BAKÜ’DE TÜRK DÜNYASINI GÖRDÜM

ESKADER’in Fatih Ağaç Kültür Merkezi’nde düzenlediği Fatih Sohbetleri’nde konuşan yazar Şerif Aydemir, “Mehmet Âkif ile ilgili yapılan sempozyum gibi geniş çaplı etkinlikler, Türk dünyasındakilerin birbirlerine ayna tutmasını sağlıyor.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin Ağaç Kültür Merkezi ile birlikte düzenlediği Fatih Sohbetleri’nin 13’üncü haftasındaki konuğu olan hikâyeci yazar Şerif Aydemir, geçtiğimiz hafta ziyaret ettiği Bakü’yü anlattı. Anadolu türküleri başta olmak üzere halk edebiyatına olan mazhariyeti ile tanınan ve ESKADER’in müdürü olan Aydemir, “Türk Dünyasını Aydınlatanlar: Mehmet Akif Ersoy ve Hüseyin Cavid Sempozyumu” için gittiği Bakü’nün fizikî yapısını ve manevî yönlerini anlatmasının yanında gönülleri zenginleştiren birikimiyle sohbetinde sayısız özdeyiş ve alıntılara yer vererek dinleyenleri mest etti.

Sohbeti idare eden Sanatalemi Yazıişleri Müdürü Elif Sönmezışık, “Bâbıâli’nin vazgeçilmezi” dediği Şerif Aydemir’in uzun yıllardan beri iç içe olduğu camiada yazılarının birçok dergide yayımlandığını ve dört eser verdiğini belirterek, Çiçekten Harman Olmaz (Ötüken Yayınları) isimli hikâye kitabının da geçtiğimiz aylarda okuyucuyla buluştuğunu hatırlattı. Anadolu’nun yanı sıra dünya edebiyatı için de söz söyleyebilen, bugünkü ahvale ilişkin muhakeme ve değerlendirmelerde bulunabilen duyarlı aydınlarımızdan olduğunu belirterek “Şerif Aydemir’i bundan böyle daha sık dinleyebileceğimiz ortamların olmasını ümit ediyoruz.” dedi ve sözü Aydemir’e bıraktı.

“BAKÜ’DE İSLÂM’IN İZİ YOK”

Fatih Sohbetleri’nin güzel sözlerin paylaşılması için özel programlardan biri olduğunu belirterek sözlerine başlayan Şerif Aydemir, sohbet meclisleri ile ilgili Peygamber Efendimizin yaşadığı devirlerden yola çıkarak çeşitli misallerle ne kadar önemli bir gelenek olduğuna dair vurgular yaptı. Bakü’ye girerken daha pasaport kontrol esnasında büyük bir millet olduğumuzu anladım.” diyen Aydemir, ince aramalardan, sorgulamalardan, kafilenin ve bilhassa kendinin son derece rahatsız olduğunu ve kendine yapılmış bu tür muameleyi küçümseme gibi gördüklerini anlattı. Genel itibariyle Bakü’yü sevmediğini ve buna neden olarak gerekçelerini nakleden Aydemir, “Bir yere gittiğinizde kalesi, kulesi, minaresi, camisi, suru, dağı, ırmağı olan yerleri severiz. O bakımdan İstanbul caziptir. Selçuklu ve Osmanlı eserlerinin olduğu bir yere gitseniz sizi hemen çarpar. Osmanlı bir yeri fethettiği vakit, küçük de olsa bir mescit, bir çeşme yapar ve bir çınar dikermiş. Bir kasabada ya da şehirde bu üçünü buluyorsanız bilin ki orada Osmanlı vardır. Osmanlı’nın bakiyesi olan bir yerde İslam yaşıyor. olmuyor. Bakü’de bunları aramadım, ama bulamadım. Havaalanından otele kadar olan mesafede tek cami yoktu. Minare olmadığı gibi ezan da yoktu. Olan iki camiden biri Diyanet’in ve kapalı. Diğerinin ise akıbeti meçhul. Ağırlıklı mezhep şia, onların karşısına Vahhabiler propaganda yapmaya başlayınca camiler kapatılmış” diyerek namaz kılmakta son derece zorlandıklarını dile getirdi.

VAROŞLAR HAKİKATİ ELE VERİYOR…

Manevî yoksunluğuna rağmen geniş yolları ve birinci sınıf malzeme ile yapılmış devlet binaları ile fizikî şartlarının son derece iyi olduğunu vurgulayan Şerif Aydemir, bu kalitenin halka yansımadığını, varoşlarda gerçeğin görülebildiğini söyledi. Sovyet yönetiminin 200 kişinin yaşadığı binalara yalnızca iki tuvalet yaptırarak sürü psikolojisini pekiştiren ve aklına eseni yapmanın imkânsızlaştığı bir ortam oluşturduklarını kaydetti. Heykel konusunda son derece ileride olduklarını belirten Aydemir, en küçük mezarlıklarda dahi ölenlerin heykellerinin mezar taşlarına eklendiğini, heykel olmayanlarının büyük fotoğrafının konduğunu belirtti. Açıktan açığa dua etmek de dahil hiçbir ibadetin yapılamadığını anlatan Aydemir, her kurum ve kuruluşta, her parkta, her alanda Haydar Aliyev’in büstü ya da fotoğrafı olduğunu kaydeden Şerif Aydemir, isminin yerine yazılı ve sözlü olarak “Ulu Önder” unvanının kullanıldığına dikkat çekti. Sempozyuma katılanların çoğunlukla akademisyen olup yazar ve şairlerin azınlıkta olduğunu belirten Aydemir, Türkiye’den kırk kişilik bir heyetin sempozyuma katıldığını söyleyerek şöyle devam etti:

TÜRKİYE TÜRK DÜNYASININ BİRLEŞTİRİCİSİ

“Bizim grubumuzdakiler sivil toplum kuruluşlarını temsil eden yazar kesimiydi. Diğer Türk cumhuriyetlerinden gelenler, kendi şehirlerinin nabzını tutabiliyordu. Akademisyen üslubu ile anlatmalarına rağmen güzel gözlemlerini aktardılar. Hem Azerbaycan hem de Tataristan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan’dan gelenlerin zihinleri epey dağınıktı. Kime yaklaşacakları bilmiyormuş gibiydi. Müslümanlara mı, Sovyet idaresine mi yaklaştıkları pek anlaşılmıyor. Bu benim şahsî gözlemim. Profesörün bile kendi düşüncelerini toparlayamadığına şahit oldum. Hissettikleri korku kendini ele veriyordu. Bu korkuları yüzünden seçenekleri de yok. Özbekleri bize daha yakın buldum. İslam’dan Müslümanlıktan rahatça bahsedebiliyorlardı. Hatta bir Özbek, ‘Biz Türk olmuşsak Müslüman olmamız lazım. Allah ve Resulunun olmadığı bir yerde biz bir şey ifade etmeyiz.’ dedi. Türkiye’yi bir toparlayıcı lider olarak görüyorlar, kendilerinde birleşme gücü görmüyorlar. Sadece Azerbaycan’dan katılan akademisyen sayısı 65’i buluyordu. Mehmet Âkif Ersoy ile ilgili bu 12. sempozyum. Her yıl başka bir devletin şehrinde yapılıyor. O ülkenin önde gelen sanat adamı ile birlikte anılıyor Âkif. Safahat de sempozyumun yapıldığı ülke diline çevriliyor. Hüseyin Cavid’i de bu vesileyle yakından tanıdık. Bir inanç ve mücadele adamı. Sibirya’da sürgünde ölmüş. İstanbul’da Mehmet Âkif’i tanımış ve Sebirü’r Reşat’ta yazılar yazmış. Bu bilgiler sempozyumda ortaya kondu.

Bizdeki Türkçülük ve İslamcılık hareketlerinin Türk cumhuriyetlerinden gelen bu kişileri hiç alakadar etmediğini anlatan Şerif Aydemir, onların bu durumları farklı değerlendirdiklerini anlattı. Kimlik kaybı yaşadıklarını anlatan Aydemir, “Onlara baktığınızda ne kadar Türk ve ne kadar Müslüman” diye sormadan edemiyorsunuz. Azerbaycan’ın da Türk mimari özelliklerini taşımadığını, Alman ve İtalyan mimarisinin özelliklerini yansıttığını görüyorsunuz. Eski Bakü’de küçük Osmanlı izleri olsa da… Yeme alışkanlıklarında bile arıyorsunuz ama ata yurdundan izler taşımıyorlar. Doğu ve Batı Türkistan’dan gelen insanlar olunca koşup gidiyorsun ama aradığını bulamıyorsun. Sâmiha Ayverdi’nin dediği gibi Fuzûli’yi kaybettiğimizi gördüm. Tanımıyorlardı.” diyerek, sempozyumun adeta bir Türk kurultayına dönüştüğünü ve Türk cumhuriyetleri temsilcileri ile her bir bölgeye gitmiş gibi hissettiklerini belirtti. 104 tebliğ sunulduğunu söyleyen Aydemir, tebliğlerin içinde İslamî hassasiyet taşıyan cümlelerin kendini belli ettiğini ve Türkiye’den gidenlerin bu açıdan bir ayrıcalık oluşturduğunu kaydetti. Türk ülkelerinde kabile kavgaları olduğunu anlatan Aydemir, bu kavgaların bölünmeye yol açmadığını, Özbekler hariç diğer akademisyenlerde Batılı bir büyüklenme gözlemlediğini, ancak Türkiye’den gelenleri görünce mutlu olduklarını, uzun uzun sohbet ettiklerini de sözlerine ekledi.

VAHAPZADE’NİN OĞLU AZER BEY İLE BULUŞMA

Bu tür programların birbirimize ayna tutmak, hiç değilse birbirimizin yüzüne bakmak anlamına geldiğini belirten Aydemir, devam etmesinin önemine değindi. Konuşmasında Bahtiyar Vahapzade’ye de ayrı yer veren Şerif Aydemir, Bahtiyar Vahapzade’nin manevî evladı olan bir ahbabıyla karşılaştığını, bu kişinin Vahapzade’nin oğlu, Azer Vahapzade ile özel bir görüşme yapmasını sağladığını anlattı. “Önceleri Bakü Başsavcısıyken sonra yaptığı önemli bir tutuklama ile bu durum değişmiş ve Bölge Başsavcılığına alınmış. Azer Bey, Bahtiyar Vahapzade’nin Nazım Hikmet’i gördüğünde uzun süre sükût ettiğini anlattı. Çünkü bir Türkü gömenin mutluluğuymuş o. Zaten Azerîler Nazım Hikmet’i, Orhan Pamuk’u, Aziz Nesin’i çok iyi tanıyor, diğer yazarlarımızı bilmiyorlar. Ama Safahat de Bahtiyar Vahapzade’nin başucu kitabıymış. Bahtiyar Bey’in annesi Bakü’ye ilk Rus okulları açıldığında ‘Çocuklarınızı göndermeyin’ ikazı yapmış. ‘Acele etmeyin biz sahipsiz değiliz. Osmanlı bir gün burada okul açar, bekleyin’ demiş. Gâvurun karşılığını Türk kabul edermiş. Türk onun gözünde iyi bir Müslüman demekmiş. Azer Bey’in söylediği önemli bir şey var ki Bahtiyar Bey’in kalbi sağ taraftaymış. Yaşadığı çiftlikte çalışanlar ve kendisi beş vakit namaz kılan insanlardı. Beraberimizde gelenlerle birlikte orada vakit namazı kıldık. Üstelik Bahtiyar Bey’in namaz kıldığı yerde kıldık. Ar,f Nihat Asya’nın sözleri vuku buldu: ‘Sizlere ‘Üçler, Yediler’,Bizlere ‘Kırklar’ dediler…Daha çoğuz, daha çoğuz!’”

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın