EN GÜZEL TÜRKÇE FATİH’TE KONUŞULURDU

ESKADER ve Ağaç Kültür Merkezi’nin birlikte organize ettiği Fatih Sohbetleri’ne konuk olan ve Fatih’i anlatan kültür tarihçisi Süleyman Zeki Bağlan, “Fatih’in her sokağında bir tekke ve medrese vardı” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) ile Ağaç Kültür Merkezi’nin işbirliği ile yaklaşık iki aydır süregelen Fatih Sohbetleri, yazar, fikir adamı ve sanatkârları Fatihlilerle buluşturuyor. Geçtiğimiz haftanın konuğu kültür tarihçisi Süleyman Zeki Bağlan oldu ve anlatımıyla Fatih muhitinin tarihçesinden yola çıkarak dinleyenlere adeta fotoğraflarcasına karış karış resmetti. Sohbet esnasında tarih alanında birçok kaynak kitabın tavsiyesinde bulunan ve Suriçi’ndeki önemli hadiseleri de aktaran Bağlan’ı dinleyenler dakikalar boyunca yüzyıllar içinde bir yolculuk yaptılar. “Fatih’ten Renkler, Çizgiler ve Sesler” başlıklı toplantıyı Sanatalemi.net Yazıişleri Müdürü yazar Elif Sönmezışık yönetti.

FATİHLİLER İÇİN BİR KÜLTÜR BULUŞMASI

Toplantının başında ESKADER’in her hafta Timaş Kitapkahve’de yaklaşık dört yıldır devam eden Bâbıâli Sohbetleri’nden sonra ikinci buluşma mekânı olan Ağaç Kültür Merkezi’nde 7’inci toplantının gerçekleştiğini söyleyen Elif Sönmezışık, Fatih Sohbetleri’nin Fatihlileri yazarlar ve kültür değerlerimizle buluşturmuş olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. Süleyman Zeki Bağlan hakkında kısa biyografik bilgiler aktaran Sönmezışık, Bağlan’ın geçmişimizle ilgili kültürel değerleri gelecek nesle aktarmak gibi önemli bir çabası olduğunu kaydetti ve sözü Bağlan’a bıraktı.

Konuşmasına Fatih Sultan Mehmed ile ilgili anektodlarla başlayan Süleyman Zeki Bağlan, Fatih’in 21 yaşında genç, üstün zekâlı, devlet idare eden şair bir kimse olduğunu anlatırken sohbetini Fatih Camii’nin kıymetlerine yoğunlaştırarak sürdürdü. Fatih Külliyesi’nin medeniyetimizdeki şehirleşme düsturunu en iyi anlatan mekânlardan biri olduğunu ve Batı’da meydanlarla vücut bulan şehirleşmenin bizde camilerle gerçekleştiğini anlatan Bağlan, “Batı ile aramızda büyük kültürel fark var. Bizde cami, külliye ve etrafında bunun müştemilatı olan 20 tane birim vardır. Cami, medrese, darülhadis, darülkurra, sıbyan mektebi, muvakkithane, şifahane, imarethane, ahırlar gibi birimlerle külliye teşekkül eder. Bunların vakfiyeleri de vardır. Suriçi arazisi olarak korunmuş ve şahıslara tapulanmamıştı. Paşalar dahi kira vererek oturuyorlardı. He gelen paşanın görevi bulunduğu çevreyi güzelleştirmekti. İskenderpaşa, Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa böyle husule gelmiş. 17.2 kilometrekarelik Suriçi’nde Fatih Sultan Mehmed’in kurduğu külliyedeki medreselere Sahn-i Seman Medreseleri deniyor. 1463 yılında başlayan inşaat 1470 yılında tamamlandı, 1471 yılında vakfiyesi hazırlandı” diyerek Fatih Külliyesi’nin eğitim şeklini kuran kişinin Ali Kuşçu olduğunu, ulema şekli kurulduğunu ve külliyede güneş saati yaptığını söyledi.

FATİH’TEKİ HAZİN YIKIMLAR

Fatih Camii Külliyesi’nin, Akdeniz ve Karadeniz Bölümü olarak ikiye ayrıldığını anlatan Süleyman Zeki Bağlan, Akdeniz tarafının Marmara Denizi’ne bakan kısım, Karadeniz tarafının ise Haliç’e bakan kısım olduğunu belirtti. Külliye’nin kapatılıncaya dek çok üst seviyede bir öğretim kurumu olduğunun altını çizen Bağlan, Fatih Külliyesi hakkında bir belgesel hazırladığını ve 6 Mayıs’ta Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde izleneceğini kaydetti. Vakfiyesinde müderrise, danişmende softaya verilecek maaştan yenilecek yemeğe kadar her detayın kayıtlı olduğunu anlatan Bağlan, vakfiyelerdeki bu disiplinli sistemin tarihî eserlerimizin bugünlere ulaşmasını sağladığının unutulmaması gerektiğini vurguladı. “Fatih Millet Kütüphanesi de önceden bir Darülhadis Medresesi’ydi. Bu kütüphane de 9 bin cilt elyazması kitap var. Onları her Haziran ayında çıkarırlar ve tozunu alırlar. Öyle bir fırsat bulursanız bir yakından görün. O sırada televizyonlar canlı yayın yapmalı” diyen Bağlan, Cumhuriyet dönemindeki Atatürk Bulvarı çalışmaları sırasında külliyenin gördüğü zararı ve geçirdiği aşamaları ise şöyle anlattı:

“3 Mart 1924’de çıkan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreselerin kapatılması, Efkar-ı Harbiye Vekaleti’nin, Şehriye Vekaleti’nin ve hilafetin kaldırılması ile medreseler bitti. 1928’de Fevzi Paşa Caddesi açılırken üzerinde bulunan Akdeniz kısmı tekke ve medreseleri yıkıldı. Onlar büyük binanın dengesini sağlıyordu. Bu taraftakiler yıkılınca Akdeniz Medreseleri’nde kaymalar başladı. Malta Çarşısı tarafındaki Ayak Çifte Kurşunlu Medrese’nin duvarında demir bağlantılar vardır. Sağlamlaştırılmıştır çatladığından dolayı. Fransız mimar Henry Prost daha önce yapılmış uyarılara rağmen hazırladığı imar planını Ankara’nın kabul etmesiyle ve verilen selahiyetlerle birçok tarihî yapıyı yok etmiştir. Şehirleşmeyi suriçine taşıma hatası yapılıyor. 1952’ye kadar Prost İstanbul’da kalmış ve imar işlerini yürütmüştür. Unkapanı ile Yenikapı arasındaki güzergahı açarak Atatürk Bulvarı’nı kurar. Birçok cami ve tekke yıkarak başlar, Bozdağan Kemeri’ne doğru gelir. Yanındakiler hayret eder, “Yıkılsın” dediğinde itirazsız istediği her yerin yıkılmasına. Mümkün değildir ona karşı çıkmak. Camiler, kırk çeşme suları ve birçok eser yok olur. Bugünkü Reşat Nuri Tiyatrosu’nun yerinde bulunan Revani Çelebi Mescidi de bu giden yapılar arasındadır. Kendisine neden bu kadar çok tarihî eser yıktığı sorulduğunda nihai hedefin suriçindeki İslamî unsurları yok etmek olduğunu söyler. Bu binalar bizim tapularımızdır. 561 sene önce burayı aldığımızı ispat eden belgelerdir ve büyük ölçüde Proust’un istediğine göre yıkılmıştır.”

TARİHÎ ESERLER HARFİYATLA DENİZE GÖMÜLDÜ

Proust’un planlarının Adnan Menderes devrine dek uzandığını kaydeden Süleyman Zeki Bağlan, danışmanları tarafından kuşatılan Menderes’in büyük ölçüde çaresizlikle yıkım kararları aldığını belirtti.  İçlerindeki sayısız tarihî eserin, halıların, hat levhaların, harfiyatla birlikte Sarayburnu’na döküldüğünü anlatan Bağlan, Fatih Külliyesi’nin Akdeniz Medreseleri yıkılıp önündeki toprak tümsek de indirilince eski binaların bodrum katları üst katlar olarak yükseldiğini, çıkan toprağın Halıcılar Caddesi’nden indirildiğini ve böylelikle Molla Fenari İsa Camii’nin üç metre çukurda kaldığını söyledi. Mekânlarla ilişkili olarak tarihten birçok anekdot aktaran Süleyman Zeki Bağlan, Sultan Abdülhamid Han dönemindeki 31 Mart Vakası’nda Fatih Medreseleri’nde eğitim gören dedesinin yaşadıklarını anlattı. O gün birçok medreselinin süngü ucunda can verdiği korkunç anlar yaşandığını kaydeden Bağlan,  Suriçihaber gazetesinde haber olan Fatih Camii’nin duvarındaki 110 kurşun deliğinin o gün açıldığını ifade etti. Fatih sakinlerinin karakteristiğine dair ise şunları söyledi:

“Fatih Külliye’sinde müderrisler, danişmendler, muitler (asistanlar) var. Onlar bu bölgede oturuyordu. Evleri de buradaydı. Eminönü’nden Edirnekapı’ya kadar âdeta çatıları birbirine değecek şekilde her sokakta bir medrese, her sokakta bir tekke vardı. Yıkıldı, kayboldu bunlar. Hiç ümid etmediğiniz yerlerde medreseler ve tekkeler var. Bir Rıfai tekkesi vardı, şu anda odun deposu olarak kullanılıyor. Medrese camiası bu bölgede oturuyordu. Fatih ulema sınıfının oturduğu yerdi. En güzel Türkçe Fatih’te Kıztaşı, Süleymaniye ve Draman bölgelerinde konuşulmaktaydı. Fatih’teki meşhurları araştırdık nerede yaşadıklarına dair. Paris’e gidin bir kafede meşhur bir şair oturup bir kahve içtiyse o masaya plaket konur. İnanın bizim burada her binaya yedi- sekiz- on tane plaket konulması gerekir. Bu isimlerin yaşaması lazım. Bir tek Samiha Ayverdi’nin ismi konuldu, gerisi gelmeli. İbnülemin Mahmut Kemal burada yetişmiş. Fatih’in cenaze namazı burada kılınmış. Bunlar dev insanlar, büyük insanlar. Bilhassa eski adı Okumuş Âdem Sokağı olup 1930’lardaki ismi Veli Sokak olan Okumuş Adam Sokağı, Müderris Bekir Haki Efendi, Emin Saraç Hocaefendi ve Tevfik Demiroğlu’nun oturduğu bir sokaktı. Faruk Kadri Timurtaş da yakınlarda oturuyordu.”

Program Süleyman Zeki Bağlan’ın İstanbul’a dair hazırladığı metin ve Suriçihaber gazetesinin dağıtılası ile son bulurken hatıra fotoğrafları çekildi.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın