AHMED GÜNER SAYAR: BU COĞRAFYADAKİ BEKAMIZI KORUMAKLA MÜKELLEFİZ

AHMED GÜNER SAYAR:

BU COĞRAFYADAKİ BEKAMIZI KORUMAKLA MÜKELLEFİZ

 Beyazıt Ramazan Sohbetleri’nde konuşan akademisyen yazar Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, “Bu coğrafya bizim; buradaki bekamızı, ecdat yadigârlarını, tarihî köşe taşlarını muhafaza etmekle mükellefiz.” dedi.

  Türkiye Diyanet Vakfı‘nın organize ettiği ve İBB Kültür A.Ş.‘nin katkılarıyla düzenlenen 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, Beyazıt’ı kitap ve yazarlarla şenlendirmeye devam ediyor. Beyazıt Devlet Kütüphanesi‘nde yapılan ve Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği‘nin (ESKADER) katkılarıyla organize edilen Beyazıt Ramazan Sohbetleri‘nin on üçüncü günkü konuşmacısı akademisyen yazar Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar oldu.

 Sohbetinde kültür tarihimize dair derin sosyolojik analizler ve tespitler yapan Ahmed Güner Sayar, Tarihî Yarımada’nın tarihimizin en büyük izlerini taşıdığını ve ruhunun korunabilmesi için büyük çaba sarfetmek gerektiğini vurguladı.  Takdimini 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı Basın Danışmanı ve ESKADER Genel Sekreteri Elif Sönmezışık’ın yaptığı programda Sayar, gerek toplum gerekse ferdî olarak inanç sistemimizin dış dünyamıza nispetle zihnimizdeki geleneksel konumunu da değerlendirerek Kur’ân’ın tavsiyelerini hatırlattı.

MEKÂNIN RUHUNU YAKALAMAK

 Tarihî Yarımada’nın İstanbul’un nabzının attığı yer olduğu gerçeğinin Osmanlı’nın son demlerine kadar önemini koruduğuna dikkat çeken Ahmed Güner Sayar, Suriçi’nin taşıdığı ruh itibariyle kıymetli bir coğrafya olup son zamanlarda artan iktisadi kıymetinin ruhî kıymetinin çok çok altında olduğunu kaydetti. Haliç’in bir tarafının ekonominin minareleri (gökdelenlerle), diğer tarafının ise Allah’a adanan yapılardaki minareleriyle kaplandığına işaret eden Sayar, “Nasıl ki Ramazan ayı gibi zamanların ruhu varsa, kıymetli beldelerin ruhu da var. Mekke, Medine, Kudüs gibi şehirlerden biri de İstanbul’dur. Yarımada, Eyüp ve Üsküdar bu şehri meydana getirir.” diyerek Roma İmparatorluğu döneminden başlayarak bin yılı aşan bir zamandır İstanbul ile Türklerin ilişkili olduğunu, Fatih Sultan Mehmed’in şehri fethedişinin ardından örnek bir yönetim oluşturulduğunu vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

OTUZ YILDA KİMLİK KAZANDI

 “Herkes devlet kuramaz. Devlet kurmak bir terbiye, tecrübe işidir. Kurmak kolay fakat yaşatmak zordur. İstanbul’un fethedilmesini sağlayan itici güç ve ruhî dinamo Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hadisidir. Ben bu coğrafyanın çocuğuyum. O coğrafyada doğmak, o coğrafyanın akledilebilmesine imkân tanıyor. Hırka-ı Şerif ziyaretleri çocukluk ruhuma işlemiştir. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethedişinin ardından otuz sene içerisinde bir Müslüman Türk şehri ortaya çıkarmıştır. Bu mıntıkanın çehresi değişmiştir. Pera’ya dokunmamıştır. Ancak Suriçi’nin muhtelif yerlerine insanları getirip iskân etmiştir. Aksaray, Draman gibi semtler böyle oluşmuştur. Külliyeler, mescitler, selâtin camiler yapılarak egzotik görünümüyle Batılıları büyüleyen bir şehir haline gelmiştir. Suriçi dediğimiz yer, İslam ve Türk medeniyeti için lüks bir şehre dönüşmüştür.”

FATİH İSTANBUL’UN MEDİNE’Sİ

 Tarihî Yarımada’nın birçok eseri hakkında bilgiler veren Ahmed Güner Sayar, Yarımada’nın Cumhuriyetle birlikte Üsküdar ile birlikte, maddileşmek, dünyevileşmek ve önce doymak düşüncesinin ağır basması sonucu ruhanî çizgilerin yavaş yavaş silinmeye başladığını ve semtlere yönelik birçok tasviye ve yıkım uygulamaları sonucu aslî kimliğinin yokolduğunu kaydetti. Bu tasfiyelerin köklerimizi kaybetmemizle birlikte daha kolay dejenere olmaya yol açtığını anlatan Sayar, Süheyl Ünver’in ardında bıraktığı defterlerin kaybettiğimiz yapıları görmemiz ve anlamamız açısından son derece önemli olduğunu, kültürsüzlüğe meyleden gidişi durdurmanın bu semtlere sahip çıkmakla mümkün olacağını ifade etti. “Bu şehir Allah için alındığından İstanbul’un Medine’sidir ve muhafaza edilmelidir. İktisadi yükseliş için İstanbul’un birçok uygun yeri var, ama Fatih bölgesi buna uygun değildir.” diyen Sayar, bölgedeki tekkelerin bulunmasının da bu önemi artırdığına dikkat çekti. Zamanın olduğu gibi mekânların da ruhlarının yakalanması gerektiğini söyleyen Ahmed Güner Sayar, Sâmiha Ayverdi’nin hatıralarından da naklederek şunları söyledi:

AŞURE KÂSELERİ İLK SOSYOLOJİ HOCAMDI

 “Kendi babam gibi Sâmiha ve Ekrem Hakkı Ayverdiler de Fatih’in taşıdığı ruh sebebiyle Boğaziçi’nde yaşayabilecekken bu semtte yaşamayı seçmişlerdir. Çünkü burada gönülleri bağladıkları bir kapı vardı. Bugün İstanbul’un çehresi değişiyor, maddileşiyor, dünyevileşiyor. Komşuluk akrabalık gibi bağlar, yapıların biçimleri sebebiyle yokoluyor. Benim ilk sosyoloji hocam aşure kâseleriydi. Çocukluğumda kapıya bir kapıya getirilen aşureye bir de getirene bakarak onun maddi gücünü anlayabilirdim. Kullandığı malzemeden bu anlaşılırdı. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e gelen nesilde toplum iktisaden bölünmüştür. İkinci sosyoloji öğretmenim mevlidlerdi. Gelenlere verilen şekerlerin nereden geldiği maddî gücü anlatmaya yetiyordu. Üçüncüsü mezar taşları olmuştur. Çünkü hicrî ve miladî takvim değişimi sonucu yaşanan transformasyon önemliydi. Eşyayla konuşmak önemlidir. Çünkü eşya yalan söylemez. Bu coğrafya bizim; buradaki bekamızı, ecdat yadigârlarını, tarihî köşe taşlarını muhafaza etmekle mükellefiz.”

Elif Sönmezışık

Vakıf Fuarcılık ve 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı

Basın Danışmanı

sonmezisikelif@gmail.com

tdv.kitapfuari@gmail.com

https://twitter.com/TDVKitapFuar

https://www.facebook.com/TDVKitapKulturFuarlari

Yayın Tarihi: 11 Temmuz 2014

Fotoğraflar: Ayşe Emine Sultan Çelik

Ahmed Güner Sayar -1 Ahmed Güner Sayar -2 Ahmed Güner Sayar -5 Ahmed Güner Sayar -3 Ahmed Güner Sayar -4 Ahmed Güner Sayar -6 Ahmed Güner Sayar -7

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın