ÇİÇEK NARİNLİĞİNDE RİKKAT KUNT

Çiçek Derman Bâbıâli Sohbetleri’nde hocası Rikkat Kunt’u anlattı. Derman, büyük bir ilgi ile  takip edilen toplantıda, Kunt’un hayatını, hizmetlerini, ideallerini ve hâtıralarını anlattı.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) dün akşam yine çok önemli bir toplantıyı daha gerçekleştirdi. Prof. Dr. Fatma Çiçek Derman, hocası Rikkat Kunt’u anlattı. Açılışı yapan Mehmet Nuri Yardım, Rikkat Kunt’un klâsik Türk İslâm sanatlarında çok değerli bir isim olduğunu hatırlatarak, “O kıymetli şahsiyetleri bize bugünkü sanatkârlar ve hocalar anlatıyor. Çiçek Derman Hanımefendinin Kubbealtı’ndan çıkan Rikkat Kunt Hoca Hanım isimli eseri, bu anlamda büyük bir boşluğu doldurmuştur.” dedi. Yardım, d aha sonra Uğur Derman ve Çiçek Derman’ın sanatımıza büyük hizmetleri olduğunu belirterek, kendilerine teşekkür etti.

         Toplantıyı sunan Ayşe Emine Sultan Çelik, önce Çiçek Derman’ın kısa hayat hikâyesini okudu. Hemen ardından sözü tezhip sanatkârı Rikkat Kunt’u anlatmak üzere Çiçek Derman’a bıraktı. Çiçek Hanım hocası Rikkat Kunt ile on yıl usta çırak ilişkisi olduğunu anlatarak söze başladı. Hocasıyla olan muhabbetinden hasret ile bahseden Çiçek Hanım, “Her zaman aklımdaydı onu anlatan bir eser vermek, ama evimin ve işimin yoğunluğundan, biraz da hocamı hakkıyla, tam anlamıyla yazmak için erteledim. Emekli olunca ilk işim hocam Rikkat Kunt’u anlatan bu kitabı yazmak oldu.” Hocasıyla ilk dersten itibaren sorduğu soruları aldığı cevapları saat saat not aldığını söyleyen Çiçek Hanım, bu notların daha sonra bu kitabı oluştururken çok işine yaradığını, bu alışkanlığının Süheyl Ünver hocasından aldığını kaydetti.

HOCANIN DEĞERİ PARA İLE ÖLÇÜLMEZDİ, AYIPTI

Eski değerlerin kaybolduğunu üzülerek anlatan Çiçek Derman geçmişte  öğretmen- öğrenci, usta-çırak, üstat-tilmiz ilişkilerini anlattığında bütün dinleyicileri imrendirdi. Çiçek Derman, “Çok şey kayboldu. Her şey para ile ölçülüyor artık, bizim zamanımızda hocalarımıza ‘Dersin ne kadar?’ demek hocaya büyük hakaretti, ayıp sayılırdı. Hocalar öğrencilerini özenle seçerdi, saygısını, sevgisini, sabrını, başarısını, edebini imtihan ederek seçerdi. Bunları hiç de anlamazdınız. Hocanız sizinle ilgilenir ve kademe kademe merdivenleri çıkardınız. Hocanıza olan borcunuzu ise, sizden sonra bu işe talip olan gençlere işi en iyi şekilde öğreterek öderdiniz.”

         SİYASETÇİ VE ÂLİM BİR BABANIN KIZI

Dört ciltlik Büyük Türk Lugatı müellifi Hüseyin Kâzım Kadri Bey’in kızı Rikkat Kunt’un 1903 yılında Beylerbeyinde dünyaya geldiğini söyleyen Derman, babasının daha çocukluğundan itibaren kızının eğitimine önem vererek Fransız bir mürebbiye tuttuğunu ve çok iyi Fransızca öğrettiğini ekledi. Çiçek Hanım, “Evlerinde Fransızca konuşulurmuş, tabii benim hoşuma gitmezdi o zaman. ‘Neden hocam?’ derdim, o da bana ‘Ben tefekküre Fransızca dalarım.” derdi. Tanzimat döneminin bir özelliği ne yazık ki.” diye devam etti. Derman konuşmasına şöyle devam etti:

“Babasının siyaseti bırakması üzerine İstanbul’dan ayrılma kararı alıp Beyrut’a yerleşmişler, fakat babası orda da kızının önce Fransız sonra Alman okuluna devam etmesini sağlamış. Daha sonra Osmanlı topraklarından  çıkmasının ardından İstanbul’a dönmüşler. Rikkat Kunt Amerika okuluna gitmek istediğini babasına dile getirmiş fakat İngilizce, Fransızca, Almanca bilen Kunt’a babası Türkçesini iyileştirmek adına Mehmet Âkif Ersoy’dan Türk Dili ve Edebiyatı dersi almasını teklif etmiş ve bu imkânı da sağlamış.”

Çiçek Derman, hocası Rikkat Kunt’un annesi Güzide Hanım’ın yaşlılığında yanında kaldığını söyleyerek hocasının ailesine bizzat dedesi ve babaannesine sonsuz saygı ve sevgi beslediğini söyledi.

         EĞİLMEYEN BAŞ

Yirmi yaşında babasının istediği üzerine görücü usulü evlenen Rikkat Hanım’ın, bu evlilikle ilgili ‘Evlilik yaşım gelmişti, evlendim.’ dediğini anlatan Çiçek Hanım, ilk eşi İsmail Bey ile dört sene Almanya’ya gittiğini ve bu evlilikten Reşid adında bir erkek evlat sahibi olduğunu anlattı. Çiçek Derman hocasının ikinci evliliğini kendi istediği üzerine Fahrettin Çağatay ile yaptığını, eşinin görevi nedeniyle de bir süre Atina kaldığını söyledi. Bu evlilikten de Nur adında ikinci bir oğlu olduğunu dile getirdi. Derman, “İki evlilikten sonra da hayatta dimdik duran Rikkat Hanım’ı babasının 1934 yılında vefatı kendisine büyük bir çöküş yaşamasına sebep olmuştur.” dedi.

AKADEMİ HAYATINDAN KÜTÜPHANEYE

Çiçek Derman, konuşmasının ilerleyen bölümünde şunları söyledi:

“Evine çekilen Rikkat Kunt Hanım, babasının dayısı olan İsmail Hikmet Ertaylan’ın tavsiye ve ısrarlarıyla üniversitede akademik hayata başladı. İlk tezhip hocası İsmail Hakkı Altınbezer olan Rikkat Kunt, okuldaki öğrencilik hayatını elinden geldiğince uzatmış. Fakat bitirme tezini hazırlayıp mezun olmuş. Mezun olduğunda dört yıl daha da aynı akademinin kütüphanesinde iş hayatına devam etmiş.” Çiçek Derman konuyla ilgili bir hâtırasını şöyle anlattı:

“Kütüphanede bir gün kitapları yerleştiriyormuş merdiven kullanarak, fakat Burhan Toprak dakikada bir telefon ile arar bazı Fransızca kelimeler sorarmış. Bir, iki, üç derken Rikkat Hanım, merdivenden ‘in çık’ tepesi atmış. Ve raftan bir Fransızca-Türkçe, Türkçe-Fransızca Sözlüğü alarak yardımcısının kolunun altına vermiş. ‘Bunları Burhan Bey’e götür ve selâmlarımı ilet.’ Bir kaç dakika sonra tekrar telefon çalmış ve Burhan Bey sadece ‘Teşekkür ederim.’ demiş. Kütüphanedeki dört yılın ardından emekli olan Rikkat Kunt, evinde dersler vermeye devam etmiştir. Kendisini öğrencilik, akademik, kütüphane görevi ve sonrasında renkli hikâyelerini anlatarak salonu zaman zaman güldüren Çiçek Derman, bazen de eski hocaların hâllerini anlatarak düşündürdü.

         VE GÜZELİM ESERLERİ

Hocası Rikkat Kunt’un neşriyat yapmadığını, tek bir makalesi bulunduğunu söyleyen Çiçek Derman, bu makaleyi de Rikkat Hanım hocası olan Sedefkâr Vasıf Bey için yazmış. O kadar eser vermesine rağmen sergi açmadığını hatırlatan Derman, bu konu ile ilgili olarak hocasıyla arasında geçen diyalogu dinleyicileri ile paylaştı. “Hocam neden sergi açmıyorsunuz?” diye sorduğu zaman hocasının kendisine, “Ne yapacağım, ne diyeceğim? Ben güzel şeyler yapıyorum gelip bakın mı diyeceğim?” dediğini hatırlattı. Çiçek Derman seksene yakın eserinin ölümünden sonra Yıldız Sarayı’nda eşi Uğur Derman’ın emeğiyle sergilendiğini söyledi. Rikkat Kunt’un fedakârca yaptığı çalışmalardan bahseden Çiçek Derman, şu bilgiyi de dinleyicilerle paylaştı:

“Cumhuriyet devrinde Fatih Sultan Mehmet’in ölümünün 500. yılı münasebetiyle Fatih Divân’ı, ilk ve tek eser olarak hazırlanmak üzere yola çıkılmış, lâkin farklı sebepler yüzünden arkadaşları yalnız bırakınca son sınıf öğrencileriyle tamamlayabilmiş. Bu eserde 66 kıtanın 34 tanesinin tezhibini Rikkat Kunt gerçekleştirmiştir. Bu eser satılığa çıkarılınca Şevket Rado satın almış. Şu an Rado’nun ailesinin özel koleksiyonunda bulunuyor.”

         80. yılında Hocasıyla görüştüğünde Rikkat Kunt’un, kendisine, “Babamın bir sözü vardır, insan ölmeden evvel rahat eder.’ Ben de o rahatı etmeye çalışıyorum.” dediğini söyledi. Rikkat Kunt’un gelinin ev işlerini üstlendiğini Hocayı o konuda rahat ettirdiğini belirten Derman, Rikkat Hoca Hanım’ın çantasını hep sol elinde taşıdığını söyledi ve bunu kendisine bir gün şöyle izah ettiğini söyledi: “Sağ el sol ele hizmet etmemeliydi, çünkü sağ el sanata hizmet ediyor.”

                   TEZHİP SANATININ DURUMU VE KLASİKLİGİ

         Toplantıyı Çiçek Hanım’ın nezaketi süslerken dinleyiciler de konuşmacıya bazı sorular yöneltti. Derman, Mehmet Nuri Yardım’ın “Tezhibe diğer gelenekli sanatlarımıza olduğu gibi büyük bir ilgi var. Kemiyet olarak talep çok. Her yerde kurslar açılıyor. Ama keyfiyet nasıl, tezhip sanatımızın bugünkü durumu nedir? Bu konudaki kanaatlerinizi öğrenebilir miyiz?” şeklindeki soruya şu cevabı verdi: “Sayı olarak çoğalması bir şey ifade etmiyor. Özünü devam ettiren yok, çok az, bir elin parmakları kadar. Bu işi hakkıyla yapan çok az. Biz icâzet almadan eserimize imza atmazdık. İcâzet alanlar dahi imzalarını o kadar küçük atarlardı ki, görünmezdi. Zaten imza ne kadar görünmezse o kadar makbuldu. Eser sahibinin imzasını görmediğinizde bile ‘bu eser şu kişiye aittir’ diyebiliyorsanız işte o eser başarılıdır.”

         Fatma Çiçek Derman, bir dinleyicinin sorusu üzerine sanatla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir sanatın kâidelerini koruyarak yeni şeyler yapılmalı bugüne uyarlanmalı, tezhipde kaidelere uyularak yeni eserler üretilir.”

         Düşünceleri ve hisleriyle dinleyicilerin hayranlığını kazanan Çiçek Derman sözlerini şu cümlelerle bitirdi:

“Biz tâlep etmeyiz bize tâlip olunur. Onu da Allah’tan bilir onun için kabul ederiz. Sanat size verilmiş bir lütûftur, emanettir. Ve Allah’ın onu sizden ne zaman alacağını da bilemezsiniz. Rikkat Kunt Hoca Hanım, babasının kaderini yaşayarak geçirdiği kalp krizi sonucu, 14 Ocak 1986 tarihinde vefat etti. Vasiyeti üzerine de cenazesi dolaştırılmadan Beylerbeyi Küplüce Mezarlığı’na defnedildi. Hakkını ödemek mümkün değil, Allah rahmet eylesin.”

         Sohbet toplantısı, Âkif Arslan’ın üflediği ney, Ahmet Yüter hocanın okuduğu Kur’an-ı Kerim ve yaptığı dua, son olarak da çekilen hâtıra fotoğraflarla tamamlandı.

ndşei kel bdne (2) deşlk _DSC0258 _DSC0263 asde bdeo _DSC0253 _DSC0251 _DSC0242 _DSC0234 _DSC0141 _DSC0160 _DSC0179 _DSC0232 _DSC0139 _DSC0137 _DSC0133 _DSC0132 _DSC0119 _DSC0128 _DSC0129 _DSC0131 _DSC0118 _DSC0107 _DSC0100 _DSC0086 _DSC0058 _DSC0070 _DSC0079 _DSC0053 _DSC0030 _DSC0024 _DSC0018 _DSC0005 _DSC0011 _DSC0013 _DSC0017 _DSC0002 eskader 800 dp

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın