MAVERA YENİLİK VE ÖZGÜVEN GETİRDİ

6-mavera LİM KAHRAMAN İLYASLA1 (1)

 Maveracılar ESKADER‘in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde buluştular ve bir döneme imza atan dergiyi anlattılar.

Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta bir dönemi aydınlatan ve yön veren Mavera dergisi konuşuldu. “Sonsuzluğu Kucaklayan Edebiyat Kulesi: Mavera” başlığıyla gerçekleşen programda Mavera‘nın millî sanat ve fikir hareketinde bir yenilenme dönemi olduğuna vurgu yapıldı.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de gerçekleştirdiği Bâbıâli Sohbetleri kültür hayatımıza yön veren dergileri masaya yatırmaya devam ediyor. “Sonsuzluğu Kucaklayan Edebiyat Kulesi: Mavera” başlığı altında Mavera dergisinin macerasının ve bugüne etkilerinin konuşulduğu toplantıyı, araştırmacı yazar İlyas Dirin yönetti. Şair ve yazar Nurettin Durman, yazar eleştirmen ve araştırmacı Âlim Kahraman, gazeteci yazar Şakir Kurtulmuş ve hikâyeci yazar Recep Seyhan’ın konuşmacı olduğu programda, 70’li yılların kavgaya boğulduğu zamanlarda boy gösteren ve yeni bir edebiyat bakışaçısı ile “yerli” olan kültürü, sanatı ve fikri, dergiciliğin pekiştirdiği bir hareketle ortaya koyan Mavera‘nın serüveni aktarıldı.

KAVGA ORTASINDA TEFEKKÜRE DAVET

Açılış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Mavera‘nın fikir ve sanat hayatımızda önemli bir iz bıraktığını belirterek Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt ve değerli birçok yazarı ve fikir adamını kültür dünyamıza kazandırdığına dikkat çekti. Bugün yayımlanan dergiler arasında birden çok Mavera olduğunu anlatan Yardım, şimdi bu dergilere destek olarak daha iyi olanı ortaya koymalarına yardımcı olmanın son derece önemli olduğunu dile getirdi.

Türk dergicilik tarihi içerisinde Mavera’nın konumlanması hakkında bilgiler aktararak sözlerine başlayan İlyas Dirin ise, derginin geçirdiği evrelerle önemli sayılarından bahsederek 1976 ve 1990 yılları arasında 164 sayı yayımlandığını, 24 yıl önce yayın hayatı son bulmasına rağmen hem edebiyat hem de düşünce hayatımızı etkilediğini ifade etti. İsmi neredeyse dergi ile özdeş olan Cahit Zarifoğlu’nun yanı sıra Ramazan Dikmen, Akif İnan, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören gibi isimlerin dergiyi ortaya koyan beyin takımı olduklarını anlatan Dirin, “76 yılı, terörün sağ ve sol çatışmasının had safhada olduğu bir dönemken edebiyatın ve tefekkürün dili ile konuşan bir dergi ortaya koymak önemli bir işti. Maveracı dediğimiz isimler bu dergi ile adlarını duyurmuştur. Mavera gündem, çevre ve düşünce ortaya koymuş bir dergimizdir.” dedi.

ELEŞTİRİRKEN ÖĞRETMEK

Recep Seyhan, Mavera ile nasıl tanıştığını ve yazı hayatındaki önemini vurgulayan bir konuşma yaparak derginin öğrencilik yıllarında öğrenme açlığını giderecek zemini oluşturan önemli bir yapı taşı olduğunu ifade etti. Yeni Devir gazetesi ile Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu’nu takip eder hale geldiğini ve bu takibin kendisini Mavera’ya taşıdığını anlatan Seyhan, hikâyelerinin uzun bir süre dergide yayımlandığını, hatta bu sayede dergiyi ortaya koyan efsane ekiple tanıştığını belirtti. Cahit Zarifoğlu’nun eleştirirken öğrettiğine ve bu tavrıyla genç kalemlere birçok şey kazandırdığına dikkat çeken Recep Seyhan, “Dergide yayımlanan hikâyelerimle ilgili kendisinden bana ulaşan mektuplar mevcut. Mavera‘nın başından sonuna dek mutfağında olmasam da içinde olma fırsatım oldu.” dedi.

“BİR ÖZGÜVEN MESELESİ OLDU”

Sonrasında sözü alan Nurettin Durman konuşmasına Cahit Zarifoğlu’nun “Nerde Bir Sevda Kelimesi” şiiri ile başlayarak geçmişte Mavera dergisinin her yeni sayısını ilk eline aldığında ilk Cahit Zarifoğlu’nun yazdıklarını okuduğunu dile getirdi. Şiirine özendiği bu şairi, Cağaloğlu’nda geçen öğrencilik yıllarında ve dergilerle içli dışlı olduğu zamanlarda tanıdığını anlatan Durman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nerede dergi bulsak okur duruma gelmiştik. Şiirlerim o dönemde bazı dergilerde yayımlanıyordu ama daha sağlam bir dergi arayışı içine girmiştim. Yazdıklarımı beğenmediğim bir dönemdi. Mavera ilk çıktığında heyecanlanmış ve meraklanmıştım. Uzun süre şiirlerimi gönderdiğim halde yayımlanmadı. Artık yayımlanma ümidim de kalmamıştı. 1983 yılında dükkânıma gelişiyle Zarifoğlu ile tanıştım. Onu görünce şiirlerimi yayımlamadığı için ona kızmaktan vazgeçtim. Üstümde böyle bir etki bırakmıştı. Zaten sonraları şiirlerim yayımlanmaya başladı. Mavera‘nın hayatımda çok önemli bir yeri var. Bu dergi Müslüman çevrede bir özgüven meselesi oldu. Arka planda çalışan ekipten dolayı bir sempati de vardı.”

KLASİKTEN MODERN EDEBİYATA GEÇİŞ

Mavera dergisinde bir dönem yöneticilik yapan Âlim Kahraman, derginin oluşum süreci, oturduğu temel ve arka planını anlattığı konuşmasında ilk sayısı yayımlandığında edebiyat öğrencisi olduğunu, okulda sağlam bir klasik edebiyat anlayışı ile yetiştirildiklerinden modern yaklaşımlardan uzak kaldıklarını ve Mavera‘nın bu açığı kapatmada yardımcı olduğunu dile getirdi. Modern yaklaşımından dolayı dergiyi bir süre yadırgadığını anlatan Kahraman, Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam” şiirini farklı yorumlayarak şunları söyledi:

“41. sayısında ilk yazım yayımlandı. Bir edebiyat eleştirisiydi. Mavera, Büyük Doğu ve Diriliş‘ten sonra gelen ve aynı ekolün devamı olan önemli bir dergidir. Daha yerli olana ve millî değerlere sahip çıkanlar tarafından hazırlanan bir yenilenme dönemidir. Yeni tarzlar denenmiştir. Ben de Mavera ile klasikten moderne geçiş yapanlardanım. Bu dergi ve benzer yayın organları bizim yetişmemizde önemliydi. Bende Cahit Zarifoğlu’nun 21 mektubu mevcut. Hatırları ile birlikte kitaplaştırmayı düşünüyorum. ‘Yedi Güzel Adam’ şiiri ile Cahit Zarifoğlu aslında kimleri işaret ediyordu tahmin etmek güç. Bir sanat eseri birden fazla meseleye işaret edebilir. Soyuttur. Bu ‘Yedi Güzel Adam’ da bildiğimiz kişilerin karşılığı olmayabilir.”

‘YERLİ’ KELİMESİNİ ‘İSLAM’LA DEĞİŞTİRDİ

Şakir Kurtulmuş, Mavera‘nın yayın hayatına nasıl başladığını, derginin fiziki şartlarını ve muhtevası ile ilgili anekdotları aktardığı konuşmasında derginin misyonu hakkında da açıklamalar yaptı. 70’li yılların Müslüman camia için birçok önemli olayın kesiştiği bir dönem olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bilhassa Afganistan’ın işgalinin büyük tesir uyandırdığını, Yeni Devir gazetesi ile Mavera dergisinin bu denli önemli oluşunun biraz da bu kesişmeye dayandığını belirtti ve şöyle devam etti:

Mavera‘yı çıkaran ekip salt edebiyat dergisi yayımlamak yerine çizgiyi daha da yukarıya taşımak istedi. İlk olarak Rasim Özdenören dergiyi tanıtan bir yazı yazdı ve bu yazı mektup olarak kültür camiasında birçok kişiye gönderildi. Bu derginin bir ekip çalışması olacağı kararı en başından verilmiş, altı sayı yayımlayacak kadar ürünün hazır olması gerektiği söylenmiş ve hazır edilmişti. Maddi sıkıntı yaşandığından ekipteki herkes bir miktar para tedarik etmiş ve dergi böyle başlamıştı. Abone sayısı beş bini bulan bir dergi haline gelme başarısını kısa zamanda yakaladı. Her ayın ilk günü düzenli olarak çıkıyordu. En çok ilgi gören köşe Cahit Zarifoğlu’nun “Okuyucularla” köşesiydi. Orada derginin ve ekibin ruhuna uygun yazılar konusunda kısa tavsiyeler vardı. Mavera‘yı edebiyat dergisinden ayıran geniş kapsamlı çalışmalara yer vermek özlemiydi. Dünyanın her yerindeki Müslümanlardan haber verirken bu konulardaki değerlendirmeleri dergide yayımlamak büyük önem arzediyordu. Özellikle Afganistan’daki mücadelecilerle ilgili bir sayı hazırlandı. ‘Yerli’ kelimesinin yerine, Mavera‘dan sonra ‘İslam’ kelimesi geçti.”

SALT EDEBİYAT DERGİSİ Mİ?

Dinleyiciler arasında bulunan Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mavera dergisinin ilk çıktığı yıllarda yazan çizen herkesin Mavera ile ilgilendiğini, bir edebiyat sanat ve kültür dergisi olma yanında insani, medeni ilişkileri üstte tutan bir kuruluş olarak görülmesi gerektiğini belirtti ve “Taşranın da sesini duyurabilmesi son derece önemlidir. Afganistan sorununun Türkiye’deki yansımalarında büyük etkisi oldu.” dedi. Yazar Mehmet Kamil Berse ise dergilerin insanların yetişmesinde önemli yer tuttuğunu anlatarak “Mavera‘nın farklı bir misyonu vardı ve bu ayrıcalıkla anılacaktır. Mavera gibi dergilere baktığımızda bugünkü dergilerimizi yeniden değerlendirmemiz gerekir.” dedi.

Toplantı hatıra fotoğrafları ile son buldu. Bâbıâli Sohbetleri’nin bir sonraki programında usta romancımız Tarık Buğra anılacak.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın