ŞİİRİMİZİN TÜRKMEN DERVİŞİ BAHATTİN KARAKOÇ

Bahattin Karakoç: “Son Nefesime Kadar Yazacağım”

ESKADER’in Bâbıâli Sohbetlerinde gerçekleştirdiği saygı gecesinde konuşan Bahaettin Karakoç “Şair her şeyden önce kendi olmalıdır.” dedi.

Yaz sıcaklarına rağmen Bâbıâli Sohbetleri’nin sürdüğünü ve büyük ilgi gördüğünü kaydeden Mehmet Nuri Yardım, bu zamanlarda toplantıların azalmasına rağmen ESKADER’in aynı ritmi koruduğunu belirtti. Güzide kalabalığı Cağaloğlu’na taşıyan usta şair Bahaettin Karakoç’un da şiir çevreleri, meraklılarınca yaşayan en değerli şairlerden biri olarak kabul edildiğini anlatan Yardım, “Geçen sene ebedi âleme uğurladığımız Abdurrahim Karakoç’un ağabeyi Bahaettin Karakoç. Yıllarca Dolunay dergisini çıkararak Dolunay Şiir Akşamları’nı düzenledi. Anadolu’da şiir, edebiyat, kültür varsa bunu büyük ölçüde Bahaettin Karakoç’a borçluyuz. Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanan röportajımda kendisi için ‘Türk şiirinin yüzakı’ başlığını kullanmıştım. Bahaettin Karakoç öylesine değerli bir şairdir.” dedi.

Programın takdimini gerçekleştiren şair ve yazar Yusuf Dursun, sözlerine bir Bahaettin Karakoç şiiri olan “Seyran” ile başladı. Karakoç’un özgeçmişi hakkında kısaca bilgi veren Dursun, “Biz kendisini çok seviyoruz ama o zaten kendisini çok sevdirmiştir bize. ‘Türk şiirinin ak saçlı kartalı’dır. Birçok ödülü ve hakkında yapılan birçok yüksek lisans tezi vardır.” diyerek sorularıyla sohbeti zenginleştirdi. Sık sık Bahattin Karakoç şiirleri ile soluklanan toplantıda Yusuf Dursun, “Sanat ve sanatın gayesi nedir?” sorusuyla sohbeti başlattı. Karakoç şöyle dedi:

SANAT, İNSANIN EN GÜZEL MEZİYETİ…
“Her şeyi yaratan Allah, yeryüzüne halife olarak gönderdiği insanı bazı meziyetlerle donatmıştır. Sanat, edebiyat kabiliyetleriyle… Bu sebeple yeryüzünde ben de sanatla uğraşmalıyım diye düşündüm. Şiirin ne olduğunu bilmediğim zamanlarda şiir yazardım. İlkokul üçüncü sınıftayken şiirlerim yayımlanırdı.” diyerek sözlerine başlayan Bahaettin Karakoç, ilk şiirlerini manzume olarak niteledi. 12 yaşlarında şiiri bir antolojiye dahil olan Karakoç, bu cesaretle ilk defa Behçet Kemal Çağlar’ın dergisinde şiiri yayımlanıp da Nihad Sami Banarlı’nın ‘Zengin bir hayal dünyanız var. Şiiri iyi biliyorsunuz. Devam ederseniz iyi bir şair olursunuz.’ eleştirisini okuyunca hiddetlendiğini ve şair değilmiş gibi davranılmasını başlangıçta hazmedemediğini, sonrasında bir karar alarak Türk şiirinin Türk şiiri, Türk kültürünün Türk kültürü olabilmesi için hayatını adayacağı ile ilgili Allah’a söz verdiğini anlattı.”

DEDE KORKUT İLE ŞEKİLLENDİM
İlk ezberlediği şiirin Fuzûlî’nin “Beni Candan Usandırdı” gazeli olduğunu ve sonrasında Yunus Emre ve Karacaoğlan ile hemhal olduğunu anlatan Bahattin Karakoç, dili söyleyişten, söyleyişi musikiden ayırmanın ve bütün bunları ilimden, fenden ayırmanın bir cinayet olduğunu söyledi. “Hâlâ kendimi bilmiş değilim. Hâlâ yazıyorum. Son nefesime kadar da yazacağım! Ama dediğim söze sadık kalarak… Şiir bu günlerde gözlemlediğime göre pek itibar görmüyor. Çünkü biz taklidî bir millet olduk. Şiirimizi, dilimizi, sanatımızı Batı’ya göre dizayn etmeye başladık. Yurt dışında okuyup gelenler burada çağdaş Türk edebiyatı okuttuklarını iddia ediyorlar.” diyen Karakoç, Dede Korkut ile kaleminin şekillendiğinin altını çizdi. Bunun üzerine yorum yapmanın ve derinleşmenin gerektiğini anlatan Karakoç, herkesin eline aldığı şablonu kullandığını, bir şablonla edebiyatı ve sanatı devam ettirdiğimizi dile getirdi.

 

DOLUNAY DERGİSİ
Dolunay’ı çıkarma amacının Türk şiirini ayaklandırmak olduğunu kaydeden Bahattin Karakoç, Eskişehir’deki Yunus Emre, Adana’daki Karacaoğlan etkinliklerinin bir hedef ve bir çilesi olmadığını, milliyet kavgalarının ardından aşiret kavgalarının başgösterdiğini ve bu sebeple Dolunay dergisini oluşturma ihtiyacı duyduğunu belirtti. “Bugünkü şairlerin şiir yazdığına inanmıyorum. Toleranslı yaklaşımıma rağmen bir yere koyamıyorum yeni şiiri. Bir çekirge sürüsü gibiler. Eğer çile ve düşünce yoksa sonuç bu olur. Her işin özü düşüncedir. Ancak şiirin varlığına ve yararına inanıyorum. Bu sebeple şair olmak isteyenlerin elinden tutmaya çalışıyorum.” diyen Bahattin Karakoç, ne kadar çabalasa da bu akışa ayak uyduramadığını, sadece yazmanın yeterli olmayıp yayımlamak da gerektiğini ifade etti.

“EKOL İÇİN FİKİR ÇİLESİ LAZIM”
Şiirin dinimizdeki yerini de değerlendiren Karakoç, İslâm büyüklerinin ve dervişlerin söylemlerinin şiirle olduğunu hatırlatarak güzel söz söylemenin hadislerde de önemli yeri olduğunu belirtti. “Şiir Sanatının Evrensel Karanlığı” başlıklı yazısında ‘aydınlık’ yerine ‘karanlık’ sözcüğünü kullanma sebebi için “Aydınlık demedim. Çünkü onu herkes görüyor. Karanlık maveradır. Uzaydaki derinliktir. Derinliğin adıdır buradaki karanlık.” diyerek konuya açıklık getirdi. Çocuk yaşlarından itibaren başta Victor Hugo ve Goethe olmak üzere yabancı şairleri bolca okuduğunu anlatan Karakoç, kelime zenginliğinin de biraz buradan geldiğini, Goethe’de divan edebiyatı lezzeti bulduğunu dile getirdi. Şairin her şeyden önce kendi olması gerektiğini belirten Karakoç, ekol oluşması için kültür birikimi gerektiğini, şimdilerde biriktirilmiş bir kültür havzası olmadığından ve fikir çilesi yaşanmadığından ekol oluşmadığını kaydetti.

“Üslûp bir koro hadisesi değildir. Bir solo hadisesidir. Üslûp kişinin hüviyetidir. Üslûp kişiyi her yerde ele verir. Ama üslûp sahibi değilse o eser herkesin gibidir. Anadolu toprağı mukaddestir. Her şey yetişir, ölüleri bile diriltir.” diyen Bahattin Karakoç, Anadolu’nun yeni üslûplar için hâlâ büyük bir zenginlik barındırdığını söyledi. Şairlerin de sosyal meselelere yönelik bir görüşü olması gerektiğini savunan Karakoç, şairin bu sorumluluğu yerine getirmediği müddetçe yapacak bir işi de olmadığını belirtti. Taksim’de son haftalarda meydana gelen olaylardan çok utandığını anlatan Karakoç, devletin başbakanına yapılan sövgünün hepimize yapılmış sayılması gerektiğini, bir şairin de böylesi bir marazı açık açık konuşması gerektiğini ifade etti. İngiltere’de basit bir ozana bile hâkimden daha fazla değer verilerek saygı duyulduğunu anlatan Bahaettin Karakoç, şair sözünün güvenilir olarak değerlendirilmesi örneğinin ibret verici olduğunu dile getirdi. Karakoç, kendisine sık sık kadınlardan şair olur mu diye sorulduğunu ve cevaben kadınlardan da şair çıkacağını ama bunun kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini söylediğini belirtti.

 

SEVENLERİNİN SEVDİĞİ ŞİİRLER
Toplantıya dinleyici olarak katılanlar arasında birçok isim hem sevdikleri Bahattin Karakoç şiirlerini okudu hem de düşüncelerini ifade etti. Sunucu Harun Yöndem, Bahaettin Karakoç’u 35 yıl önce tanıdığını ve Ankara Radyosu’nda “Gecenin İçinden” programını yaptığı 1986 yılında kendisini programına davet ettiğini anlatarak böylesine güzel bir hâtırayı yaşamaktan mutluluk duyduğunu belirtti. Karakoç’un “Bir Çift Beyaz Kartal” isimli şiirini seslendiren Yöndem, Bahattin Karakoç’un yaşayan en büyük şair olduğunu dile getirdi. Şair ve yazar Bestami Yazgan ise şiire ilk başladığı yıllarda Bahattin Karakoç okuduğunu söyleyerek “Üzerimizde hakkı, emeği ve izi vardır.” dedi ve Karakoç’un “Ben Öldüm Sana” isimli şiirini seslendirdi. Anadolu Ajansı Arapça Yayınlar Editör Yardımcısı Ekrem Kaftan, Bahattin Karakoç’un Anadolu Arşivi’de yer almasını sağlamaktan ötürü mutluluk duyduğunu belirterek Karakoç’un hâl ehli bir insan olduğunu söyledi. Bahattin Karakoç’un manevi kızı olan ve şiirleriyle tanınan Ebru Olur, Karakoç ile tanışmalarını ve şiire başlayışını anlatarak Karakoç’un “Söz Olsun” adlı şiirini okudu. İbrahim Özgün “Bülbülün Sevdiğine Son Serenadı”, Seçil Kader “Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman”, Rasim Kaya “Uyan Yarim” Şafak Ergün “Sebep” isimli Karakoç şiirlerini okudu ve İbrahim Güleç iki farklı Kahramanmaraş türküsü söyledi.Toplantıyı takip eden şair ve yazar Sadettin Kaplan da yaptığı konuşmada Bahattin Karakoç’la uzun yıllara dayalı bir dostluğu bulunduğunu belirterek, özellikle Hareket dergisinde birlikte yazdıklarını söyledi. Bahattin Karakoç’un Türk şiirinde müstesna bir yeri olduğunu ifade eden Kaplan, “Bahattin ağabeye hayırlı ve sağlıklı ömürler diliyorum, yeni yazacağı şiirleri okumak istiyorum.” dedi. Ahmet Yüter’in Kurân tilaveti ve Bahaettin Karakoç’un şahsına yazdığı manzum duayı okumasının ardından program, hâtıra fotoğrafları ile son buldu.

_DSC0001 _DSC0002 _DSC0003 _DSC0004 _DSC0006 _DSC0007 _DSC0009 _DSC0011 _DSC0016 _DSC0017 _DSC0019 _DSC0021 _DSC0022 _DSC0023 _DSC0024 _DSC0025 _DSC0026 _DSC0027 _DSC0030 _DSC0031 _DSC0034 _DSC0035 _DSC0037 _DSC0039 _DSC0043 _DSC0046 _DSC0049 _DSC0050 _DSC0051 _DSC0052 _DSC0053 _DSC0055 _DSC0059 _DSC0060 _DSC0066 _DSC0067 _DSC0075 _DSC0076 _DSC0078 _DSC0079 _DSC0080 _DSC0081 _DSC0082 _DSC0085 _DSC0086 _DSC0088 _DSC0089 _DSC0090 _DSC0091 _DSC0093 _DSC0094 _DSC0098 _DSC0099 _DSC0100 _DSC0102 _DSC0104 _DSC0105 _DSC0108 _DSC0109 _DSC0111 _DSC0112 _DSC0118 _DSC0119 _DSC0121 _DSC0122 _DSC0123 _DSC0124 _DSC0125 _DSC0126 _DSC0127 _DSC0131 _DSC0132 _DSC0136 _DSC0137 _DSC0140 _DSC0141 _DSC0144 _DSC0151 _DSC0153 _DSC0169 _DSC0170 _DSC0175 _DSC0180 _DSC0181 _DSC0189 _DSC0198 _DSC0202 _DSC0204

VİDEO

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın