70’li YILLARIN EFSANE YAZARI CAVİT ERSEN

DSCF9429

Eserleri yen nesillerle buluşmalı

2003 yılında kaybettiğimiz Bâbıâli’de bir döneme damgasını vurmuş olan yazar ve romancı Cavit Ersen, vefatının 10’uncu yılında ESKADER tarafından düzenlenen bir toplantı ile anıldı.

         Bâbıâli Sohbetleri, her Perşembe gerçekleştirilen nezih programlarla ilgi toplamaya devam ediyor. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) tarafından düzenlenen sohbetlerin mekânı ise Cağaloğlu’ndaki Timaş Kitapkahve. Bu hafta vefatının 10’uncu yılında yazar ve romancı Cavit Ersen yâd edildi. Programı ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım yönetirken yazarın oğlu Ömer Süreyya Ersen gelini Kâmile Ersen ve torunu Pınar Ersen dinleyenler arasındaydı. Toplantının konuşmacıları ise Bâbıâli’deki dostlarından Üstün İnanç, Gürbüz Azak ile hayat hikâyesiyle ilgili araştırmalarını sürdüren Erol Ülgen’di. Ersen hakkında bilinmeyenler, yanlış bilinenler, unutuluşunun ardındaki gerçekler konuşuldu, hâtıralar canlandı.

UZUN YILLAR BİR YAZARIN İZİNİ SÜRMEK…

Açılış konuşmasını yapan Mehmet Nuri Yardım, gençlik yıllarında Kızıl Zindanlar adlı kitabı ile yazarı tanıdığını ve İstanbul’a geldikten hemen sonra Cavit Ersen’e ulaşabilmek için türlü yollar denediğini, ancak bunu yıllar sonra gerçekleştirebildiğini anlatırken Darıca Huzurevi’ndeki görüşmeye dair şunları söyledi:

“Karşısında beni gördüğünde çok mutlu oldu, gözleri doldu. Unutulmamış olduğunu görebildiği için çok mutlu olduğunu söylemişti. Kendisiyle bir mülâkat gerçekleştirdik. 2001 tarihinde Türk Edebiyatı Vakfı’nda Servet Kabaklı öncülüğünde bir program düzenlendi. Bu program ile unutulmak üzere olan ve bir devrin romanları en çok okunan yazarı hatırlanmış oldu. Bugün de vefatının 10’uncu yılı dolayısıyla bir aradayız. Böyle büyük bir yazarı ve iz bırakmış bir gazeteciyi unutturmamamız lâzım. 1980’den önce Sinan Yayınevi tarafından basılan kitapları, 80’den sonra yayınevi kapandığı için yayımlanamamıştır. Ama bugünlerde birkaç yayınevi Ersen’in kitaplarını yayımlaya talip. En kısa zamanda bu kitapların yeni nesil ile buluşmasını diliyoruz.”

         ÇOK İYİ BİR GAZETECİ…

Yardım’ın ardından sözü, Bâbıâli emektarlarından yazar ve tiyatrocu Üstün İnanç aldı. Cavit Ersen ile 1965 yılında kurulan Babıâli’de Sabah gazetesinin Anadolu masasını yönetirken tanıştığını, o sıralarda kendisinin yeni başlamış tecrübesiz bir gazeteci olduğunu söyleyen İnanç, Ersen ile ilgili bir hâtırasını da nakletti:

“Antalya Film Festivali’nin ikinci yılında Babıâli’de Sabah gazetesinde yeni işe başlamış bir gazeteciydim ve bana bu festivalin haberini yapma görevi verildi. Elbette tecrübesizdim. Cavit Ersen, o haberi hazırlamamda baştan sona bana yardım etti. Görüşebileceğim isimleri verdi ve haber metninde yardımcı oldu. Hatasız ve bir o kadar da seri daktilo yazardı. Çok iyi bir gazeteciydi.”

         İSTANBUL’DA BİR EV HAYALİ…

Gençlik yıllarını Bâbıâli’de geçirmiş yazar ve gazeteci Gürbüz Azak da Cavit Ersen ile yan yana çalışma imkânı bulmuş, yazarın en çok satan ve ismini duyuran Kızıl Zindanlar adlı kitabın da kapak resmini yapmış bir isim. Gazeteciliğin büyük zorluklarla yapıldığı ve yokluğun hâkim olduğu dönemlerde Ersen ile birlikte İstanbul’da bir ev hayali kurmanın yoğun çalışma temposu içinde âdeta bir mola gibi onları rahatlattığını anlatan Azak, hem Bâbıâli’nin zor şartlarını hem de Cavit Ersen’i anlattı:

“Ben Sakarya’dan her gün trenle Haydarpaşa’ya, vapurla da Bâbıâli’ye gelirdim. Cavit Ersen de İstanbul dışındaydı. Öyle bir yokluk vardı ki, İstanbul’da bir ev edinmek bile hayaldi. Bir gecekondumuz olsa yine yeter derdik. Cavit Ersen gibi isimler o dönem Bâbıâli’nin omurgasını teşkil ettiler. Yıllık iznini kullanmayacak kadar çalışkan ve işine sadıktı. Yazmış olduğu Kızıl Zindanlar romanı, kendinden 10 yıl sonra yazılan ve Nobel ödülü alan Aleksandr Soljenitsin’in Gulag Takımadaları adlı başyapıtıyla benzer niteliklere sahiptir. Çok basıldı, çok okundu. Asla kıskanç biri olmadı. Çevresine daima katkıda bulunan verimli bir insandı.”

“TEFRİKA ESERLERİ DE KİTAPLAŞTIRILMALIDIR”

Sonrasında söz alan akademisyen ve yazar Erol Ülgen, Mehmet Nuri Yardım’a teşekkür ederek sözlerine başladı. Yardım’ın çabaları ve mülâkatı ile Cavit Ersen’le tanıştığını, aradan geçen 10 yıllık bir zamanda Cavit Bey’in hayatını araştırma konusunda kendine ilham verdiğini ve biyografi ortaya koyacak kadar doküman elde ettiğini anlatan Ülgen, Ersen’in hayat hikâyesi ile ilgili bilgileri dinleyicilerle paylaştı:

“Tam adı Mehmet Cavit Ersen’dir. Adana’da doğup büyümüştür. Çocukluğunda Adana ve çevresinde bisiklet gezileri yaparmış.  Kuvayı Milliye ruhuyla büyümüş bir kişilik. Zaten Türk milliyetçiliği de böyle başlıyor. Yazar ve romancı olma istediği daha küçük yaşlardayken beliriyor. Gençlik döneminde Adana’da fikir ve sanat toplantıları düzenlemiş, gençlere örf ve ananelerini öğretmeye çalışmıştır. Adana Şehir Tiyatroları’nın kurucu müdürlüğünü yapmış, yazdığı tiyatroları hem oynamış, hem yönetmiştir. Sekiz kez hayata sıfır noktasından yeniden başladığını söylemiştir. Beyaz İhtilal adlı kitabıyla siyasî konuları ele alıp sisteme ters düşünce öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır. Böylece gazeteciliğe başlamış, birçok gazetede çalışmış ve bu mesleği uzun yıllar sürdürmüştür.

Gazeteciler Cemiyeti’nin Darıca Huzur Evi’ne yerleşinceye kadar zor zamanlar geçirmiştir. Eğitimci, şair, iyi bir Türk milliyetçisi ve iyi bir Müslüman’dır. Kızıl Zindanlar’dan sonra birçok yazarın övgüleriyle karşılaşmıştır. Zira son derece akıcı üslûbu ile bir solukta okunan bir romandır. Ardından uzak ve yakın tarihimizi okuyucu ile buluşturmuş ve 40 civarında eser ortaya koymuştur. Bir kısmı yayımlanmışsa da bir kısmı tefrika olarak yayımlanmış ancak kitaplaşmamıştır. İlkokullar için ders kitapları da hazırlamış olmakla birlikte şiir kitapları da mevcuttur. Bugün kitaplarını basacak yayınevinin tefrika edilmiş eserleri de yayımlaması gerekir.”

         BU ÜLKEDE YAZAR VE SANATÇI OLMA ZORLUĞU

Konuşmacı olarak son sözü büyük oğlu Ömer Süreyya Ersen alarak babasındaki Kuvayı Milliye ruhunun Fransız İşgali döneminde Adana’da düşmanla mücadelede bulunan ninesinin (Cavit Ersen’in annesi)  etkisiyle oluştuğunu ifade etti. Nenesinin de şair ve yazarlık vasıfları bulunduğunu ve bu yüzden babası Cavit Ersen’i de yazarlık konusunda teşvik ettiğini belirterek Adana’nın yazar potansiyelinin yüksek olduğuna dikkat çekti. Dedesinin ise siyasi içerikli romanlar kaleme alması konusunda oğluna destek çıkmadığını söyleyerek yazar ve sanatçı olmanın bu ülkede hiç de kolay olmadığını ifade etti ve kitapları çok sattığı dönemlerde dahi bu gelirin geçimi için yeterli olamadığını belirtti. Ömer Süreyya Ersen, babasının öğretmenlikten gazeteciliğe geçişi ile ailevî durumlarla alâkalı olarak yanlış bilinen bazı gerçekler hakkında önemli bilgiler verdi:

“Siyaset içerikli kitapları yüzünden öğretmenlikten uzaklaştırıldı. Bu onda derin bir üzüntü meydana getirdi. Kendisi köy enstitüleri mezunudur. Kitapları ve gazetecilik yönü ile Bâbıâli’de öyle yer etmişti ki bir gün yürürken Yaşar Kemal beni çevirerek ‘Sen Cavit Ersen’in oğlusun’ demişti. Beni tanımadığı halde babama benzetmişti. Kızıl Zindanlar isimli kitabını Babıâli’de Sabah gazetesindeki küçücük odada nasıl yazdığına şahit olmuştum.

         YARGISIZ İNFAZ

Babamın vefatından öncesine ve vefatına ilişkin bazı sitelerde çok çirkin ve asılsız ifadeler yer aldı. Keza bunu bazı gazetelerimiz de yapmıştı öldüğü günlerde. Bu meseleler araştırılmadan ve bize danışılmadan ele alınmış ve yalan yanlış haberler üretilmiştir. En çok da ailevi meselelerimiz ve huzurevinde yaşaması ile ilgili haberlerdi bunlar. Darıca Huzurevi, şartları, ortamı ve konumu bakımından babamın kendi tercihi olmuştur. Bir hafta-on gün kadar kaldıktan sonra kısa süreliğine annemin yanına geçerdi. Ömrünün son yıllarında annem ve babam yeniden bir araya gelmişti. Söylenenlerin aksine ölene kadar yanında olduk. Üstelik kendisini defalarca Balkan ülkelerine tatile göndermiştim. Asla ihmal edilmişliği söz konusu olamaz. Araştırmadan haber yapmak basınımızın en önemli kusurudur.”

Toplantıya birlikte aynı gazetede çalıştıkları döneme ait hâtıralarla katkıda bulunan Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Cavit Ersen’in yöneticiler arasında olduğu Babıâli’de Sabah gazetesinin bütün sahayı kucaklayan milliyetçi ve dindar bir gazete olduğunu vurgulayarak 1967’de çalışmaya başladığı gazete ortamını anlattı. Çiftiçigüzeli, Ersen’in giyiminin son derece mütevazı olduğunu, Kızıl Zindanlar ve Minyeli Abdullah kitaplarının dönemin şuurunu taşıyan en önemli eserler olduğunu kaydetti.

         ERSEN KİMLİĞİNİN YAYINCILARA UZAKLIĞI

BilgeKaraca Yayınları’nın sahibi Latif Bey, Cavit Ersen’in son kitabı olan Başbuğ’un yayımcısı olarak bugün Cavit Ersen’in eserlerinin yayımlanmamasının yayıncıların siyasî tercihlerinden kaynaklandığını, tiraj ve marka peşinde olduklarını, bu performansı sergileyen yazarların da Ersen’in fikirleriyle ilgisi bulunmadığını vurgulayarak “Milliyetçi Müslüman Türk kimliğini yaşatan bir ismi bu ortam kolay taşıyamaz. Kitaplarında yer alan fikirler de o günkü Türkiye şartlarının zaruretleri yüzünden bu çizgidedir. Ama vakit kaybetmeden bu kitapların yayımlanması gerekiyor. Ersen’in yeniden okunabilmesi için ben de kitaplarını yayımlamak isterim” dedi.

Spiker-sunucu Harun Yöndem ise bu toplantı sebebiyle Cavit Ersen ile tanıştığını, Bâbıâli’de Gürbüz Azak ile yaşadıkları tren yolculuklarının sinema için müthiş bir tema olacağını ifade ederek “Sanatçılar ve yazarlar herkes gibi yaşamazlar ve herkes gibi de ölmezler. Cavit Ersen de bu nedenle herkes gibi yaşayıp vefat etmemiştir” dedi. Program genç neyzen Yasir Doğan’ın icrası ile sona erdikten sonra hâtıra fotoğrafları çekildi.

135 cavit ersen afis  orjinal cavit ersen ile cavit ersen ve sinan beyle DSCF9369 DSCF9372 DSCF9382 DSCF9384 DSCF9385 DSCF9386 DSCF9387 DSCF9388 DSCF9390 DSCF9392 DSCF9394 DSCF9395 DSCF9397 DSCF9401 DSCF9402 DSCF9403 DSCF9404 DSCF9405 DSCF9407 DSCF9408 DSCF9410 DSCF9411 DSCF9412 DSCF9414 DSCF9415 DSCF9417 DSCF9418 DSCF9419 DSCF9421 DSCF9422 DSCF9423 DSCF9428 DSCF9429 DSCF9439

Yorum yazabilmek için lütfen Oturum Açın