HEKİMLİK SANATTAN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ

10013527_799133790116187_945349207_n

ESKADER‘in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan bilim adamı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, bilimi besleyen insani öğeleri ele alan konuşmasında “Tarihe malolmuş birçok sanat erbabı, düşünür ve âlim hekimdir. Yani hekimliğin içinde sanat da vardır.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu, tıp alanındaki araştırmaları ile tanınan bilim adamı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, “Bilim ve Sanat” başlıklı bir sohbet gerçekleştirdi. Programı yöneten gazeteci yazar Kemal Çiftçi’nin sorularıyla zenginleşen programda Aydın, bilimin sanattaki, sanatın bilimdeki izdüşümünü Yaradan’ın yeryüzünü biçimlendirmesi, insan ruhu ve tasavvufi öğretiler üzerinden değerlendirdi ve programın sonunda dinleyicilerden gelen soruları cevapladı.

“DEDEM İLK HOCAM”

Takdiminde Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hakkında biyografik bilgiler veren Kemal Çiftçi, bireyin yetiştiği aile ve muhitin gelişmesinde ve yaptığı işte son derece etkili olduğunu belirterek Aydın’ın dünya görüşünü de yetiştiği özel muhitin şekillendirdiğini dile getirdi ve sözü İsmail Hakkı Aydın’a devretti. Konuşmasına aile kökenini anlatarak başlayan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Trabzon’da 1461’den itibaren bilinen ilmiye sınıfından bir ailenin mensubu olduğunu vurguladı. 1987’da beyin damar tıkanıklığının çözümüne yönelik geliştirdiği ve 1990’da TÜBİTAK ödülü aldığı yöntemle ilgili bilgiler de veren Aydın, “Benim esas hocam dedemdir aslında. İsmini de bana vermiştir. Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ni kuranlardandır. Tıp eğitiminden staj yaparken bile bana hocalık yapmayı sürdürdü. Böyle olunca da ilme irfana, kaleme mürekkebe bigâne kalmam mümkün olmadı. Osmanlı geleneğine bağlı olarak babalarla çocukları arasında bir mesafe vardır. Bu gösterilemeyen sevgi torunlara yansıtılıyor. Dedemden gördüğüm bu sevginin fazlasını ben torunlarıma verdim.” dedi.

SADECE TIPTAN ANLAMAK YETMEZ

Kemal Çiftçi’nin Tıp alanında yetişmiş ve yanısıra sanatla da iştigal eden bilim adamlarımıza dair sorusu üzerine Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın şunları söyledi:

“Hekimlik Allah’ın kendi sıfatını verdiği bir meslek grubudur. İnsan odaklıdır. İnsan sadece etten kemikten müteşekkil olmayıp; vicdanı, aklı, nefsi, egosu ve ruhu vardır. Bunlar görünmezdir. O sebeple iyi hekim sadece tıbbı iyi bilen insan değildir. Bir hekim sadece tıptan çok iyi anlıyor ise o tıbbı da iyi bilmiyor demektir. Cerrah bir anlamda Allah’ın yaratmış olduğu en güzel bedeni, bıçağı ile kesip değişik şekillere sokan kişidir. Ona bu yetki verilmiştir. Böyle olunca da insanın görünmeyen taraflarını da iyi bilmek durumundadır. İnsan Allah’ın yaratmış olduğu en yüce sanat şaheseridir. Hadislerde her hastalığın bir tedavisi olduğu belirtilmiştir. Bugün bile Afrika’daki bazı kabilelerde cerrahı veya hekimi Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak görürler. Bir nevi Tanrı olarak görürler. Tarihe baktığımızda birçok âlimin, bestekârın, filozofun hekim olduğunu görürüz. Farabi musikiyi ilk defa sistematize eden, kanun sazını bulan kişidir ve bir doktordur. Kindî ve daha birçok sanat erbabı, düşünür ve âlim de hekimdir. Yani hekimliğin içinde sanat da vardır. Sanatı oradan ayırmak mümkün değildir. Beyin cerrahı olmanın sanat konusuna yatkınlığı gerektirdiği muhakkaktır.”

DEĞER KATANLARDAN HABERLİ OLMAK

Kur’an’dan, hadislerden, büyük âlimlerden ve filozoflardan sık sık örnekler veren ve Mevlâna’dan beyitler okuyan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, topraklarımızda yetişen sanat ile iştigali bulunan ve aynı zamanda hekim olan değerleri anarak misaller verdi ve tıp alanındaki geleneklerimizden, musiki ile tedavi yöntemlerinden bahsetti. Rabbim Beni Doktorlardan Koru! isimli kitabının bir özeleştiri olduğunu anlatan Aydın, bugün yetişen meslektaşlarının kendisine değer katacak birçok isimden feyz alamadan hatta haberdar olamadan yetiştiğinin altını çizdi. Eğitim sistemimizin sayısal potansiyeli işlediğini bunun kişiyi edebî ve sosyal alanlardan uzaklaştırdığını dile getiren Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, şunları söyledi:

“Bugün Fuzûlî, Ahmedî, Nef’i, Bakî dediğimiz zaman kaç kişiye tanıdık geliyor? Zamanımızda dejenerasyon yaşanıyor. Kültür, bir insanın öğrendiği ne varsa unuttuğunda geriye kalandır. Matematik ve fen ağırlı bir eğitim içinde kültür aktarımı mümkün değildir. Kaldı ki, hekimlik muhakemedir. Muhakeme yeteneğinden ve sosyal alandan mahrum olanlar nasıl iyi bir hekim olarak yetişebilir? Bundan yirmi sene önce anlattığım ders ile şimdi anlattığım çok farklı. Öğrencilerin algı kapasitesi çok düştü.”

AKIL RAHMANİDİR

İnsanın tasavvufla ilişkisine de Mevlâna başta olmak üzere divan edebiyatından örneklerle değinen Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, akıl konusuna hem ilmî hem de manevî cihetlerden yaklaşımlarını dile getirdi. Aklı birçok İslam âliminin yanısıra çok sayıda filozofun da ön planda tuttuğunu belirten Aydın, “Aklın ön planda olmadığı bir devir yoktur. Kur’an’daki ayetlerin sonunda ‘akletme’yi hatırlatan sözler vardır. Hep bir ikaz var. Aklı olmayanın dini olmaz derler. Gazali aklı ön planda tuttuğu için zamanın ulemaları tarafından tehdit edilmiştir. Yine İbnü’l Arabî de aynı sebeple idam edilmiştir.” dedi. İnsanı insan yapan hasletlerin akıl, ruh ve vicdan olduğunu anlatan Aydın, bunların insanı insan yapan rahmani özellikler olduğunu, zekâ, ego ve nefsin ise şeytani hasletler olduklarını ve bu iki cihetin hep savaş halinde olduklarını kaydetti. “Şu anda aklın beynin hangi noktasında olduğunu henüz bilmiyoruz. Tahminlerimiz var, fakat kesin bir noktayı tespit edemiyoruz. Beyindeki bir hücre kendisine bir şey sorulduğunda on üzeri on sekiz kere soruyor ne yapacağını… Bu beyni bu kadar sakin tutan şey işte o hücreler arasındaki dengedir.” diyen Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, epilepsi hastalığının da bu düzenin bozulması sonucu olduğunu belirtti.

Musiki alanında da birikimlerini dinleyicilerle paylaşan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın “Bilim ve Sanat” toplantısı, çekilen hatıra fotoğrafları ile son buldu.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın