EDEBİYATIMIZIN UNUTULMAYAN KALESİ HİSAR DERGİSİ

 Hisar Türk Edebiyatının Umut Işığıydı

ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nde Hisar dergisini anlatan Yavuz Bülent Bâkiler, Ahmet Özdemir ve Cem Karaer, derginin çıktığı dönemlerde şiir dünyasında büyük tesirler bıraktığını dile getirdiler.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin her hafta Perşembe günleri Timaş Kitapkahve’de gerçekleştirdiği Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta edebiyatımızda ve bilhassa şiirde büyük etki uyandıran Hisar dergisi konuşuldu. Neden çıktığı, neden ara verdiği ve neden kapandığı, Türk edebiyatına tesirleri gibi sorunların da cevap bulduğu toplantıyı edebiyat araştırmacısı yazar İlyas Dirin yönetirken, Yavuz Bülent Bâkiler, Ahmet Özdemir ve Cem Karaer konuşmacı olarak katıldı. Hisar dergisinden Mustafa Necati Karaer’in eşi Şükran Karaer ile Gültekin Sağmanoğlu’nun kızı Gülay Hanım da dinleyenler arasındaydı.

GARİP AKIMINA KARŞI DURUŞ…

Programın sunumunu gerçekleştiren İlyas Dirin, Hisar’ın Türk edebiyatının en müstesna dergilerinden olduğunu vurgulayarak, Türk edebiyatındaki yerini benzer dergiler ile karşılaştırarak anlattı. “16 Mart 1950’de Mehmet Çınarlı ve İlhan Geçer’in öncülüğünde yayına başlayan fikir sanat ve edebiyat dergisiydi. 1957’ye kadar 75 sayı olarak yayımlanır. Mehmet Çınarlı’nın yoğun çalışmaları ve başka sebeplerle yayınına bir süre ara verilir. Cemil Meriç ve Tarık Buğra’nın baskılarıyla Ocak 1964’te yeniden yayına başlar ve kesintisiz 202 sayı yayımlanmasının ardından Aralık 1980’de tamamen kapanır. Böylece Türk edebiyatına muazzam bir külliyat kazandırılmıştır “ diyen Dirin, ülkemizde bugüne dek çıkan belli başlı fikir, kültür, sanat ve edebiyat dergilerini sanat anlayışı ve ideolojileri çerçevesinde değerlendirdi ve Hisar‘ın bu dergilere nispetle nerede olduğu konusunda bir değerlendirme yaptı. Ağaç (NECİP Fazıl’ın), Kültür Haftası (Peyami Safa’nın), Hareket (Nurettin Topçu’nun) dergilerinin dergicilikte ilk öncüler olduğunu vurgulayan İlyas Dirin, “Garip Akımını duyuran Yaprak dergisinin kapanmasıyla şiirde bayağılık azalmaya başlamış ve bu bayağılaşma karşısında duran iki dergi dikkat çekmiştir. Hisar ve Mavi… Her ikisi de Garip Akımının Türk şiirini yozlaştırmasına karşı eleştiriler yöneltirler.” dedi.

HİSAR DİL BUHRANIMIZA DEVA ARARKEN….

İlk konuşmacı olarak söz alan Yavuz Bülent Bâkiler, Hisar dergisi bünyesindeyken yaşadıklarını ve hâtıralarını nakletti. Hisar dergisi ile gerçek anlamda ilk defa Ankara Türk Ocağında karşılaştığını anlatan Bâkiler, Hisarcı kadrosunu da yine aynı kuruluşta gerçekleşen toplantılarda yakından tanıdığını kaydetti. “Kendi Turan düşünceme de çok yakın bulduğumdan o grubun içinde oldum. 1955 yılından 1980 yılına kadar, Hisar’ın kapandığı güne kadar Hisar kadrosu içindeydim. Eğer ben bugün hatıra dalında Türk edebiyatına eserler kazandırmışsam bunu Hisar dergisine ve Mehmet Önder’e borçluyum.” diyen Yavuz Bülent Bâkiler, dilimizin karşı karşıya kaldığı buhranlara Hisar dergisinin çok büyük bir hassasiyetle yaklaştığını, bilhassa Türk dinin tasfiyesinde yapılan hataları çok şiddetli bir biçimde tenkit ettiklerine şahit olduğunu belirtti. Dilimizin maruz kaldığı katliama ve Marksist yaklaşımın sanat kisvesi altında gerçekleştirdiği ilerlemesine tepki olarak Hisar dergisinin kurulduğunu kaydeden Bâkiler, bu düşüncenin kendisini Hisarcılara yaklaştırdığını söyledi. İlk şiirlerinin de Hisar dergisinde yayımlandığını anlatan Bâkiler, “Dergideki ağabeylerimiz sanat ve edebiyat meselesinde çok hassas davranırlardı ve kelimelerin üzerinde saatlerce münakaşa edildiğini bilirim. Dergide vazife alan kimseler Türk dili konusunda büyük bir ciddiyetle hareket etmişlerdir. Ve milletimizin dilini kullanmışlardır ve dilimizin tasfiye hareketine şiddetle karşı çıkmışlardır. Ayrıca ‘bütün diller Türkçeden doğuyor’ tavrını da bir kenara atmışlardır. Dergide yazan kişiler dilimizin, din hayatımızın ve iktisadi yapımızın yabancı cereyanlardan uzak kalması için hassasiyetle çalışmışlardır. Hisar beni nesrimize kazandırdı. Ve ilk hatıra makalelerimi oradaki ağabeylerim sayesinde yazdım.” dedi.

BATININ TAKLİDİ İLE YETİNMEYE KARŞI BİR GRUP

Halk edebiyatımız, folklorumuz ile ilgili çalışmalarının yanı sıra biyografileriyle de tanınan Ahmet Özdemir, Hisar yazarları arasında bulunmamasına rağmen Hisarcıların titizliğinde eser vermeye azami gayret gösterdiğini söyleyerek iki titiz Hisar mensubu olan Gültekin Sağmanoğlu ve Mustafa Necati Karaer ‘i anlattı. Sağmanoğlu’nun ve Karaer’in şiirleriyle sık sık mola verdiği konuşmasına Karaer’i anlatarak başladı. Karaer’in özgeçmişine dair kısa bilgiler veren ve eserlerinden bahseden Özdemir, “Karaer’in şiiriyle yeni tarzlar denemiş ve kelime seçiminde, imgeler, kafiye uyum konusunda da son derece titiz davranmıştı. Bana göre şiirde usta olmanın yolu Karaer sabrı ve titizliği göstermekten geçer.” diyerek Hisar’ın amaçlarına da değindi. 1950 yılında Garip Şiir Akımına karşı doğan Hisar grubunun Batı’nın taklidi ile yetinilmesine karşı olduklarını, satın şartı olan değişmeyi reddetmeyerek geleneğin reddini kabul etmediklerini, sanatın herhangi bir görüş ve ideolojinin propaganda aracı yapılamaması gerektiğini savunduklarını, günlük dilin kullanılmasını sağladıklarını anlatan Ahmet Özdemir, Hisarcıların yayımlamış olduğu bildirinin özetini okudu. Gültekin Sağmanoğlu’nun portresine de konuşmasında yer veren Ahmet Özdemir, “Sağmanoğlu da Hisar dergisinin kurucuları arasında yer aldı. ‘Kökü mazide bir ati olmak’ sözü bütün Hisarcılar gibi Gültekin Sağmanıoğlu’nun da sanat anlayışıydı. Tarih şuuru içinde gelişen kültür duyarlığı geleneğe bağlı örnek bir hayat düzeni ve sanata yıkıcı olarak değil yapıcı olarak duyulan saygıydı onunki. Şiirinde geleneğe bağlı hece vezni kullanmışsa da yeni bir biçim ve ahenk getirmişti. Şiir dili kusursuz, taze ve değişikti. “ diyerek Sağmanoğlu’nun kendi cümlelerine yer verdi. Sağmanoğlu’nun da değerini yitirmekte olan diğer Hisarcılar gibi Türk sanatının umut ışığı olduğunu vurgulayarak konuşmasını noktaladı.

ÜÇÜNCÜ DÖNEM İÇİN UMUT VAR MI?

Hisar denilince akla gelen ilk isimlerden olan Mustafa Necati Karaer’in oğlu Cem Karaer ise  Hisar’ın ellinci yıldönümü için kaleme aldığı bir yazıyı dinleyicilere okudu. Hisar’ın çıktığı günden itibaren fizikî yapısından muhtevasına kadar detayları nakleden Karaer’ın Hisarcıların cümlelerini taşıyan yazısı, şu önemli cümleleri barındırıyordu: “… Aralık 1980 tarihini taşıyan ve fiyatı 25 lira olan 277. sayı ile Hisar edebiyat alemine Çınarlı’nın kalemiyle ‘hoşçakalın’ der. Dergi kapandıktan sonra bir Ankara seyahatinde olacak Hisar dergisi ne zaman çıkacak sorusunu yönelttiğim Mehmet Çınarlı, Hisar’ın okuyucusu ve yazarı olan pek çok kişinin kendisine bunu sorduğunu söylerken bir yandan da bu ilgiden memnun öte yandan bu iş için şartların uygun olmamasından ötürü ferahlatıcı bir cevap verememenin üzüntüsü içinde olduğu anlaşılıyordu. İstedikleri cevabı alamasa da Hisar tutkunları ona bu soruyu yıllarca sormaktan vazgeçemiyorlardı. Nasıl yedi yıllık bir aradan sonra dergi yeniden çıkmışsa bir üçüncü dönem niye söz konusu olmasın diye düşünülüyordu. Gerçi bu mucizeye olan inancımız gitgide azalıyordu. …  Hisar kapanınca Hisar yazarlarından bazıları yazmayı veya yayımlamayı bırakırken bir kısmı da Türk Eebiyatı, İnanç, Milli Kültür gibi dergilerde yazmaya devam ettiler. Ettiler ama Hisar’ın ortamını oralarda bulamadılar.”

Toplantı çekilen hatıra fotoğrafları ile sona erdi.

1 2 3 4 DSCF0970 DSCF0971 DSCF0975 DSCF0976 DSCF0977 DSCF0981 DSCF0982 DSCF0985 DSCF0986 DSCF0988 DSCF0993 DSCF0999 DSCF1004 DSCF1005 DSCF1012 DSCF1014 DSCF1015 DSCF1018 DSCF1019 DSCF1021 DSCF1024 DSCF1030 DSCF1033 DSCF1034 DSCF1036 DSCF1037 DSCF1065 DSCF1069 DSCF1074 DSCF1077 DSCF1082 DSCF1090 DSCF1101 DSCF1103 DSCF1104 DSCF1106 DSCF1109 DSCF1111 DSCF1112 DSCF1115 eskader152RGB

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın