EBRU RAZI ve SABIRLI OLMAYI ÖĞRETİYOR

_DSC0069

         ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil, “Bizim kendi sanatlarımıza kendi özümüz ve gözümüzle bakmamız lazım.” dedi.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’ne bu hafta ebru sanatına yeni bir bakışla bir ekol oluşturan Hikmet Barutçugil konuk oldu. Müzehhibe Ayşe Emine Sultan Çelik’in takdimini gerçekleştirdiği programda, ebruya başlama hikâyesinden sanata bakışına ve sanatın nasıl algılanması gerektiğine kadar birçok konuya ilişkin zengin bir sohbet gerçekleştiren Barutçugil, Doğu sanatlarını özel ve önemli kılan yönlerle gelecek yıllarda nasıl ilerleme sağlanacağına dair görüşlerini paylaştı. Birçok sanatseverin yanı sıra ebru sanatçısının, ebruya gönül vermiş talebelerin takip ettiği ve kalabalık bir dinleyici topluluğunun yer aldığı programa, katılımcılar soru ve görüşlerle katkıda bulundular.

                   ARTIK MERAK EDİYORUZ

         Açılış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Hikmet Barutçugil’in ebru sanatının gelişmesinde ve son yıllarda gençlere sevdirilmesinde büyük hizmetleri olduğunu kaydederek nesilden nesile klasik sanatların devredildiğine dikkat çekti. Kültür sanat ve medeniyetimizle ilgilenenlerin çoğalmasında Hikmet Barutçugil gibi üstatlarımızın çok büyük etkisi olduğunu belirten Yardım, “Mustafa Düzgünman yaptığımız bir söyleşide, ‘Beni yurt dışından insanlar buluyor, benden ebru sanatını öğreniyor. Komşularımdan hiçbiri ebruyu merak etmedi.’ demişti. Artık daha çok merak ediyoruz bu sanatları. Eskiden kitapların iç kapaklarında ebru olurdu. Artık yok. Yayıncılarımızın da ebru konusunda dikkatini çekmek gerekiyor.” dedi.

         Programın takdimini gerçekleştiren müzehhibe Ayşe Emine Sultan Çelik, Hikmet Barutçugil hakkında biyografik bilgiler aktararak Emin Barın ile hat sanatına başlamasının ardından ebru sanatına yöneldiğini belirtti. Barutçugil’in ebru sanatını bir bilim gibi görüp geliştirmeyi amaçladığını dile getiren Çelik, Barut Ebrusu’nu bulan kişi olarak literatüre girdiğini, yurt içinde ve dışında sergiler açan sanatçının birçok eğitim kurumu ile bağlantılı olarak ebru sanatını öğrettiğini, kırk yıllık sanat yaşamında 18 kadar albüm-eser yayımladığını kaydederek bu eserler hakkında bilgi verdi.

                   “EBRUYU SEVDİRMEYE ÇALIŞTIM”

         Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim gördüğünü anlatan Hikmet Barutçugil, ailesinin hukukçu olması dolayısıyla kendisinden de hukukçu olmasının beklendiğini, ancak tesadüfler zinciri ile kendini akademide bulduğunu belirtti. “Fıtratta varmış sanatkârlık hevesi. Cahit Uçuk beni tanıdıktan sonra hakkımda bir kitap yazmak istemişti. Onun bu hazırlık sürecindeki sorularıyla bazı şeyler ortaya çıktı ki, Malatya’da geçen çocukluğum sırasında beş yaşlarındayken bahçedeki küçük havuzda ebru benzeri çalışmalar yaptığımı hatırladım.” diyen Barutçugil, Emin Barın ile tanıştığı yıllarda bir kitabenin tamiri için bile yurt dışından uzman getirtmek gibi talihsizliklerin yaşandığına dikkat çeken Hikmet Barutçugil, “Yaklaşık 25 yıldır Akademi’de hocayım. Öğreteceğim şeyi sevdirmeye çalıştım.” dedi. Emin Barın’ın anlatımları ile hat sanatına duyduğu ilginin levhaların kenarında gördüğü ebrulara kapılması ile bir anda ebruya yöneldiğini söyleyen Barutçugil, sözlerini şöyle sürdürdü:

                   SANATIMIZIN İÇİNDEKİ HALLER BATI’YA YABANCI

“Ebru yapmaya başladığım yıllarda bu sanatlarla ilgilenenlere ‘gerici, yobaz’ deniyordu. Güzel Sanatlar Akademisi, Batı sanatının temel ilkeleri ile kurulmuş bir okul. Ebruyu bu alana dahil edemiyordum. Temel ilkelerini bilmeden sürekli ebru yapıyordum. 1982 yılında Kaliforniya’da bir ebru kongresi düzenlendi ve bu kongrenin açılış konuşması için bir davet aldım. 6 ay boyunca ne anlatacağımı düşündüm ve sonunda bu sanatların temel prensiplerini anlatma kararı aldım. Bu bildiri, o yıllarda Amerika’da ebru ile ilgili bir dergide yayımlandı. Bu konuşmanın ardından düşünmeye başladım ve Doğu sanatlarını anlatmak için ‘estetik’ kelimesinin yeterli olmadığını gördüm. Batılı gözlüğü ile Doğu sanatlarına bakınca gerçeği göremedik. Batı sanata materyalist göz ile bakıyor. Doğu ise hayal gücü ve gönül gözü ile bakıyor. Bir minyatürdeki perspektif yokluğu, bu hayata yüklediğimiz gözle bakmamız lâzım. Doğu’da olup Batı’da olmayan kelimelerden biri gönül. Bunu çok zor anlatmak. Bu yüzden Binbir Gece Masalları ile bunu izah etmeye çalıştım. Doğu sanatlarının içinde bir hâl vardır yaşanır; Batı’da bunun karşılığı yok.”

         “SANAT HAKK’I ARAMAK İÇİN YAPILIR”

Gelenekli sanatlarımızda daha önce çizilmiş yollardan gitmek mecburiymiş gibi bir dayatmanın olduğuna dikkat çeken Hikmet Barutçugil, bizden beklenenin Allah’ın bizdeki tecellisini en güzel şekilde ifade etmek olduğunu, Hakk’ı aramak dürtüsü ile yola çıkıldığında gerçek sanatçının Yaradan olduğunun anlaşıldığını ifade etti. “Ebrunun iki veçhesi vardır. Zahirî ve batınîdir. Bunun için hür olmak çok önemli. Kurallardan kurtulduğumuz zaman iç dünyamızdaki güzelliği ortaya çıkarabiliyoruz.” diyen Barutçugil, Ahmed Yülsel Özemre’nin kendisine öğrettiği ve eski bir dua olduğu bilinen “Ebru Duası”nı okudu. Bir sanata bu kadar maneviyat yüklemenin manevi yönünün ne kadar görülebildiği ile alakalı olduğunu vurgulayan Hikmet Barutçugil, zahiri yönünün de başka tür bir bakış açısı olduğunun altını çizdi ve “Barut Ebrusu”nun ortaya çıkışını şöyle anlattı:

         BARUT EBRUSU

“Elime geçen renkleri suda şekillendirmeye çalışırken yıllar geçti. 1975 yılında Bilim ve Teknik dergisinin kapağında yaptığım ebrulara benzer bir fotoğraf gördüm. Fotoğraf deniz kirliliğini gösteriyordu. Bu beni sevindirdi. Demek ki yaptığım ebruların doğada bir karşılığı vardı. Bu çalışmaları yaparken sayısız biçimde mermer dokuları ortaya çıkıyor, bu da beni çok şaşırtıyor. Ebru silsileleri planlı programlı olarak yapılmıyor. Arap estetiği ise ebru sanatı için çok büyük bir katkı. Ebru neredeyse 500 yıldır Anadolu’da ve İstanbul’da yapılıyor. Baktığınızda e yüzyıla sadece bir ya da iki isim sığdığını görüyorsunuz. Şahbet Mehmed Efendi, Hatip Mehmed Efendi, Şeyh Sadık Efendi, İbrahim Ethem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman gibi…”

                   ‘GELENEKSEL’ UYDURMA BİR TANIM

Ebrunun 1970’li yıllarda kaybolma tehlikesi geçirdiğini anlatan Hikmet Barutçugil, bunun delilinin Seka Kâğıt Fabrikası kurucusu Mehmet Ali Kâğıtçı’nın Süheyl Ünver’e yazdığı mektup olduğunu belirtti ve mektubu Ayşe Emine Sultan Çelik okudu. Müthiş bir potansiyel içeren bu sanatların fark edildiğini ve 70’lerin sonlarında bir çıkış yaptığını anlatan Barutçugil, kendisinin o yıllarda ortaya çıkardığı ebrulara Mustafa Düzgünman’ın da çok şaşırdığını ifade etti. ‘Geleneksel’ tanımlamasının sonradan uydurulduğunu anlatan Hikmet Barutçugil, bu ifadeyi Mustafa Düzgünman’ın dahi kullanmadığını, bugüne kadar İslâm sanatlarının tarz-ı kadim ve tarz-ı cedid olarak adlandırıldığını söyleyerek, Batı’daki modern sanat ile ilgili açmazların tarifsizliğine dair eleştirilerini paylaştı. Ebrunun bir sanat terapisi olduğunu vurgulayan Barutçugil, “Ebru yaparken birkaç dakika içinde görüntüler ortaya çıkıyor. Bunlar hayali zorluyor. Bu hız nedeniyle insanlar sıkıntıları ile bağlarını koparmış oluyor. Bir arınma ve buna bağlı tedavi gerçekleşiyor. Razı olmayı, sabırlı olmayı öğreniyorsunuz.” dedi. Sanat söz konusu olduğunda maddi taleplerin ön planda tutulmaması gerektiğini dile getiren Hikmet Barutçugil, paranın peşinden gitmenin ışığı arkaya almak olduğunu, ışığa yönelmenin insanı muvaffak kılacağını sözlerine ekledi.

         İLKÖĞRETİMDE DE OLSUN

Mehmet Nuri Yardım’ın ilköğretimde ebru sanatının ders olarak okutulması teklifi üzerine şair ve yazar Yusuf Dursun, “Ebru sanatına ilköğretimde ilgi var. Ebru sanatındaki giz sayesinde insanlar bir şey öğrenmenin hazzına varıyor. Bu yüzden hat, tezhip ve minyatürden daha fazla ilgi görüyor.” dedi. Yine şair ve yazar Bestami Yazgan “Ebru eserlerinin hiçbiri birbirine benzemiyor. Şiir sarayları meydana getiriyorsa, ebru da bunu tekne ve kâğıtta mükün kılabilir.” diyerek, gazeteci Şamil Kucur ise “Küçük yaştaki çocuklara öğretmek son derece kolay. Talep edilirse organize olabilir.” sözüyle teklife destek verdi. Sinemacı ve grafik sanatçısı Erol Mermer, “Bir sanatçı ne ile beslenmişse onunla eser veriyor. Asıl problem güzel olana evrilmek. Siz de buna bir örneksiniz.” dedi. Müzik tarihçisi Zeki Yılmaz, Hikmet Baurçugil’in ebrusu ile tasarlanmış kapağı ile yeni basılan Tamburî Cemil Bey kitabını Barutçugil’e hediye etti. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin takip ettiği program, Ahmet Yüter’in Kur’ân tilaveti, Hikmet Barutçugil’e özel kaleme aldığı manzum duayı okuması ve hâtıra fotoğrafları ile son buldu.

_DSC0012 _DSC0014 _DSC0015 _DSC0016 _DSC0020 _DSC0021 _DSC0022 _DSC0023 _DSC0024 _DSC0025 _DSC0026 _DSC0029 _DSC0030 _DSC0032 _DSC0033 _DSC0035 _DSC0037 _DSC0038 _DSC0042 _DSC0045 _DSC0056 _DSC0058 _DSC0061 _DSC0065 _DSC0069 _DSC0072 _DSC0076 _DSC0082 _DSC0083 _DSC0088 _DSC0096 _DSC0102 _DSC0103 _DSC0106 _DSC0113 _DSC0122 _DSC0129 _DSC0133 _DSC0135 _DSC0145 _DSC0147 _DSC0161 _DSC0167 _DSC0168 _DSC0172 _DSC0179

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın