ŞİFAHANELER İNANCIN SEMBOLLERİDİR

Şifahaneler hakkında konuşan kültür tarihçisi Abdullah Kılıç, bu kurumların Selçuklu ve Osmanlı’da din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın ücretsiz olarak hizmet verdiğini belirterek, “Daha çok kimsesiz, sokakta kalmış ya da kalma ihtimali olan insanlara hizmet eden bu müesseselerde tamamen Allah rızası gözetilmiştir.” dedi.

            Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin düzenlemiş olduğu “Bâbıâli Sohbetleri”nin bu haftaki konuşmacısı kültür tarihçisi, eğitimci Abdullah Kılıç’tı. Abdullah Bey, büyük bir emek ve gayretle hazırladığı yeni çalışması Anadolu Selçuklu, Osmanlı Şefkat Abideleri Şifahâneler isimli eserin muhtevasını teşkil eden şifahaneleri anlattı.

            Romancı Serdar Üstündağ’ın yönettiği görüntülü program, yılın en sıcak günü olmasına rağmen coşkulu bir kalabalık tarafından ilgi ile takip edildi. Programın açılış konuşmasını yapan edebiyatçı yazar ve ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım Selçuklu ve Osmanlı döneminde kullanılan ‘şifahâne’ kelimesi ile günümüzde kullanılan hastane kelimesi arasında mukayese yaparak, ‘şifa’ ve ‘hasta’ kavramının insan üzerindeki etkilerini anlattı. Yardım, bugün yaygın olan ‘hastahane’ kelimesinin yerine ‘şifahane’ kelimesinin kullanılmasının aslında daha iyi olacağını, bu düşünceyi yaymak ve hayata geçirmek gerektiğini söyledi.

MERHAMET DUYGUSUNUN ESERLERİ

Dinleyicileri selamlayarak konuşmasına başlayan Abdullah Kılıç, Edirne’den, Mardin’e kadar yurdun 19 ayrı noktasında araştırma ve incelemelerde bulunduğu şifahaneler hakkında şunları söyledi:

“İnanın, iğne ile kuyu kazar gibi, adım adım bu eserleri inceledikçe altından sadece ‘inanç’ çıkıyor… Bu eserler tamamen merhamet duygusunun eserleri… Ömürleri belki 30 sene, saltanatları 5-10 sene olan insanlar ahiret duyguları için neleri varsa sermiş gitmişler. İşte bunlar karşımızda abide olarak duruyor. Bunları görmek gerçekten insanı başka bir dünyaya götürüyor. Bunların en güzellerinden biri de ‘şifahaneler’dir. Biz tamamen vakıf kültürüne sahibiz bir toplumuz. Anadolu’yu dolaştık ve halen ayakta olan 19 tane şifahaneyi yerinde inceledik. Resimlerle, belgelerle, yazarak böyle bir belgesel oluşturduk. Bu belgeselde 10 ayrı akademisyen arkadaşımızın yazısı var ayrıca… Bu benim onuncu kitabım oluyor. Kitabı hazırlarken usulen şu yolu benimsedik:

Kültürümüzü günümüz insanının anlayacağı şekilde sade ve görsel ağırlıklı, doğru bilgilerle anlatalım. Kaynakları sağlam olsun ama yanlış hiçbir şey olmasın… Bu açıdan, bu tarzda hazırlanan ilk eserdir bu kitap.”

Abdullah Kılıç, şifahâne kavramının şifa evi, sıhhat yurdu mânâlarına gelen geniş tanımını yaptıktan sonra şifahanelerin din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın ücretsiz olarak hizmet verdiğini belirtti. Daha çok kimsesiz, sokakta kalmış ya da kalma ihtimali olan insanlara hizmet eden bu kurumların tamamen Allah’ın rızasını gözetmek maksadıyla kurulduğunu ifade etti. Bu sebeple büyük geçiş yolları üzerine kurulan şifahanelerde tedavi için her türlü ihtiyaçların karşılandığını, hastaların et ihtiyacını karşılamak için gerekirse avlanma talimatı üzerine hareket ettiğini söyledi. Akıl hastalarına mûsıkî ile tedavi uygulayan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, Avrupa medeniyetinin bundan çok uzak olduğunu ifade etti.

Görüntüler eşliğinde şifahaneler hakkında ayrıntılı bilgi veren Kılıç, “Bugün eczacıların kullandığı tıp ilmini ifade eden yılanlı simgenin Selçuklu döneminde şifahane simgesi olarak kullanılmıştır.” dedi.

İlk önce Selçuklu dönemine ait şifahaneleri anlatan Abdullah Kılıç, Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserler hakkında şunları söyledi:

“Taşın, sanata dönüştüğü Selçuklu döneminde şifahaneler; kale biçiminde, kısa, tek veya yan yana iki yapı şeklindedir. Fakat kapı taç kapı şeklinde olup ince işlemeleriyle başlı başına bir şaheserdir.”

Başta Kayseri’deki Gevher Nesibe Hatun şifahanesi olmak üzere, Konya, Sivas, Mardin,Çankırı,Amasya,Tokat ve Kastamonu şifahanelerini detaylı olarak anlatan Kılıç sözlerine şöyle devam etti:

“Osmanlı döneminde ise, daha yüksek ve kubbeli olup külliye şeklindedir. Osmanlı döneminin ilk şifahanesi Bursa Yıldırım Bayezid Şifahanesi’dir. Fatih Darüşşifası’nın bugün sadece ismi kalmıştır. Edirne, Sultan II. Bayezid Darüşşifası en mükemmel, en geniş şifahanedir. Şu an ‘Tıp Tarihi Müzesi’ olarak ziyaret edilebilmektedir. Müze olduğu için hastaların o dönemde nasıl tedavi edildikleri içeride değişik tasvirlerle sergilenmektedir. Manisa Hafsa Sultan Külliyesi içerisinde bulunan şifahane, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi tarafından yaptırılmıştır. Haseki Darüşşifası külliye halindedir. Süleymaniye Darüşşifası, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sağlık merkezi idi.”

Daha sonra Topkapı Sarayı içerisinde harem kısmında bulunan şifahane, Mimar Sinan’a yaptırılan Atik Valide Sultan Şifahanesi ve daha birçok şifahanenin görüntülü ve detaylı olarak anlatıldığı program, katılımcıların soruları ve aldığı cevaplarla devam etti. Yıldız Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Özkeçeci’nin derin bilgisi ve anlatımıyla renklenen program daha sonra hâtıra  fotoğraflarının çekilmesiyle son buldu.

_DSC0004 _DSC0005 _DSC0007 _DSC0011 _DSC0014 _DSC0018 _DSC0021 _DSC0024 _DSC0026 _DSC0028 _DSC0030 _DSC0031 _DSC0033 _DSC0035 _DSC0036 _DSC0037 _DSC0039 _DSC0040 _DSC0041 _DSC0044 _DSC0047 _DSC0050 _DSC0051 _DSC0052 _DSC0053 _DSC0054 _DSC0055 _DSC0057 _DSC0058 _DSC0059 _DSC0061 _DSC0063 _DSC0066 _DSC0070 _DSC0071 _DSC0072 _DSC0074 _DSC0075 _DSC0076 _DSC0077 _DSC0078 _DSC0079 _DSC0080 _DSC0082 _DSC0083 _DSC0084 _DSC0085 _DSC0086 _DSC0087 _DSC0090 _DSC0091 _DSC0093 _DSC0094 _DSC0097 _DSC0098 _DSC0099 _DSC0101 _DSC0103 _DSC0104 _DSC0105 _DSC0106 _DSC0107 _DSC0109 _DSC0110 _DSC0111 _DSC0113 _DSC0114 _DSC0115 _DSC0116 _DSC0117 _DSC0118 _DSC0121 _DSC0124 _DSC0125 _DSC0126 _DSC0127 _DSC0130 _DSC0131 _DSC0132 _DSC0134 _DSC0136 _DSC0138 _DSC0139 _DSC0143 _DSC0147 _DSC0149 _DSC0150 _DSC0151 _DSC0153 _DSC0154 _DSC0155 _DSC0156 _DSC0157 _DSC0158 _DSC0159 _DSC0160 _DSC0162 _DSC0163 _DSC0165 _DSC0167 _DSC0169 _DSC0170 _DSC0171 _DSC0176 _DSC0179 _DSC0182

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın