İŞ DÜNYASI ve SANAT İLİŞKİLERİ ETHEM SANCAK

Sanatsız bir medeniyet düşünülemez!

         ESKADER’in Timaş Kitap Kahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’ne konuk olan iş adamı Ethem Sancak, “Batının 500 yıllık hâkimiyetinin sonu geldi, sistematiği çöktü ve sanat çarkı kırıldı. Artık Batı da Doğu’ya yöneldi.” dedi.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin her hafta Perşembe günleri Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri konu ve konuklarıyla ilgi toplamaya devam ediyor. Bu haftanın konuşmacısı sanata ve kültür hayatımıza katkıları ile tanınan iş adamı Ethem Sancak oldu. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin yanında Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil, yazar Fahri Aral da programı takip edenler arasındaydı. Ethem Sancak’ın sanat alanında yeniliklerin ve kıpırdanmaların umut verici olduğuna dikkati çekerek birlik ve bütünlüğün sağlanması ile geçmişteki parlak günlere geri döneceğimiz mesajını verdiği toplantıyı, ESKADER Başkan Yardımcısı Fatma Ersem Yargıcı yönetti.

         Toplantının açılış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Ethem Sancak’ın büyük ölçüde iş adamı profili ile tanındığını, kendisinin ise bir mütefekkir olarak gördüğünü belirterek gerek Doğu gerekse Batı dünyası ile ilgili bu kadar çok birikiminin olmasını şaşırtıcı bulduğunu dile getirdi. İş adamlarının sanat dünyasına katkılarının da bilinmesi gerektiğini vurgulayan Yardım şunları söyledi:

         “Ethem Sancak, Siirt’in önde gelen ve memleketine faydalı olmak için çabalayan isimlerindendir. Sanat alanında birçok faaliyeti bulunduğunu, eğitim ve sağlık alanındaki katkılarını bilmekteyiz. Kültür sanat faaliyetleri, iş adamları tarafından destek görüyor. Ama bunun yeterli olup olmadığını konuşmak gerek.”

         Sonrasında sözü alan Fatma Ersem Yargıcı, Ethem Sancak’ı Türkiye’nin büyük bir çoğunluğunun sağlık ve gıda sektöründeki girişimleri nedeniyle bir iş adamı olarak tanıdığına inandığını belirterek özgeçmişine dair bazı bilgileri paylaştı. 1954 yılında Siirt’te dünyaya gelen Sancak’ın Siirt’teki hayattan etkilenmiş olabileceğini dile getiren Yargıcı, çocukluk döneminde yaşadıklarının hayatını nasıl yönlendirdiği sorusu ile sözü Ethem Sancak’a bıraktı.

“VARLIĞIMI SİİRT’E BORÇLUYUM!”

         Sözlerine ESKADER’in davetinin kendisini çok mutlu ettiğini dile getirerek başlayan Ethem Sancak, varlığını Siirt’e borçlu olduğunu, kendisini şekillendiren, gerçeğe hazırlayan bir şehir olmakla büyük önem arz ettiğini belirtti. İş adamı kimliği ile temayüz etmiş biri olarak sanat icracısı olmadan sanata katkıda bulunmak istediğinin kendisini hiç terk etmediğini vurgulayarak hayat hikâyesi içindeki sanatın yerini şu sözlerle dile getirdi:

         “Müziğe de, yazıya da büyük ilgi duymuştum, hatta yazarlık konusunda adım atmam da mümkündü. Ama bunu sürdüremedim. Hep iyi bir okur oldum. Pervari Ortaokulu ilk kurulduğu yılın ilk öğrencisiydim ve o yıllarda hükümet ilk kurulan ortaokullara bütün dünya klasiklerini gönderiyordu. Ben de üç yıl boyunca öğretmenimin teşvikiyle soğuk ve uzun kış gecelerini bu klasikleri okuyarak geçirdim. Bu alışkanlık yıllar boyunca beni terk etmedi ve bugün hâlâ çok okuyan biriyim. İstanbul’a geldiğimde öğrenci hareketlerinin sol kanadına ve DEV-GENÇ grubuna dahil oldum. Ancak onlar okumuyor yalnızca eylem yapıyorlardı. Ben okuyan ve muhakeme eden insanlara ihtiyaç duyduğumdan onlardan ayrılarak “Aydınlıkçılar” grubuna geçiş yaptım. Böylece sanat ile ilk köprüleri de kurmuş oldum. Aydınlıkçılar grubu olarak sanat ve edebiyat kulübü kurmuştuk Beyoğlu Tünel’de. Orada dersler verdim. Öğrencilik yıllarında başlattığımız başka bir oluşumla Kadir İnanır ve Yılmaz Güney setlerine oyuncu yetiştiriyorduk. Bu entelektüel çaba iş hayatına atılınca da devam etti. Şu an İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetim kurulundayım ve İstanbul Modern’in kurucularından olup Başkan Yardımcısı’yım.”

 

BURJUVAZİ SANATIN BELKEMİĞİ

Mehmet Nuri Yardım’ın iş dünyası ve sanat ilişkisine yönelik sorusu üzerine bu ilişkinin çok eski olduğunu belirten Ethem Sancak, sanatın en etkin anlatım biçimi olduğunu, gelişmiş entelektüel sınıfı barındırdığını, Doğu sistematiği ile baktığımızda sanatta ilahi bir kudret olduğunu, ilhamla bu bağın devam ettiğini vurguladı. Bütün gelişmiş medeniyetlerin sanatla iç içe olduğunu anlatan Sancak, insanın insanla ilişkisinin en saf ve yalın biçimi olduğunu kaydetti ve sözlerine şöyle devam etti:

“Sanatsız bir medeniyet düşünülemez. Tarih boyunca aristokratlar ve burjuvalar sanatı desteklemiştir. Bizde ise bu ilişki çok inişli çıkışlıdır. Ancak son on yılda bu ilişkide gelişmeler gözlemledik. Cumhuriyet dönemindeki burjuvaziyi, varlıklı ailelerin el konulan mallarından beslenen dar bakışlı insanlar oluşturmuştu. Bu nedenle sanata olumlu katkıda bulunamadılar. Burjuvaziye bir görev yüklememizin sebebi, köy hayatında sanat olmayacağındandır. Cumhuriyet’le birlikte % 70-80’lerde olan köy hayatı geriledi ve son on yıldaki hamlelerle % 20’lere kadar düştü. Bu olumlu bir süreçtir. Çünkü sanat kentte gelişir. Buna bağlı olarak milli gelir de yükseldi, burjuvazinin hacmi büyüdü ve eğitim düzeyi artarak incelip zarifleşti alışkanlıkları. Böylelikle sanatla ilişkisi de arttı ve katkıları çoğaldı.”

DÜNYADA SANATIN YENİ MERKEZİ İSTANBUL

Muhafazakâr kesimin Batı sanatlarına ilgisinin arttığını kaydeden Sancak, Doğu sanatlarını sahiplenmesi ve geliştirmesi konusundaki adımların da son derece önemli olduğunu dile getirerek “Düne kadar ülkemizde özel müze yokken bugün arı ardına müze açılıyor. Artık müzecilik devletin tekelinden çıkmıştır. Bu işlere ciddi meblağlar ayrılmaya ve bir sanat endüstrisi oluşmaya başladı. Sanat faaliyetleri için milyar dolarlardan bahsedilir oldu. Bu durum Batı’nın çarkını kırdı ve 500 yıllık hâkimiyetinin sonu geldi. Artık Batı da Doğu’ya yöneldi. Yeniden Doğu toplumları, Arap ve Türk dünyası ayağa kalkıyor. Hindistan ve Çin ekonomisindeki yükselişle, Türk dünyasındaki hareketlenme bunu gösteriyor. İstanbul bu noktada çok önemlidir. Sanatın yeni merkezi konumunda…” dedi. Olacaklardan umutlu olduğunu söyleyen Ethem Sancak, sanatçıların da bu noktada umudunu yitirmemeleri gerektiğini, cesur bir şekilde üretmelerini ve eserlerinin muhakkak alıcı bulacağını dile getirdi.

Fatma Ersem Yargıcı’nın, bu atılımlar esnasında toplum olarak kendimizi kaybetme korkusu ile burun buruna geldiğimizi hatırlatması üzerine bu korkunun çok ciddi bir korku olduğunu söyleyen Ethem Sancak, korkunun temelinde yaşadığımız yenilgilerin ve parçalanmaların bulunduğuna dikkat çekti. 1839 yılı itibariyle Tanzimat Fermanı’nın ardından bu korkunun içimize düştüğünü dile getiren Sancak, Sultan Abdülmecid’in aşırı Batı hayranlığı ile bu kültürü içimize zoraki sızdırması ile büyük bir deformasyon yaşadığımızı hatırlatarak, “Organize olarak bir Asya birliği kurulursa zaten yaşanmış olan geçmişteki o benzersiz beraberlik duygusu yeniden canlanır. Abbasiler bu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kütüphanesine sahipti. Bugünkü medeniyetler dahi o kapasiteye erişemez. Bu büyük bir uygarlığın temelini oluşturdu. O yıllardaki sentez uygarlık sürecinde büyük bir katkı sağladı. Ama bugün aynı sentezi oluşturmak bizi korkutuyor. İşi ehline bırakmak ve güçleri birleştirmek korkutuyor. Çünkü biz artık o ‘biz’ değiliz. Biz ne zaman aslımıza dönersek o zaman bütün dünya bizim gibi olmaya çalışacaktır. Tıpkı Osmanlı’ya duyulan hayranlık gibi… Bunu yeniden inşa edebileceğimiz şartlara kavuştuk. Batı sistematiği çöktü. Biz yeni bir sentezle özlediğimiz kültürü inşa edebiliriz. Kendi medeni öğretimizle kavuşacağız kendimize. Bizim öğretimiz Peygamberimiz’den bu yana kent öğretisidir.” dedi.

“TARİH DOĞRU KALEMLERDEN OKUNMALI”

Amerika’nın dünyanın en gelişmiş organizasyonu ve günümüz imparatorluğu olduğu halde dünyada iki ayrı bölgeye ordu sevk edecek gücü toplayamadığını, Osmanlı’nın ise aynı anda üç ayrı bölgeye askeri güç sevk edebildiği kıyasını yapan Ethem Sancak, Amerika’nın halen Osmanlı’yı incelediğini kaydetti. Osmanlı’nın birinci sınıf bürokratları 5 dil bilirken bugünkü bürokratlarımızın Türkçeye dahi yeterince vakıf olamadığına dikkat çeken Sancak, Osmanlı’da vakıf sayısının bir milyonu aşarak dünyada asla ulaşılamayacak bir vakıf sayısına ulaştığını hatırlattı. Zamanımızda bireysel tarih çalışmalarının büyük ivme kazandığını anlatan Ethem Sancak “Tarihi doğru kalemlerden okumak gerekiyor” dedi.

SOSYALİZM BİR YANILSAMAYDI

Sorular üzerine kendi hayatında sosyalist bakış açısından İslâmî yörüngeye geçişini anlatan Ethem Sancak gerçek dönüşümün Hac vazifesini yerine getirirken yaşadığı manevî hallerle gerçekleştiğini ifade etti. Sosyalizme yönelmesinin Siirt’te yetişme çağlarında şahit olduğu adaletsizlikler, kadınlara yapılan haksızlıklar olduğunu söyleyen Sancak, Pervari’de büyürken sosyalist düşünceyi benimsediğini vurgulayarak “Sosyalist olduğum Pervari günlerinde Cuma namazlarını hiç kaçırmıyordum. Manevi değerlerinin farkında olan bir sosyalisttim. İstanbul’a gelince emperyalizmin ve haksızlığın karşısında duranların solcular olduğunu görünce onlara katıldım. Seyyid bir soydan geliyorum ve haksızlık karşısında en ön safta mücadele verme gayretimin de Seyyidliğimden kaynaklandığını düşünüyorum. Adalet için Anadolu’da dolaştım durdum. Bu eylemler sırasında okumalarım devam etti ve tereddütlerim başladı. Çin kapitalizmi içselleştiren yeni bir sürece girince sosyalizmi terk ettim. Marks’ın söylemleri Doğu medeniyetine yönelik iltifatlarla doluydu ve Peygamberimiz’i en büyük devrimci olarak görüyordu. Yanılsama yaşadığımı fark ettim ve hacca gittim. Kur’ân, siyer ve tefsir okuyordum o süreçte. O zaman Marks ve diğerleri anlamını yitirdi. Ölene dek adalet ve eşitliği arayacağım. Hz. Peygamber adalet, eşitlik ve özgürlüğün çığlığıdır” dedi.

 

 “TÜRK-KÜRT KAVGASI İSLÂM DÜNYASINI ZAYIFLATTI”

Siirt’te kurmuş olduğu Sancak Vakfı’nın eğitim ve sağlık alanındaki ihtiyaçları karşılamaya yönelik faaliyet gösterdiğini belirten Ethem Sancak, yapılan okul ve sağlık tesislerine bir de müze eklemeyi istediğini kaydetti. Bu müzede Asurlulardan kalma birçok kalıntının dahil edileceğini ve Siirt’in imparatorlukların sınır kenti olmasından dolayı bir hoşgörü kenti olduğunun vurgusunun yapılması gerektiğini söyleyen Sancak, “Bir müze yaparsak oraya koyacak çok şey buluruz. Terör şehri geride bıraktı. İnşallah sonu geliyor. Batman, Şırnak ve Siirt birleşip büyük bir kent olursa da muazzam bir atılım gerçekleşecektir. Terörde çözüm süreci elbette zor bir süreç Kürtler ve Türkler bir arada huzur içinde yaşadıkları günlere geri dönecektir. Her iki taraf da savaşın kaybettirdiklerinin farkına vardılar. Bu kavga İslam dünyasını da zayıflattı.” dedi. Program sonunda konuşan Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ise, “Barışın olmazsa olmazı, geçmişi unutmak ve bugünü yaşamaktır” dedi. Ahmet Yüter’in Kur’ân tilavetinin ve okuduğu duanın ardından dinleyiciler Ethem Sancak ile hâtıra fotoğrafları çektirdiler.

_DSC0001 _DSC0002 _DSC0003 _DSC0004 _DSC0005 _DSC0006 _DSC0007 _DSC0008 _DSC0009 _DSC0010 _DSC0011 _DSC0012 _DSC0013 _DSC0014 _DSC0015 _DSC0017 _DSC0018 _DSC0019 _DSC0020 (2) _DSC0021 _DSC0022 _DSC0023 _DSC0024 _DSC0025 _DSC0027 _DSC0028 _DSC0029 _DSC0032 _DSC0035 _DSC0036 _DSC0037 _DSC0039 _DSC0042

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın