TÜRKİYE’NİN ŞİİR GELECEĞİNDEN UMUTLUYUM

Şair, yazar ve düşünür Hilmi Yavuz’un edebiyat hâtıralarını anlattığı toplantıya büyük bir katılım oldu. Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşan Yavuz, “Türkiye’nin şiir geleceğinden umutluyum.” dedi.

ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde edebiyat hâtıralarını anlatan şair ve yazar Hilmi Yavuz, “Bugün şiirin, medeniyetimiz açısından revaca ihtiyacı var. Bizim entelektüel tarihimizin dışında kalmayan şiirler mağlup olmaz, geleceğe kalır.” dedi.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri bir yaşayan değerimizi daha sevenleri ile buluşturdu. Şair ve yazar Hilmi Yavuz’un edebiyat hâtıralarını, nüktelerle ve sık sık güldüren anekdotlarla harmanladığı toplantıyı kalabalık bir kitle iki saat boyunca ilgi ile takip etti. Yavuz’un talebesi olan şair Ercan Yılmaz’ın takdimini yaptığı ve sık sık sorularıyla zenginleştirdiği program boyunca, Hilmi Yavuz, şiire bakışından, benimsediği şiir felsefesinden, dünyaya bakışından, ailesinden, içinde yetiştiği edebiyat çevresinden, etkilendiği veya sevmediği şair ve yazarlardan, megalomanlığından bahsederken, hakkında merak edilenlere dair bütün soruları içtenlikle cevapladı. Oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştiren Hilmi Yavuz, program sonunda okuyucularına kitaplarını imzaladı.

            Açılış konuşmasında Hilmi Yavuz’un birçok çevre tarafından saygı ve sevgi ile benimsendiğini anlatan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, “Hilmi Yavuz, çok önemli şair, yazar ve mütefekkir. Bunun ötesinde de bir gönül insanı. Duruşu, eserleri ve fikirleri bizlere ışık tutuyor ve kendisinden istifade edilecek çok şey var.” dedi. Yıllar önce Türk Edebiyatı dergisi için Yavuz ile bir röportaj gerçekleştirdiğini anlatan Yardım, şairin Cumhuriyet dönemi edebiyatını ve şiirini en iyi bilenlerden biri olduğunu söyledi.

            Takdimi gerçekleştiren Ercan Yılmaz, sözlerine Hilmi Yavuz’un çok sevdiği bir Beudelaire sözü olan “Sanki bin yaşındayım, o kadar hâtıram var.” ile başlarken Yavuz’un bin yaşında olmadığı halde sanki bin yaşındaymış gibi hâtıra biriktirdiğini belirtti. “Bende böyle bir izlenim uyandırması, onun bir hatırlama dahisi olmasından kaynaklanıyor.” diyen Yılmaz, Hilmi Yavuz’u tanıdıktan sonra dehanın hâfıza işi olduğuna inanmaya başladığını, Yavuz’un aynı zamanda muhabbet ehli bir insan olduğunu belirtti. Hilmi Yavuz’un Behçet Necatigil ile ilgili hâtıralarının kısmen yakın edebiyat tarihine de karşılık geldiğini sözlerine ekledi.

 

NECATİGİL’İN HOŞGÖRÜSÜ SAYESİNDE ŞİİRİM DEVAM ETTİ

Bir hayli hâtırası olduğunu vurgulayan Hilmi Yavuz, “Benim hayatım çok sıradan olmadığı gibi, hâtıra toplayacak kadar dolu geçti.” dedi. Öğrencilik ve hocalık döneminin de hayatında çok önemli kesitler olduğunun altını çizen Yavuz, babasının kişiliğinde ve edebî gelişiminde büyük rol oynadığını dile getirerek üzerindeki baba etkisini şöyle açıkladı:

“Babam evde yüksek sesle şiir okurdu. Sesi çok güzeldi ve tilaveti de çok iyiydi. Divan şiirleri seçerdi hep. Ben ise 7-8 yaşlarındayken o şiirleri anlayamıyordum. Ama baba çok önemli bir kimlik. Onun yaptıkları önemli oluyor. Edebiyatla olan bağlantımın, önce babama duyulan hayranlıktan kaynaklandığını söyleyebilirim. Şiirin değerli olduğunun bilincindeydim. Necatigil’in önemli bir şair olduğunu kavradım. Ancak onun lisede hocam olduğu dönemde yazdığı şiirleri, daha o zamanlar bile benimsemezdim. Necatigil gerçek şiirlerini çok sonradan yazdı. Benim lisedeyken favori şairim o değildi. Fazıl Hüsnü Dağlarca favorimdi ve onu severek okurdum. Kendi şiir mecramı daha o zamandan belirlemiştim. İlk defa 14 yaşında iken Behçet Necatigil’e bir şiirimi götürdüm. Necatigil, çok kesik ve kesin konuşan biriydi. Şiirleri de sonraki yıllarda hayatıyla örtüştü ve daha kapalı hale geldi. Bana son derece hoşgörülü davrandı ve bundan aldığım güçle yazmaya devam ettim. Tarzlarımız farklı olduğu halde bana gösterdiği anlayışı, ben başkasına gösterebileceğimi sanmıyorum. 1950’li yıllar, çöl ikliminin hâkim olduğu zamanlardı. Entelektüel gelişim mümkün değildi. Hem sözlü hem de yazılı kaynak sıkıntısı çok fazlaydı. Çok zorlandığımız bir dönemdi.”

 

            ŞİİR SEVERİM, ŞAİR DEĞİL…

50’li yıllardaki meşhur edebiyat matinelerinden de uzun uzun bahseden Hilmi Yavuz, ilk matinenin Galatasaray Lisesi’nde gerçekleştirildiğini ve Behçet Necatigil’in edebiyat sevdalısı öğrencileri toplayarak bu matineye götürdüğünü ve hayranlık duyduğu şairleri yanyana oturuyor gördüğünde büyük bir heyecan yaşadığını anlattı. Bu matinelerin yıldızlarının Attilâ İlhan ve Özdemir Asaf olduğunu belirten Yavuz, o dönemdeki şairler hakkındaki izlenimlerini ve görüşlerini sıraladı:

“Attilâ İlhan nevi şahsına münhasır bir insandı. ‘Üçüncü Şahsın Şiiri’ çok meşhurdu o dönem. Kendine özgü jest ve mimikleri vardı. Şiirleri, sesi ve karizması çok etkileyiciydi. Bilhassa geniş kitlelerce beğenilen şiirlerine yönelik tereddütlerim var. Çok şiir gibi değildir. Şiir beğenisi konusunda bir şaire bağımlı kalmamalı insan. Ben şiir severim şair değil. Özdemir Asaf’a gelirsek, o daha çok eğlenceli bir kimlikti. Onun da ‘Lavinya’ şiiri çok meşhurdu. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise bir şiir dehasıydı. Yarım saatte sekizer dizeden oluşan 6 bölümlük bir ağıt yazdığına şahit olmuştum. Müthişti.”

NÜKTELERİM KENDİME

Bir röportajında çok tartışılan bir cümlesi üzerine de düşüncesini paylaşan Hilmi Yavuz, yıllar evvel yaptığı bu söyleşideki son sorunun “Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?” olması üzerine o sıralarda ödül almış kitabı için “Son elli yılın en iyi şiir kitabı” dediğini, söyleşi yayımlanınca insanların çok şaşırarak kendisini eleştirdiğini anlatarak, “İnsanlar artık nükte züğürdü. Ben orada kendimle dalga geçmiştim. Ama bu anlaşılmadı. Yahya Kemal döneminde şairler birbirine nükte yapardı ve normaldi. Ama sonraki dönemlerde bu yok oldu. O yüzden kendi kendime nükte yapıyorum.” dedi.

“ORHAN PAMUK İYİ BİR ZANAATKÂR”

Orhan Pamuk’un edebiyat sahnesine çıkışındaki payını da değerlendiren Hilmi Yavuz Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları adlı ilk kitabı ile Milliyet gazetesi roman yarışmasının birincilik ödülünü başka bir eserle paylaştığını ve bu seçimde kendisinin jüride olduğunu ve müspet oy verdiğini belirtti. Sonrasında kitabı yayımlayacağını yazılı olarak da beyan eden Milliyet Yayınları’nın kitabı yayımlamadığını ve Orhan Pamuk’un elindeki belgelerle aldırdığı mahkeme kararı ile romanı yayımlattığını anlatan Yavuz, “Orhan Pamuk, roman yazma zanaatını çok iyi bilen biridir. Zanaat romanın kurgusu ve kompozisyonudur. Ve bu öğrenilebilen bir şeydir. Pamuk çok iyi bir kurgu ustasıdır. Mükemmeldir. Ama tipler, karakterler, durumlar, eylemler ve insanın eşya ile ilişkisi onda hiç belirgin değildir.” dedi.

            ARTIK BİZİM ŞAİRLERİMİZ YETİŞECEK

“Doğrucu Davut” tarafının ve düşüncelerini açıkça ortaya koymasının kendisine düşman kazandırdığını söyleyen Hilmi Yavuz, edebî alanda Osmanlı Türkçesinden yapılan çeviriler hususunda son derece rahatsız olduğunu, Türkiye’de müeyyide olmadığını, profesör titri taşıyan ve hatalarla dolu eserlere imza atan kişilerin sorgulanması gerektiğini belirtti. 1910 ve 15 doğumlu edebiyatçıların neredeyse tamamını tanıdığını kaydeden Yavuz şiir hakkındaki düşüncelerini şöyle aktardı:

“Herkes şiirin arka plana düştüğünü söylüyor. Bu doğru. Oysa bizim edebiyatımız, şiir edebiyatıdır. İnsanımız derdini şiirle ifade etmiştir. Bu bir medeniyet meselesidir ve insanımızın kendini ifade etme imkânları geriye gittiği için şiir de geri planda kaldı. Bugün şiirin medeniyetimiz açısından revaca ihtiyacı var. Şiir belli şartlarda geleceğe kalma imkânı içeriyor. Geleneklerimiz bugüne dek tasfiye edilemedi. Şiirimiz de böyle olmalı. Bugün bir şair bir şiir yazacaksa hem bizim müktesebatımızı, hem de Avrupa şiir poetikasını temel alabilir. İkisini ayrı değerlendirmek bizim entelektüel tarihimizin dışında kalmak demektir. Böyle yazılan şiirler mağlup olmaz, geleceğe kalır. 80 kuşağı şairlerine emeğim geçti. Onlarla özellikle kendi şiir anlayışımızda, kendi entelektüel tarihimizin şairi olmaları gerektiğini söyledim. Allah’a şükürler olsun böyle bir hassasiyetim var şimdi. Hem Doğulu, hem Batılı olma meselesi benim için çok önemli. Bundan sentezi kastetmiyorum. Bir arada olmayı kastediyorum. Türkiye’nin şiir geleceğinden umutluyum. Şiirle ideoloji arasında açık bir ilişki kurulması taraftarı değilim. Necip Fazıl’ın dava adamına dönüştüğü 1934 yılından önceki dönemdeki şiirleri, gerçek şiirdir. Bence şair, dava adamı olduğunda şairliğinden çok şey kaybeder. Necip Fazıl, düzyazıda da büyük bir üstattı.”

Prof. Dr. Suphi Saatçi, Prof. Dr. Rahim Tarım, Sait Yıldırımer, Emine Eroğlu ile kültür sanat çevrelerinden bir çok kişinin iki saat boyunca takip ettiği toplantının sonunda Ahmet Yüter’in duası dinlendi ve hâtıra fotoğrafları çekildi. Hilmi Yavuz yaklaşık yarım saat boyunca da kitaplarını imzaladı.

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın