HÜSEYİN AKIN: SAF ŞİİRE DÖNMEMİZ LAZIM

HÜSEYİN AKIN:

SAF ŞİİRE DÖNMEMİZ LAZIM

 Beyazıt Ramazan Sohbetleri’nde konuşan şair ve yazar Hüseyin Akın, “Modern dünya şiiri itibarsızlaştırdı. Medeniyetimizi oluşturan unsurların şiirle inşa edildiği unutulmamalı.” dedi.

 Türkiye Diyanet Vakfı‘nın organize ettiği ve İBB Kültür A.Ş.‘nin katkılarıyla düzenlenen 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, geçtiğimiz hafta sonun kalabalık bir ziyaretçi grubunu ağırladı. Bu yıl Beyazıt Devlet Kütüphanesi‘nde yapılan ve Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği‘nin (ESKADER) katkılarıyla organize edilen Beyazıt Ramazan Sohbetleri‘nin dokuzuncu günkü konuşmacısı şair ve yazar Hüseyin Akın oldu.

 Şiir ve tefekkür yüklü bir sohbet gerçekleştiren Hüseyin Akın, Türkiye’deki şiir coğrafyasının dünü ve bugünü, toplum olarak mânâya bakışımız ve Ramazan hakkında değerlendirmeler yaptı. Takdimini 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı Basın Danışmanı ve ESKADER Genel Sekreteri Elif Sönmezışık’ın yaptığı sohbette Akın, şiir ve şair tanımlamasından başlayarak şiire olan gereksinimlerimizi ortaya koyduğu ve Mehmet Âkif, Fuzûlî, Yunus Emre,  toplantıyı, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar ile birlikte ilgili bir dinleyici grubu takip etti.

ŞİİRSİZ YAŞAMAK NE MÜMKÜN

Lise yıllarından bu yana şiir yazdığını, şiiri hayatı anlamlandırmanın bir yolu ve yöntemi olarak kabul ettiğini ve yeryüzünde yaşamanın şiirsiz mümkün olmayacağını kabul eden biri olarak kendini tanımlayan Hüseyin Akın, şiirin güçsüzlük ve zayıflığımızın en büyük göstergesi olduğunu dile getirdi. Böyle bir dünyada yazmayanlara gıpta ile baktığını anlatan Akın, “Yazmak bir yazgıyı dillendirmek olduğu kadar aczimizin bir telafisidir. Anlatamamanın ilacı sanattır. Bir şairin en önemli enstrümanı kelimelerdir. Dünyanın bu kadar sentetik bir hale gelmesinin sebebi, kelimelerden uzaklaşıp sayılara yakınlaşmamızdır. Ceplerim hep kelimelerle doluydu. Bunları kimi zaman şiir, kimi zaman onlardan arta kalanlardan deneme yaptım.” diyerek düzyazının günlük hayatta işe yarayan şiirin ise işe yaramayan bir tür olduğunu, şiire yararlılık ilkesi ile bakılamayacağını ifade etti ve şöyle devam etti:

BOŞLUĞUN OLDUĞU HER YERDE

 “İçimizdeki hayreti vuzuha kavuşturmak için şiir yazarız. Şair yaradılış şaşkınlığını üzerinden atamayan adamdır. Allah’ın verdiği isimleri bütün boyutları ile en güzel şekilde kavrayan kişi demektir. Kelimeleri ve nesneleri hep işe yararlılık ilkesine göre kullanıyoruz. Ama onları varlığımızın bir parçası haline dönüştürmek, varlığımızda bir cümleyi tamamlayan olarak görmek şairlere ait bir husustur. Bu yüzden insanın yeryüzünde şiirden uzak kalması mümkün değildir. Yazmak ve okumak anlarında hep şiirle birlikteyiz. Şairin içinde bir âlem kaynar ve şiir meydana gelir. Bu aşağıdan yukarıya oluşan bir şeydir. Vahiyden şiiri ayırt eden de budur. Şiir sadece ilhamla oluşan bir yoğunluk değil, aynı zamanda çalışmakla da olan, yerden neşet eden bir şeydir. İlham vehbi, çalışmak kesbi tarafıdır. İki boşluk arasında; dünya ile ahiret, madde ile mânâ, sesle sessizlik arasında şiir vardır. Araf olarak da düşünülebilir. Kimin hayatında boşluk varsa onun hayatında şiir vardır. Mükemmel olan bir ortamda şiir yoktur. Hepimiz içimizdeki o boşluğu doldurmak istiyoruz. Dünya kaotik yapısıyla şiir yazmaya uygun bir yerdir.”

GÖRÜNTÜ KELİMEYİ YENDİ

 Babalarıyla konuşamaya bir kuşağa ait olduklarını ve bu durumun bir yığın şeyi dışarıda bırakmak olduğunu anlatan Hüseyin Akın, “Babayla konuşmak şiirdir.” diyerek herkesin içinde uyuyan bir şiir bulunduğunu dile getirdi. Modern dünyanın şiiri itibarsızlaştırdığını, romanı, makaleyi ve daha düz metinleri ikame ettirmekte olduğunu ifade eden Akın, medeniyetimizi oluşturan unsurların şiirle inşa edildiğinin unutulmaması gerektiğini belirtti. “Her şey görüntülü ve sinematografik bir hale gelmiş durumda. Manevi dünyaya en yakın yolun şiir olduğu söylenebilir. Ancak güzel söz söylemek tılsımlıdır ve bu tılsım insanın ayağını kaydırabilir.” diyen Hüseyin Akın, Kur’anda Şuara Suresi’nde yer alan ikazları aktardı. Şairin şiirini ilk dizesinin cazibesi ile yazdığını söyleyen Akın, şairin hayatın her anında uyanık ve teyakkuzda olduğunu, olmadığı takdirde önünden geçip giden şiirleri yakalayamayacağını ifade etti. Sanatın tabiatta gizli kalmış güzelliklerin ortaya çıkarılması olduğunu kaydeden Akın, sanatçı olmanın da tabiatın içindeki şiirleri, hikâyeleri çekip çıkarabilecek bir ruh hali gerektiğini sözlerine ekledi.

DİVAN EDEBİYATINI YOK SAYINCA

 Okuduğu ilk üç kitabın Yunus Emre, Eşref-i Rûmî ve Niyazî-i Mısrî divanları olduğunu söyleyen Hüseyin Akın, “Ritmimizi, ahengimizi ve dilimizi yitirdiğimizden şimdiki çocukların divan edebiyatını sevmiyor ve anlamıyor. Onları anlamadığı gibi modern şairleri de anlamıyor.” dedi. Yeni kuşaklara şiir öğretilmediği ve telkin edilmediğinden kuru başarının peşinde koşup durduklarını ve kendi dilimiz olan divan edebiyatının dilini onlara öğretmeniz gerektiğini ifade eden Akın, şimdilerde yazılan şiirin halkla arası açık ve sözü çoğaltan bir şiir olduğunu ve bu handikabın saf şiirle aşılabileceğini vurguladı. Zamanımızda sözün de yazının da artık tüketilebilir olduğuna dikkat çeken Hüseyin Akın, görüntünün, sayının ve gürültünün egemen olduğu bir dünyada yaşadığımıza ve görülmenin değerli olmakla eşdeğer algılandığına vurgu yaptı. Zihinsel ve ruhsal beslenmemizi Ramazan ayında artırmanın son derece anlamlı olduğunu belirten Akın, Ramazan’ın arınmak adına uygun bir atmosfer oluşturduğunu dile getirdi.

Elif Sönmezışık

Vakıf Fuarcılık ve 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı

Basın Danışmanı

sonmezisikelif@gmail.com

tdv.kitapfuari@gmail.com

https://twitter.com/TDVKitapFuar

https://www.facebook.com/TDVKitapKulturFuarlari

Yayın Tarihi: 7 Temmuz 2014

Fotoğraflar: Ayşe Emine Sultan Çelik

Hüseyin Akın -1 Hüseyin Akın -2 Hüseyin Akın -3 Hüseyin Akın -5 Hüseyin Akın -6 Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın