ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR PROGRAMI

Abdülhak Şinasi Sanatı Yeni Bir Devir Başlattı

         ESKADER’in Bâbıâli Sohbetleri’nde bu hafta vefatının 50. Yılında Abdülhak Şinasi Hisar anıldı. Her yönüyle Abdülhak Şinasi’yi anlatan Dr. Necmettin Turinay, “Abdülhak Şinasi Hisar nesrindeki yoğun sanatla devrinin şair ve yazarlarına öncülük etmiştir, maziyi uyandıran ilk yazar olmuştur.” dedi.

         Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin her Perşembe Timaş Kitapkahve’de gerçekleştirdiği Bâbıâli Sohbetleri’nde neredeyse unutulan bir isim olan Abdülhak Şinasi Hisar vefatının 50. yılında anıldı. Toplantıda Konuşmacı olan ve yazar ile ilgili uzmanlığı bulunan Dr. Necmettin Turinay, Abdülhak Şinasi Hisar’ın sadece sanat için yazmış büyük bir yazar olduğunu vurgulayan konuşması dinleyenleri mest etti. Abdülhak Şinasi Hisar’ı anmaya dair bir örnek teşkil eden toplantıyı ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım yönetti. Abdülhak Şinasi Hisar’ın külliyatı Yapı Kredi Yayınları tarafından Dr. Necmettin Turinay’ın öncülüğünde okurları ile buluşuyor.

YAHYA KEMAL’İN NESİRDEKİ KARŞILIĞI

         İstanbul Boğaziçili olan Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul’u en güzel anlatan yazar olduğunu vurgulayan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, 3 Mayıs 1963’de aramızdan ayrılması ile şiirde Yahya Kemal’in tartışılmaz üslûp özgünlüğünün nesirdeki temsilcisi olan, yeri doldurulmaz bir üstadı yitirdiğimizi söyleyerek “Dr. Necmettin Turinay, az bilinen Abdülhak Şinasi Hisar hakkında uzman bir isim. Doktora tezini kitaplaştırarak bir boşluğu doldurdu. Bugün Abdülhak Şinasi Hisar fikirleri ve eserleriyle yaşıyorsa bunu Necmettin Beye borçluyuz.” dedi ve sözü Dr. Turinay’a bıraktı.

         Toplantının Abdülhak Şinasi Hisar’ı sanki Ashab-ı Kehf gibi bir mağarada uyuyup kalmış ve unutulmuşluğundan bugüne taşımak anlamına geldiğini geldiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Dr. Necmettin Turinay, vesile olan ESKADER’e teşekkür etti. Bu durumun trajik bir çelişki olduğunu söyleyen Turinay, Abdülhak Şinasi Hisar’ın hayatını büyük ölçüde ablukaya alan ölüm korkusundan bahsetti. Ölüm korkuları ve fanilik düşüncesi içinde yazan Abdülhak Şinasi’nin “Acaba ne bırakabilirim?” sorusuyla ömrü boyunca arayışta olduğunu vurgulayan Turinay, “Ortaçağ simyagerleri gibi edebiyatın ve sanatın inceliklerine kafa yorarak kendine mahsus bir üslûp ortaya koymuş büyük bir yazardır. Büyük olduğu kadar da kayıptır. Sanata ve edebiyattaki üslûba büyük önem vermiştir.” dedi.

BÜYÜK DEHANIN BÜYÜK YALNIZLIĞI

         “Hayatımda hiçbir büyük muharriri kıskanmadım.” diyen Abdülhak Şinasi Hisar’ın büyük yazarlar karşısında bile kendini müstağni addeden bir ruh haline sahip olduğunu söyleyen Necmettin Turinay, Türkçe cümleye haşmetli ve büyük bir ifade kabiliyeti getirerek bu üslûp ve kabiliyetin ancak Yahya Kemal ve Necip Fazıl’ın mukabili olabileceğini dile getirdi. Bu değerin ancak böyle bir kıyasla anlatabileceğini, böylesine büyük bir dehanın da başka dehaların başına gelen kaderi yaşadığını ve yalnız öldüğünü anlatan Turinay, “Vefatı Ramazan’a denk gelmişti ve cenazesi de yalnızlığından ötürü belediye tarafından kaldırılmıştı. Aksaray Valide Camii’nde onu yalnız bırakmayanlar arasında Nihad Sâmi Banarlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Nabi Nayır da vardı. Bayram tebriklerinin yanında taziyelerle uğurlanmıştı.” diyerek babasının maarif müdürü, dergi çıkaracak kadar edebiyat âşığı olduğundan ve bundan dolayı isminin de Abdülhak Hamid ve Şinasi’nin isimlerinin birleşmesinden meydana geldiğini belirtti. Abdülhak Şinasi’nin anne ve babasının ayrılması ile evliliğe olan itimadının kökten sarsıldığını anlatan Necmettin Turinay, evliliğin kriz üreten bir merkez olduğu gibi yanlış bir kanaate kapıldığını ve ailevî krizden kaçışını siyasi gerekçelere dayandırarak Fransa’ya gittiğini söyledi.

 

 “ÖNCE KENDİNE YAZDI”

         Böylesi bir altyapı ve ruh hali ile gelişen Abdülhak Şinasi Hisar’ın teselliyi yazmakta, sanatta ve şiirde bulduğunu belirten Necmettin Turinay, kendine son derece sınırlı ölçüler belirlediğini, hedefini çok yüksek tuttuğunu, fayda amaçlı, kamuoyu tarafından beğenilmeyi esas alan bir düşünce ile tek bir satır yazmadığını, önce kendisine, sonra yalnızca sanatın yüksek tabakalarını temsil eden ehli usul zümrelerine yazdığını ifade etti. Eski şairlerimizin de bu zihniyette olduğunu anlatan Turinay, “Abdülhak Şinasi Hisar, mütareke yıllarında kısa bir dönem şiiri deniyor. Ahmet Haşim’in yazdığı bir dönemde ikinci bir şiir yazmaya gerek olmadığını düşünerek şiiri bırakıyor. Ardından fikir ve eleştiri yazıları yazıyor. Cumhuriyet’e kadar böyle devam ederek yazdıklarından hoşnut olmamaya başlıyor ve 7-8 yıl yazmaya ara veriyor. Ahmet Haşim’e hayrandı ama Haşim’in de döneminde sanatını ve kültürünü en takdir ettiği kişi Abdülhak Şinasi Hisar’dır. Yaşadığı müddetçe büyük takdir ve saygınlık kazanmıştır. Ahmet Haşim ve Refik Halit gibi yazarlar eserlerinden birini ona ithaf etmiştir. Onun yazış şekli, akranları arasında gıpta uyandırmıştır. Yahya Kemal de bu isimlere dahildir. 1928’de annesinin ölümüyle ciddi bir muhasebeye giriyor kendiyle. ‘Ben her an ölüm korkusuyla yaşıyorum, ama öyle yaşamayanlar benden önce gittiler. Boş durmak niye?’ diye sorarak asıl yazılarının başlangıcını 1933 yılında yapıyor.” dedi.

MASUMANE VE ŞİİRLİ BİR YAZIŞ

         Cumhuriyet’in 10. yılına yeni bir üslupla giren Abdülhak Şinasi Hisar’ın o sıralarda âdeta yok sayılarak karalanan, sövülen mazimize bir pencere açtığını anlatan Dr. Necmettin Turinay, bu yazıların Varlık dergisinde yayımlandığını anlattı. Dergiyi çıkaran Yaşar Nabi’nin en büyük destekçisi olduğunu da hatırlatan Turinay, Abdülhak Şinasi’nin Tanpınar, Ziya Osman Saba ve Cahit Sıtkı Tarancı tarafından büyük ilgi gördüğünü belirtti. 1933’den 1936 yılına kadar aralıksız her ay Varlık’ta yazan Abdülhak Şinasi’nin bunun dışında birkaç dergiye de yazdığını hatırlatarak “Yazıları siyasi ya da popülist değildi. Dönemin problemleri ile de ilgili değildi. Hiç kimsenin önem vermediği, değer biçmediği, tenezzül etmediği bir iş yapıyordu. Daha Galatasaray Lisesi’ne başlamadan önceki hâtıralarını yazıyordu. Çocukluğunun geçtiği Boğaziçi yalılarını ve Büyükada köşklerini anlatıyordu. Bugününden geçmişine bakıyor ve uzak geçmişini bugünün bakış açısıyla yazıyordu. İki “ben”ini de yaşatıyordu yazılarında. Son yıllarda edindiği birikimi alabildiğine azaltarak geçmiş çocukluk dönemine öyle derinlemesine yoğunlaşmaya başlıyor ki masumane bir çocuğun yarı velayeti gibi müthiş inşirahlı fikirler, yüksek sezgilerle yoğrulmuş şiirli bir yazış doğdu.” diyen Turinay, “Büyük sanatkârlar derin bir masumiyet içinde yazarlar.” sözünün de yazışının bir izahı olabileceğini söyledi.

MAZİ BİR ÇOCUĞUN GÖZÜYLE GERİ GELİRSE…

         Abdülhak Şinasi’nin çocukluk hâtıralarını yazarken çocuk bakış açısını merkeze alan bir anlatım kullandığını, İstanbul’u ve Boğaziçi’ni anlattığını söyleyen Dr. Necmettin Turinay, 3 yıl boyunca devam eden bu yazıların bütün sanat çevrelerini şaşırttığını, ne yapmak istediğini anlamaya çalıştıklarını, kendi mevzularının tamamen dışında kalem oynatan böylesi bir dehanın bütün ilgileri üstüne topladığını belirtti. Bütün yazarların o dönemde geçmişi reddeden, kötüleyen istikbali öne çıkaran yazılar ve eserler kaleme aldıklarını, Abdülhak Şinasi’nin bu çamurlama propagandası içinde ve geçmişi tasfiye döneminde hem de Cumhuriyet’in onuncu yılında bir çocuğun bakış açısıyla geçmişi anlatmasının, suçlanan mazi çok güçlü bir şiire ve güçlü bir savunmaya dönüştüğünü ve o günün nesilleri ile tanıştığını dile getiren Turinay, “1934 yılından itibaren bu yazış etkiler uyandırmaya başladı. Bu nesirlerden sonra Tanpınar’ın, Ziya Osman Saba’nın, Cahit Sıtkı Tarancı’nın, Asaf Halet Çelebi’nin, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiiri de mazi ile dolup taştı. O günlerde Abdülhak Şinasi’ye şiir ithaf etmek bir modaya dönüştü.” dedi. Abdülhak Şinasi’nin yazışı ile mazinin ne büyük bir kıymet olduğunun yeniden farkına varıldığını, Yahya Kemal’in şiirindeki bu etkinin de bu nesirlerden sonra olduğunu anlatan Necmettin Turinay, maziyi hatırlatan ilk kişinin Yahya Kemal değil de Abdülhak Şinasi Hisar olmasının Tanpınar’ın kendi tespiti olduğunu gösteren yazısından bölümler aktardı.

TEFRİKA EDİLİRKEN BÜYÜK İLGİ GÖREN İLK ESER

         Abdülhak Şinasi’nin nesrinden yola çıkarak millî kültür ve tarihimizi ve herkesin kendi mazisini bu dille anlatmasının imkânları üzerine önerilerde bulunan Halit Ziya Uşaklıgil’in Abdülhak Şinasi’nin anlatım gücüne olan hayranlığı dile getirdiğini ifade eden Necmettin Turinay, Tanpınar’ın “Bursa’da Zaman” şiirinin de bu devrede ortaya çıktığını belirtti. Abdülhak Şinasi’nin oluşturduğu tesirin mantıktan kuvvet alan ve fayda getiren bir tesir olmadığının altını çizen Dr. Necmettin Turinay, bir çocuğun hayranlıklarını ve ürperişlerini anlattıklarıyla büyük tesir oluşturmasının da bir dehanın habercisi olduğunu söyledi. İlk romanı Fahim Bey ve Biz’in yarışma serüveninden ve tefrika edildiği yıllarda bütün dikkatlerin üzerine çekilmesi, kaleme alınan sayısız olumlu tenkitle yazılırken ilgi gören ilk eser olduğuna da dikkat çeken Turinay, bu romanın Cumhuriyet sürecini desteklemediği için yarışmada birinciliğe değil üçüncülüğe lâyık bulunduğuna dikkat çekti. Bu romanın ardından yazılan Tanpınar’ın Huzur, Peyami Safa’nın Yalnızız ve Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Yakup Kadri’nin Zehra romanlarının Fahim Bey ve Biz’in ardından gelen bize ait romanlar olduğuna dikkat çeken Turinay, büyük hatipler, büyük fikir ve bilim adamlarının büyük etki oluşturduğunu ama sanatın hepsinden farklı olduğunu ve hissettirmeden düzeni değiştirdiğini ve güzelleştirdiğini, Abdülhak Şinasi’nin etkisinin de geniş çaplı bir sanat etkisi olduğunu belirtti.

         Seçkin bir dâvetli topluluğunun büyük bir dikkatle takip ettiği anma toplantısı, Ahmet Yüter Hoca’nın okuduğu dua ve hâtıra fotoğraflarının çekilmesiyle son buldu.

manşet eskader _DSC0065 _DSC0064 _DSC0063 _DSC0054 _DSC0046 _DSC0047 _DSC0050 _DSC0052 _DSC0053 _DSC0040 _DSC0037 _DSC0034 _DSC0031 _DSC0030 _DSC0022 _DSC0024 _DSC0025 _DSC0026 _DSC0027 _DSC0018 _DSC0017 _DSC0014 _DSC0013 _DSC0012 _DSC0005 _DSC0006 _DSC0010 _DSC0011

VİDEO

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın