MİMAR SİNANLAR GÖNÜL MECLİSLERİNDE YETİŞİR

Mimar Necip Dinç, Bâbıâli Sohbeteri’nde yaptığı konuşmada, mimarimizin büyük bir medeniyetin eseri olduğunu söyledi

         ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan mimar Necip Dinç, “Osmanlı döneminin muhteşem mimarisi, ileriki zamanlarda sabır, sebat ve kanaatle vücuda gelir.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta perşembe günleri Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde kültür dünyamızın birbirinden değerli simaları ağırlanmaya devam ediyor. Eski sohbet ortamlarını geriye döndüren toplantıların bu haftaki konuğu, mimar Necip Dinç oldu. Dinç’in engin birikimini ortaya koyarak mimarimizin yüzyıllar içindeki seyrini aktardığı “Mimari Mirasımız ve İstanbul”  başlıklı programı gazeteci yazar Ünal Bolat yönetti. Mimar Sinan’ı ve Tarihî Yarımada’yı merkeze alan bir konuşma yapan Necip Dinç, klasik dönemin mükemmelliğinin, Sünnetullah prensipli mimarî düzenlerin ve Osmanlı’daki şehirleşme anlayışının önemini vurgulayan bilgiler aktardı.

         Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Necip Dinç’in büyük sanatkâr ve mahviyetkâr bir insan olduğunu belirterek Adana Sabancı Merkez Camii başta olmak üzere yurt içinde ve dışında birçok caminin mimarı olduğunu vurguladı ve Dinç’in yakın tarihte mimarimiz hakkında bir eserinin yayımlanacağı bilgisini paylaştı. Programı yöneten Ünal Bolat, ESKADER’i kaliteli ve entelektüel sohbetlere imza attığı için, dinlemeye gelenleri ise bu tür faaliyetlere iştirak ettikleri için tebrik etti ve teşekkürlerini iletti. Necip Dinç’in günümüzün Mimar Sinan’ı olarak bilindiğini dile getiren Bolat, mimarımızın klasik dönemi eserlerinde yaşattığına dikkat çekti.

                   “İSLAM MİMARİSİNİN MENŞEİ, BEYTULLAH…”

Sözlerine divan şiirinin güzel örnekleri olan beyitlerle başlayan mimar Necip Dinç, Mimar Sinan gibi dehaları ve üstatları çıkaran meclislerin gönül meclisleri olduğunu belirterek, kendisinin Mimar Sinan başta olmak üzere Osmanlı mimarisini bugüne taşımayı amaç edindiğini kaydetti. “Bugün yapılan camilerin birçoğu gecekondulardan öteye geçmiyor.” diyen ve “Bugünkü eserler karşısında millî heyecan duyabiliyor muyuz?” sorusunu soran Dinç, Tahsin Banguoğlu’nun mimari ile ilgili temel oluşturan cümlelerine konuşmasında yer verdi. İslâm mimarisinin menşeini oluşturan mabetlerden bahseden Necip Dinç konuşmasına şöyle devam etti:

“Yeryüzünde yapılan ilk yapı Beytullah’tır. Bu küp şeklindeki yapı, mabedlerimizin ana hatlarını oluşturur. İkinci mühim eser, hicret esnasında Peygamber Efendimiz’in inşa ettiği Kuba Mescidi’dir. Üçüncü eser ise, yine Peygamberimizin yaptığı Mescid-i Nebevî’dir. Osmanlı, bu eserlerin mimari özelliklerine sadık kalmıştır. Nasıl ki, Mescid-i Nebevî Harem (İç alan) ve Harim (Dış alan) olarak ayrılmışsa bizim camilerimiz de bu şekil de iki bölüm olarak inşa edilmiştir. Peygamber Efendimiz mescitten sonra medrese inşa etmiştir. Bizim şehirleşme anlamındaki mimarimiz 1071’den sonra Anadolu’ya yerleşmemiz ile başlamıştır. Bu tarihten itibaren mimarimiz, 1071-1190 arası, 1190-1308 arası, 1308-1453 arası ve 1453-1920 arası olmak üzere dört periyotta incelenmelidir. Anadolu Selçukluları, İpek Yolu üzerindeki kervansaraylar başta olmak üzere büyük eserler ortaya koymuşlardır. Ulu camiler ise hayırseverlerin yapımını üstlendiği dönemin eşsiz sanatını yansıtan mabetlerdir.”

         EDİRNEKAPI-DİVANYOLU HATTI…

Osmanlı dönemine konuşmasında geniş yer ayıran Necip Dinç, Osmanlı’nın yetiştirdiği çıraklarda, akl-ı selim, fikr-i selim, zikr-i selim ve kalb-i selim olma özelliğini aradığını belirterek bu disiplinle mimaride mükemmelliği yakaladığına dikkat çekti. “İstanbul surlarla çevrili ve suriçi asıl İstanbul’dur. Bunun dışında kalan ve ‘Bilad-ı Selase’ dediğimiz önemli üç bölgesi ise, Üsküdar, Pera ve Eyüp Sultan’dır. Pera mimarî ruhumuzu hiçbir dönem tam anlamıyla yansıtamamıştır.” diyen Dinç, Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra inşa ettirdiği ilk külliyenin Eyüp Sultan Külliyesi olduğuna dikkat çekti. İkinci mühim eserinin ise Fatih Külliyesi olduğunu belirten Necip Dinç, “Bizim şehirleşmemiz bir taşın suya bırakılması gibidir. Bu taş külliyeyi temsil eder. Şehirleşme külliye ile başlar. Halk mabetlerin etrafına yerleşir.” dedi. Fatih ve İkinci Bayezid döneminin önemli külliyeleri hakkında bilgiler veren Dinç, Tarihî Yarımada’da en önemli eserlerin Füruzağa Camii ve Edirnekapı hattı üzerinde sıralandığını belirtti. Bu hattın üzerindeki külliyeleri anlatan Necip Dinç, Osmanlı’nın en önemli taç kapıları hakkında bilgiler aktardı ve sözlerini sürdürdü:

“Mimar Sinan 1539’da başmimar oldu. İlk olarak Haseki Külliyesini inşa etti. Şehzadebaşı Külliyesi, merkezî yapıyı keşfettiği eseridir. Belli yerlere inşa ettiği külliyelerle şehirciliği desteklemiştir. 300’den fazla eseri vardır. Menzil külliyeleri de yapmıştır. İstanbul surlarındaki kapılar güzergâhları belirliyor. İstanbul fethedildiğinde eski eserlere sahip çıkılmış, dönüştürüp takviye yapılarak yaşatılmıştır ve şehirleşme bu şekilde sağlanmıştır. Bizim şehirlerimiz cami merkezlidir. Dinî, sivil ve askerî olmak üzere üç kısımdır. Büyük ve klasik bir cami olarak Sultanahmet Camii bir şablondur. Bizim mimarimiz sadedir. Ecdadımız mimaride beş ‘t’yi benimsemiştir. Bunlar; terkip, tasnif, tanzim, tenasüp ve tenazurdur.

         Necip Dinç, konuşmasının tamamladıktan sonra dinleyicilerin sorularına cevap verdi. Program, Ahmet Yüter’in okuduğu dua ve çekilen hâtıra fotoğrafları ile son buldu.

DSC_0076 DSC_0081 DSC_0083 DSC_0085 DSC_0094 DSC_0097 DSC_0110 DSC_0112 DSC_0115 DSC_0123 DSC_0127 DSC_0128 DSC_0130 DSC_0131 DSC_0134 DSC_0136 s DSC_0139 DSC_0140 DSC_0143 DSC_0145 DSC_0147 DSC_0148 DSC_0149 DSC_0150 DSC_0151 DSC_0155 DSC_0160 DSC_0161 DSC_0169 DSC_0170 DSC_0172 DSC_0173 DSC_0179 DSC_0182 DSC_0183 DSC_0191 DSC_0193 DSC_0196 DSC_0200 DSC_0206 DSC_0207 DSC_0210 DSC_0212 DSC_0219

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın