İSTANBUL SIRLI BİR ŞEHİR

ESKADER ve Ağaç Kültür Merkezi’nin birlikte gerçekleştirdiği Fatih Sohbetleri’nde konuşan Dursun Gürlek, “Fatih Sultan Mehmed Han, bir kumandan, devlet ve siyaset adamı olduğu kadar; âlim, şair ve gönül sultanı bir insandır ve bu bakımdan ilme çok önem vermiştir.” dedi.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) Ağaç Kültür Merkezi ile birlikte gerçekleştirdiği Fatih Sohbetleri 15’inci toplantısıyla yaz molası verdi. Sohbet üstadı, kültür tarihçisi Dursun Gürlek’in İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu Fatih Medresesi’nden yayılan ilim ve irfan ile Fatih Camii Haziresi’nde misafir olan merhumları anlatarak tadına doyulmaz bir sohbet gerçekleştirdi. Dinleyicilerin bir kısmının ayakta takip ettiği toplantı, samimi bir sohbet havasında geçti ve tekrarının yapılması konusunda yoğun talepler geldi. Toplantıyı Sanatalemi.net Yayın Yönetmeni Elif Sönmezışık yönetirken, ESKADER yöneticileri Mehmet Nuri Yardım, Şerif Aydemir ve Fatma Ersem Yargıcı da dinleyiciler arasındaydı.

         Dursun Gürlek’in günümüzün önemli sohbet üstadlarından olduğunu vurgulayan Elif Sönmezışık, Şubat ayında başlayan toplantıların 15’incisi ile yaz için kısa bir ara verildiğini ve Dursun Gürlek toplantısının bu vedayı taçlandırdığını dile getirdi. Ekim ayı itibariyle sohbetlerin devam edeceği müjdesini veren Sönmezışık, sohbetlerde konuşan ve dinleyici olarak iştirak eden herkese teşekkürlerini sundu.

 

                   İSTANBUL’UN İLK KÜLLİYESİ FATİH’İN

         Dursun Gürlek, “İstanbul Fatih Sultan Mehmed, Fatih Sultan Mehmed’in de İstanbul demek olduğunu dile getirerek bu iki mühim imzanın birbirinden ayrılmayacağını kaydetti. İstanbul’un bize Fatih’in bir hediyesi olduğunu belirten Gürlek, bundan 560 yıl önce Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasının ardından kendi adına iki eser yaptırdığını; birinin Eyüp Sultan Camii, Türbesi ve beraberinde külliyesi olduğunu, ikinci olarak kendi adına izafe edilen Fatih Camii ve Külliyesi olduğunu, Fatih Külliyesi’nin İstanbul’un ilk külliyesi olarak inşa edildiğini ifade etti. Fatih Külliyesi’nin büyük bir bölümünün günümüze kadar gelebilmesinin büyük bir nimet olduğunu söyleyen Gürlek, “Sekiz medreseden oluşan büyük bir merkezdir. Lâkin bugünkü cami, Fatih’in yaptırdığı cami değildir. 1766 yılında meydana gelen büyük depremle asıl yapı büyük hasar gördü. Üçüncü Mustafa’nın emriyle caminin sağlam olabilmesi için tamamen yıktırılarak yerine yeniden inşa edildi. Avlusundaki şadırvan ilk yapıldığı haliyle bugüne gelmiştir. Çorbacılar Kapısı da Fatih zamanından kalmadır. Fatih İstanbul’u fethettiğinde Bizanslıların kalmasına müsaade etmişti. Bugünkü Fatih Camii’nin yerinde Bizanslıların en önemli kiliselerinden On İki Havariyun Kilisesi vardı. Fakat kilisenin kendi değil, kalıntıları vardı. Fatih Sultan Mehmed Patriği yanına davet ederek kiliselerini yeniden yapabileceklerini söyledi. Patrik ise kiliseyi yenilemek istemedi, onun yerine Fatih Çarşamba’daki Fethiye Camii’nin yerini istedi. Ona müsaade verildi ve patrik kilisesini oraya yaptı. Fatih Camii de kilise kalıntılarının üzerine kalıntılar temelinde kullanılmak suretiyle yapıldı.” diyerek Fatih Camii’nin bugün ilk halinden farklı olduğunu belirtti.

                   FATİH CAMİİ HAZİRESİ MANEVÎ BİR HAZİNE

         Külliye’nin bugünkü üniversitenin karşılığı olduğunu anlatan Dursun Gürlek, medreselerde Kur’ân-ı Kerim, fıkıh, kelam, hadis gibi dini ilimlerin yanı sıra fizik, kimya, matematik, astronomi gibi müspet ilimler de okutulduğunu belirtti. Fatih’in bir devlet, siyaset ve kumadan olduğu kadar âlim de olduğunu söyleyen Gürlek, “Şair ve gönül sultanı bir insandır ve bu bakımdan ilme çok önem vermiştir. ‘İstanbul’u aldığıma o kadar sevinmiyorum. Beni asıl mutlu eden şey Akşemseddin gibi bir hocayla aynı mekânda bulunmamdır’ demiştir.” diyerek Fatih’e, türbesine ve türbesine komşu kabirlere dair aşırtıcı bilgiler paylaştı:

         “Fatih hayatı boyunca yalnız yemek yemiştir. Bunun sebepleri var elbette. Fatih Sultan Mehmed, oğlu İkinci Beyazıt ve onun oğlu Yavuz Sultan Selim türbesinde yalnız yatar. Onun da bir sırrı var. Osmanlı tarihinin böyle sırlı yönleri vardır. Sadece siyasetten, savaşlardan, at üstünde gezmekten ibaret değildir Osmanlı tarihi. Fatih’in sırlı yönlerini öğrenmek istersek o türbede kırk yıl hizmetkârlık yapan Ahmed Amîş Efendi’nin hayatını okumamız lâzım. Kırk sene türbedarlık yaptıktan sonra Fatih’in ruhunu yakaladığını söylemiştir. Fatih’in naaşı da türbesinde değil, mihrabın altındadır. Reşat Ekrem Koçu’nun Osmanlı Padişahları kitabında bu bilgi mevcuttur. Fatih’in türbesini ziyaret etmekle yetinmek bu sırdan mahrum kalmak demektir. Çünkü cami haziresinde bulunan çok mühim komsuları var. O hazire İstanbul’un cennet bahçelerinden bir bahçedir. Genelde 18’inci yüzyılda yaşamış kimseler yatmaktadır. Ahmed Amîş Efendi en önemlisidir. 120 yaşında 1920 yılında vefat etti. Hemen onun yanında Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın türbesi var. Meşhur tarihçimiz Ahmet Cevdet Paşa da bu hazirede yatıyor. Ahmed Mithat Efendi de burada yatar.  Hakkı iade edilememiş bir yazarımızdır. Allah ömür verirse onun hakkında bir biyografi yazmak istiyorum. Batılılar Descartes hakkında ciltler dolusu biyografi yazarken biz bir Ahmed Mithat Efendi’yi yeterince yazamadık.”

                İstanbul’un en güzel sabah vakitlerinde tenha iken gezilebileceğini hatırlatan Dursun Gürlek, İstanbul’un sırlı bir şehir olduğunu, sırrını öğrenenlerin sırlandığını söyledi. Karin-Abadlı Ömer Hilmi Efendi, Harputlu Hoca İshak Efendi, Ali Emirî Efendi, Filibeli Ahmed Hilmi, Mesnevî mütercimi Âbidin Paşa gibi çok önemli isimlerin Fatih Camii Haziresi’nde bulunduğunu nakleden Dursun Gürlek, bu isimleri önemli kılan hadiseleri de tek tek açıkladı. Program Ekim ayı itibariyle Fatih Sohbetleri’nde yeniden buluşma dilekleriyle ve hatıra fotoğrafları ile son buldu.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın