EBRÛ VE HÂT SANATKÂRI FUAT BAŞAR ANLATIYOR

Artık Kendimizi Bulma Zamanıdır

         ESKADER’in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’ne konuk olan hat ve ebru üstadı Fuat Başar, “Topluca silkelenmenin, kendimize gelmenin vakti geçmemiştir inşallah.” dedi. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu, klasik sanatlarımızın bugünkü duayenlerinden hattat ve ebru sanatkârı Fuat Başar’dı. Başar hoş sohbetiyle gönülleri mest ederken, günümüzün sanat anlayışına, sanatkârların tutumlarına ve sanat alanında yapılması gerekenlere ilişkin önemli mesajlar verdi. “Sanattan Tefekküre Uzanan Büyük Yolculuk” başlıklı programın yöneticiliğini klasik sanatlarımıza gönül vermiş bir isim olan Ayşe Emine Sultan Çelik yaptı.

                   SULTANAHMET’E KÜLTÜR SARAYI MECBURÎ

         Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, Fuat Başar’ın bu yılki ESKADER Kültür Sanat Ödülleri’nden Klasik Türk Sanatları dalında ödüllendirildiğini hatırlatarak kendi alanında yaşayan büyük üstatlardan biri olduğunu kaydetti. Başar’ın Küçükayasofya El Sanatları Çarşısı’nın evsahiplerden olduğunu hatırlatan Yardım, geçtiğimiz hafta Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşulan “Sultanahmet’e Kültür Sarayı”  önerisinin hayata geçmesi ile bu çarşıda ortaya konan eserlerin de sanatseverlerle buluşabileceğine dikkat çekerek şunları söyledi:

         “ESKADER’in Eski İstanbul Adliyesi’nin Kültür Sarayı olmasına yönelik önerisinin en kısa zamanda cevap bulmasını ümit ediyoruz. Bu karar, gelenekli sanatlarımızın birçok eserinin hem yerli hem de yabancı turistlerle buluşmasını sağlayacak ve Türk-İslâm sanatlarımızın yaşatıldığı bir alan olma özelliği kazanacaktır. Hepimiz artık böyle bir mekânın mecburiyetini anladık ve umuyorum ki yakın tarihte ona kavuşacağız.”

         Fuat Başar da konu ile ilgili görüşlerini dinleyicilerle paylaştı ve Sultanahmet’in benzersiz bir tarihi dokusu olduğuna dikkat çekerek “Bir resmî davet ile Kazakistan’a gittiğimiz sıralarda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Eski Adliye Sarayı’nın alt katının sanat eserlerinin teşhir edileceği bir salon haline getirilerek üst katların ise belediyenin yabancı misafirlerini ağırlamak üzere kültürümüzü yansıtacak bir biçimde düzenleneceğini ifade etmişti. Sultanahmet’in böyle bir yere her yerden çok ihtiyacı var ve bu oluşumun en kısa zamanda gerçekleşmesini temenni ederiz.” dedi.

                   1976 DÖNÜM NOKTASI…

         Programı yöneten Ayşe Emine Sultan Çelik, Fuat Başar’ın 35 yıllık sanat hayatında anlatacak çok sayıda hâtırası olduğuna vurgu yaparak hat ve ebru sanatında günümüzün sayılı üstatlarından biri olduğunu belirtti. Başar’ın İstanbul’a gelişinin ardından profesyonel sanat hayatının başladığını belirterek kendisinden sanat ilk tanışmasını anlatmasını istedi.

         Fuat Başar, hayattayken kendini anlatmanın çok zor olduğunu, ancak yaşadığı tecrübelerin geleceğe yadigâr olduğu düşüncesi taşıdığını ifade ederek hayat hikâyesini ve önemli hâtıralarını dinleyicilerle paylaştı:

         “Erzurum’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimim sırasında sanatla uzaktan yakından ilgin olmadı. Ama ortaokuldaki resim öğretmenim çizimlerimi beğenirdi. Lisedeyken şiir yazanlara çok kızardım. 1976 yılı hayatımda bir dönüm noktası oldu ve karşısına dikildiğim her şey başıma geldi. 23 yaşındaydım. O yıl hem yazı sanatı ile tanıştım, hem de şiirle ünsiyetim başladı. Şiirle ilk alâkam Halk sanatkârı ve son meddah Behçet Mahir sayesinde oldu. Okuma yazma bilmediği halde Köroğlu hikâyelerinin 11 kolunu şiir haliyle ezberden bilirdi. Bana sözün gücünü anlatan biri olmuştur. Öyle ki sohbetlerimizin birinde Piyasada beyaz şeker bulunmaz / Behçet’i çayıma katar içerim mısraını aklıma düşürdü. Bunun ardından karşılıklı hicivli atışmalarımız da başlamış oldu. 87 yılında öldüğünde meddahlık da bitti. O sıralar sürekli kitap okuyarak geçirirdim vaktimi ve bir gün kitapçıya gittiğimde rafları karıştırırken iki ciltlik Kalem Güzeli kitabını gördüm. Sayfalarına bakarken Neyzen Emin Efendi’nin sülüs bir şaheseri ile karşılaştım. O çizgilere bakarak kendimden geçtim dakikalarca ve yarım saat boyunca kitabı ayakta inceledim. Kitabı aldım ve yakınlardaki bir çay bahçesinde okumaya başladım. Kitabın içindeki ebrular beni çok etkilemişti ve ebru sevdası da aynı anda içime düştü. Kitabı okumaya devam ederken hayatımda daha sonraları önemli rol oynayacak iki zat ile aynı bahçede oturmakta olduğumuzu fark ettim. Esrar Baba ve Ömer Faruk Kızıloğlu aralarında bir tasavvuf konusunu konuşuyorlardı. Çok etkilendim ve sonra onları da hiç bırakmadım. Evet, ne olduysa 76 yılında oldu. O gün bugün sanatın içindeyim ve şiirle beraberim.”

UĞUR DERMAN’IN BÜYÜK DESTEĞİ

Erzurum gibi bir şehirde o tarihte ebruyu bilen hiç kimse olmadığı gibi herhangi bir kaynağa da ulaşamadığını anlatan Fuat Başar, bir ilan ile Prof. Uğur Derman’ın Türk Sanatında Ebru adlı kitabının çıktığını öğrenerek İstanbul’dan sipariş verdiğini ve getirttiğini, böylelikle 77 yılında ebru ile alakasının güçlendiğini ifade etti:

“Kitap gelince o gün üniversiteden eve kadar yürüme kararı almış ve yol boyunca kitabı okuyup bitirmiştim. Sonra eve gelince yeniden okumuştum. Hemen bir tekne yaptırdım ama kitre ve zamk gibi malzemeleri bulamıyordum. 78 yılından itibaren Uğur Derman ile mektuplaşmaya başladık. Kendisine bilmediklerimi soruyordum ama aldığım cevaplar üzerinden giderek bu işi başarmam mümkün değildi. Bir taraftan da yazıya devam ediyordum. Bunun için marangoza bir kalem yaptırmıştım. Sanıyordum ki çok güzel yazıyorum. Ama zaman geçtikçe ustaların değerini fark etmeye başlamıştım. Hattat Hamit Aytaç’a mektupla meşklerimi gönderiyordum ve o da bana olanı olmayanı yazıyordu. Uğur Derman o dönem maddî manevî desteğini üzerimizden hiç çekmedi. 80 yılına kadar yokluk içinde Erzurum’da çalıştım. Baktım ki yazı ve ebru bizi İstanbul’a çağırıyordu. Biz de geldik…”

         AYTAÇ OLMASA HAT SANATI SİLİNİRDİ

Hat mürekkebi için is elde etmeye çalışırken başına gelen komik olayları da anlatan Fuat Başar, başarısız birçok girişiminde mahvolan ev yüzünden annesinin onu kovduğunu, ancak desteğini hiç esirgemeden yazı yazarken “Oğlum, Allah ellerini meleklerine tutturarak yazdırsın.” diye dua ettiğini belirtti. İstanbul’a gelişinin ardından Hamit Aytaç ile çalıştığını ifade ederek ders aldığı üstadları anlattı:

“Hamit Aytaç çok düşünceli biriydi. Yazı gibi dev bir sanatı sırtlanmış ve Osmanlı ile Cumhuriyet arasında köprü olmuş. Bana öyle geliyor ki Hamit Bey olmasaydı bugün yazı sanatı olmazdı. 1980 yılında Hamit Bey’den icazet almak nasip oldu. Ondan sonra emeklemeye başlamış bir hattat olarak piyasaya atıldık. Küçüklü büyüklü yazı istekleriyle hayata tutunmaya başladık. Mecburdum, yazının başkentinde tutunmam gerekiyordu. O dönem Cağaloğlu’nda kitap metinleri de yazdım. Bir süre hayatımı böyle kazandım. 1986 yılında yaptığım evlilikten doğan oğlumun adını Hamit koydum. Eşimin kızlık soyadı da Aytaç’tı ve oğluma o soyadını verdik ve yeni nesil Hamit Aytaç’ın yetişmesini izliyoruz. Kendi hayatım ile Hamit Aytaç’ın hayatını karşılaştırdığımda yerler ve insanlar farklı olsa da mahiyetten dolayı aynı görünüyor. Onunla aramızda bu yönüyle ilginç bir bağ vardır.

Ali Alparslan ise yazı sanatına büyük emek vermiş bir sanat adamı ve edebiyatçıydı. Hamit Bey ile resmi idik, ama Ali Bey ile çok yakın muhabbetimiz vardı. Bir kış günü ebedi istirahatgâhına uğurladık onu. Ali Alparslan “Hocaları göçüp gidince insan onları çok özlüyor.” derdi ve Necmeddin Okyay’ı yâd ederdi. O zatlar olmasa bu sanatlar kaybolacaktı. O zamanlar yazı ile uğraşanların başı derde giriyordu. Bunları ben de yaşadım. Ama şimdi bakıyoruz ki hâlâ yazı sanatının başkenti Osmanlı döneminde olduğu gibi İstanbul’dur. Yurt dışında bir okul açılırken İstanbul’dan icazet almış birisi muhakkak kadroda bulunuyor.”

         HER ALANDA ZİRVE OLMAK GEREKLİ

Osmanlı döneminde sanatkârlar arasında hasetliğin olmadığını ve bunun olmaması için de yazı eğitiminden asırlar boyu ücret talep edilmediğini dile getiren Fuat Başar, bu geleneğin günümüze kadar böyle devam ettiğini belirtti. Başar, kendinin de aynı prensiple bu hizmeti yerine getirdiğini vurgulayarak “Yetiştirdiklerim arasından kırk kişiden bir kişinin bu yazı sanatına devam etmesi benim için gerçek bir karşılıktır. Tarihimiz kararınca kültürümüz de, asaletimiz de kaybolmaya başladı. Her alanda zirve olmayı hedeflemek gerekli. Bunu öğrencilerime ve bütün gençlere tavsiye ediyorum. Bu gayret olmadıkça bizim kendimizi bulmamız mümkün görünmüyor. Topluca silkelenmenin, kendimize gelmenin vakti geçmemiştir inşallah. Geçmişteki biz olmaktan başka seçeneğimiz yok” dedi.

Ayşe Sultan Çelik’in sanatkârlarda bulunması gereken hasletleri sorması üzerine Peyami Gürel gibi birçok önemli sanatçıya da ebru hocalığı yapmış olan Fuat Başar şunları söyledi:

“Bir İslâm sanatını öğrenmek isteyen kişinin önce İslâm ahlâkını tanıması lâzımdır. Kendine, sanata, geçmiş ustalara ve dinine saygı duyması gerekir. Haset ve tekebbür olan yerde büyüme olmaz. Bu kötü düşüncelerden Cenab-ı Hakk’a sığınmak gerekir. Bunların yanında dinmeyen bir merak gerekir. Hamit Aytaç “En az yüz merak lâzım bize. Meraksız olmaz.” derdi. Bediüzzaman da “Merak ilmin hocasıdır.” demiştir. Ve bir de sabır lâzım. Bu iş çileye talip olmaktır. Sevgi ve aşk olmadan da sanat olmuyor. Kalem ve fırça sanatlarına ara vermeye gelmez. El nankördür unutur.

Sanat eğitiminde özel ve şahıslara özgü bir yol izlemek gerekiyor. Eğitimde sanıldığı gibi herkes eşit değildir. Öğrenci yetiştirmeye gayret ederken bir öğrettik, iki öğrendik. ‘Bildiğinin tamamını öğretmeyen bir muallimin ağzına mahşerde ateşten gem vurulacaktır’ hadisi ışığında hareket ettik. Üstad ile talebe ilişkisi baba-evlât ilişkisi gibidir. Bazen ondan da ötedir. Geleneğimizde usta ile çırağını ölüm ayırır. Eğitim merkezlerimizde de aynı ruh olması gerekir.”

         HÂTIRALARINI YAZACAK

Harflerimizi kaybetmiş olmasının acısını en çok hissedenlerden biri olduğunu söyleyen Fuat Başar, bunun sebeplerini hâtıralarında yazacağını ifade etti ve böylece hâtıra eserinin müjdesini de vermiş oldu. Klasik sanatların bugünkü durumunu da değerlendiren Başar, “Bazı kanunların değişmesi gerekiyor ama hazırlanan anayasada gelenekli sanatlarımızı destekleyen bazı yasalar bulunacağını öğrendik. Bu sevindirici bir gelişme. Vakıf ve dernek olarak organize olmak konusunda hali hazırda bazı kuruluşlar olsa da tam bir birlik sağlanmış değil. Biz de bu konuyu ne kadar yararlı olabilir diye defalarca değerlendirdik ama bir sonuç elde edemedik. Bu birleşmeler olumlu olduğu sürece organize olmak iyidir” dedi.

Küçükayasofya’da bulunan Sanat Çaşısı’nın oluşumunu sağlayan Fuat Başar, kendileri geldikten sonra semtin daha güvenli hale geldiğini, daha önce etrafta bulunan tehlikeli şahısların çekilip gittiklerini ve bundan dolayı memnuniyet yaşadıklarını ifade etti. Gürbüz Azak’ın yazı çeşitlerine ilişkin sorusu üzerine bu sayının binleri aştığını söyleyen Başar, sadece 500 çeşidinin Kûfi yazı türüne ait olduğunu ifade etti. Kalan diğer çeşitlerle ilgili bir İspanyol’un bir araştırma eseri bulunduğunu ancak henüz bu eseri edinemediğini ifade ederek yazının kolay öğrenilen bir iş olmadığını, birkaç ömürde ancak vâkıf olunabileceğini kaydetti ve ustalarından alıntılar yaparak meseleye açıklık getirdi. Söz alan Prof Dr. Mehmet Zeki Kuşoğlu ise “Mensubiyet mesuliyet ister, bedel ister. Fuat Başar bu ikisini de yaşamış ve öyle bir sanatkâr olmuştur. Çileye de talip olmak gerekir” dedi. Dinleyiciler arasında bulunan Hattat Kâmil Nazik “Cenabı Hakk, bizi dünyaya gelirken güzele meylettirmiştir. Bu meyil bizde her seferinde daha güzelini yazmak isteği doğurur. Bu arayış bize doğuştan gelir” dedi.

Sohbet toplantısının sonunda Fuat Başar’ın oğlu Hamit Aytaç da kısa bir konuşma yaptı. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin dikkatle takip ettiği programın  sonunda hâtıra fotoğrafları çekildi.

3-fuat basar afisi _DSC0178 _DSC0176 _DSC0175 _DSC0172 _DSC0148 _DSC0155 _DSC0160 _DSC0162 _DSC0163 _DSC0139 _DSC0138 _DSC0137 _DSC0135 _DSC0132 _DSC0120 _DSC0121 _DSC0124 _DSC0127 _DSC0129 _DSC0119 _DSC0116 _DSC0113 _DSC0103 _DSC0098 _DSC0085 _DSC0086 _DSC0088 _DSC0094 _DSC0095 _DSC0084 _DSC0082 _DSC0079 _DSC0077 _DSC0074 _DSC0066 _DSC0068 _DSC0069 _DSC0070 _DSC0073 _DSC0065 _DSC0064 _DSC0063 _DSC0062 _DSC0060 _DSC0053 _DSC0056 _DSC0057 _DSC0058 _DSC0059 _DSC0051 _DSC0049 _DSC0048 _DSC0046 _DSC0044 _DSC0039 _DSC0040 _DSC0041 _DSC0042 _DSC0043 _DSC0038 _DSC0037 _DSC0034 _DSC0033 _DSC0032 _DSC0023 _DSC0024 _DSC0025 _DSC0026 _DSC0031 _DSC0021 _DSC0020 _DSC0019 _DSC0018 _DSC0015 _DSC0007 _DSC0014

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın