vatanı olduğu halde adına uygunsuz fıkralar üretilerek ismi itibarsızlaştırılmıştır.” dedi ve bu itibarsızlaştırmanın ülkede yetişen gençleri daha 40 yaşında dünyaya düzen vermeye çalışan bir aydın örneğinden, fikirlerinden mahrum bırakma ve memleket sevgisinden uzak tutma planının bir parçası olduğunu dile getirdi. Namık Kemal’in Kanun-i Esasi’nin hazırlanmasında etkin isimlerden biri olduğunu söyleyen Yakup Çelik, ne olursa olsun düşüncelerinden asla taviz vermediğinin altını çizdi. Nerede bir aydın düşünce varsa bunun Namık Kemal’e dayandığına dikkat çeken Çelik, “Biz hâlâ onun sorduğu ‘Hangi Batı?’ sorusunu tartışıyoruz.” dedi.

           

                        ROMANDA VE YENİ ŞİİRDE BİR EKOL

            Namık Kemal’in romanlarında gerçek hayatı dille yoğurarak Türkçeye hayatiyet kazandırdığını anlatan Prof. Dr. Yakup Çelik, üslup romanları yazdığını belirtti. “Tanpınar, Recaizâde’nin ve Abdülhak Hamid’in Namık Kemal’den sonra ortaya çıktığını söylemiş ve Namık Kemal’i bir öncü olarak görmüştür.” diyen Çelik, şiirlerinin son derece sade olduğunu ve akıcı bir ses tonu olduğunu söyleyerek yeni şiirde ilk adımı atan Şinasi’nin ardından gittiğini, konuşa dili ile şiir dilini birleştiren ilk örnekleri birlikte verdiklerini belirtti. Şiirde ilk olarak halkın beğenisini kazanma kaygısı taşıdıklarını dile getiren Yakup Çelik şöyle devam etti:

            “Divan şiirinin azalan etkisini, yeni şiirde diriltmek istemiştir. Fransız edebiyatından da etkilenir ve Avrupa’dan dönünce tiyatroya ağırlık verir. Tiyatro için ‘Toplumun halini yansıtmadır’ demiş ve bu yüzden tiyatro yazmıştır. Az sayıda şiir yazmasına rağmen son derece etkili olur. Vatan yahut Silistre oyunu ile sürgüne mahkûm edilmiştir. Kendini toplum eğitimine adamıştır ve toplumu bu doğrultuda yönlendirmek istemiştir. Bir şahsiyet abidesidir. Hiçbir zaman şahsiyetini terk etmemiştir. Çok sade bir dille yazmasına rağmen artık gençlerimiz onu anlayamaz hale geldi. En azından mektuplarının sadeleştirilerek yayımlanmasını önemli buluyorum. İyi bir edebiyat eleştirmenidir.”

            İlgiyle takip edilen program, Namık Kemal eserlerinden oluşan serginin gezilmesi, hâtıra fotoğraflarının çekilmesi ve ikram ile son buldu. Programın sonunda, Ahmet Özdemir’in Gültekin Samanoğlu adlı eseri bütün katılımcılara armağan edildi.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın